Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Yavuz Sultan Selim'in Hayatı
XV. Yüyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Askerî Teşkilât
Yemişçi Hasan Paşa
Mehmed Salih Efendi
DULKADİROĞULLARI BEYLİĞİ
Çaldıran Savaşı
Abaza Mehmet Paşa'nın İsyanı
Topal Recep Paşa
Fuat Paşa'nın meşhur sözü neydi?
XVI. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Donanması

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Çalık Hacı Ali Paşa

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın hem hemşehrisi ve hem de yetiştirmesi olup onun sadaretinde kapıcılar kethüdası tayin edilmiştir. Hacı Ali Paşa, efendisinin ölümünden sonra hacca gidip oradan dönünce 1096 H.- 1685 M.'te Çavuşbaşı ve bir sene sonra vezirlikle Sakız muhafızı ve 1100 Safer ve 1688 Aralık ayında Kandiye valisi olup selefi Fazıl Mustafa Paşa Sakız muhafızı tayin edildi.

Hacı Ali Paşa 1101 H.-1690 M.de Erzurum valisi olup aynı zamanda Anadolu'dan cepheye asker sevkine memur edilmiş ve yine o sene şevvalinde yani 1690 Temmuz'da İstanbul kaymakamlığına getirilmiş ve oradan da Diyarbakır valiliğine gönderilmiştir.

Hacı Ali Paşa insaflı ve halkı sıyanet eden bir vezir olduğundan Diyarbakır'da valilere ancak dört beş yük akçe hasıl olup valilerin geçinmeleri Bâdihava denilen bir gelire münhasır idi. Bundan dolayı Ali Paşa halka zulm ve eziyeti mûcib olan böyle bir para ile maişetini temin edemeyeceğini söyleyerek maişeti için hükümetten bir maaş tahsis edilmedikçe oraya gidemiyeceğini beyan etmesi üzerine hazineden otuz yük akçe tayin olunmuştur (Zubdetü'l-vekayi).

II. Sultan Ahmed, Arabacı Ali Paşa 'yı azle karar verince çoktan fikrini Diyarbakır beylerbeyi Hacı Ali Paşa'dır diye bu hususta maiyyeti ağalarının mütalealarını sormuş onlar da "İstanbul kaymakamlığında hüsn-i halini işitirdik bir âkil ve kâmil adam imiş Allah mübarek eyliye" demişlerdir.

Kadı Ali Paşa'nın azli üzerine Hacı Ali Paşa bir hatt-ı hümayunla Edirne'ye davet olunarak yakın gelince mühr-i hümayun kendisine yollanmış ve Edirne'ye girişini padişah tebdil-i kıyafetle münasib bir yerden seyreylemiştir (1103 Receb - 1692 Mart). Hacı Ali Paşa, işe başlamasından iki ay sonra Avusturya cephesine hareket etmiştir.

Hacı Ali Paşa Belgrat'a varınca vaziyet görüşüldü; askerin son meydan muharebesindeki (Salankamen muharebesi) yılgınlığı ileri sürülerek tekrar bir mağlûbiyet zuhurunda pek te müstahkem olmayan Belgrat'ın düşmesi ihtimalinden bahs olunduğundan kalenin tamir ve tahkim edilmesi ve şayet düşman gelirse müdafaa harbi yapılması kararlaştırıldı; bu suretle Belgrat kalesi tahkim edildikten sonra sadrâzam Edirne'ye döndü (1104 Rebiulâhir ve 1692 Aralık).

Padişah ikinci Ahmet, bir gün Edirne'de tebdil gezdiği esnada muharebe sebebiyle yapılan mâlî salgınlardan dolayı mes'ul tuttuğu Başdefterdar Canibi Ahmed Efendi'yi azletmesini ve yerine bir insaflı adamı defterdar yapmasını daha tebdilden geri dönmeden, Çuhadar ağa ile vezir-i azama bildirmiş; vezir-i âzam pâdişâhın hatt-ı hümâyununu okuyunca canı sıkılmış ve:
-"Bu nasıl iştir? bana danışmayınca defterdar mı azlolunur? hep sizin ilkaatınız iledir" diye Çuhadar'a söylenir. Ertesi günü tekrar defterdarın azli için ikinci bir hatt-ı hümayun gelmiş ise de Hacı Ali Paşa sefer vaktidir azli muvafık değildir diyerek muvafakat etmeyip "ben bizzat gidip arzedeyim" demiş ise de üçüncü bir hatt-ı hümâyunla "bir emniyetli adamı defterdar yapıp hemen gelesin" diye katî irade gelince sadrâzam ister istemez Canibi Ahmed Efendi'yi azledip yerine sipahiler ağası Ali Ağa'yı tayin ettikten sonra saraya gitmiştir. Padişah vezir-i azama :
-"Ben sana üç defadır azlettim, yerine bir mütedeyyin ve müstakim bendeyi nasbedesin deyu hatt-ı şerif gönderdim yine fermanımı tutmadın" deyince vezir-i âzam:
-"Ne cürüm ile müttehem oldu ki azli îcabeder?" demesi üzerine pâdişâh:
-"Bütün memleketime ettiği zulümden Edirne şehri şikâyetçilerle doldu" diye cevap vermiş; fakat buna karşı sadrâzam cesaret göstererek:
-"Hayır pâdişâhım aslı yoktur, hünkârıma hilaf inha etmişler, defterdar bir hizmetkârdır; kendiliğinden bir işe kadir değildir; her ne işlerse benim fermanımla amel eder zulmü varsa cezası verilir, böyle garazkârlar sözüne îtimad buyrulursa bundan kemal-i mertebe hizmete iktidarım yoktur vüzera kullabından bir bendelerini dahi istihdam buyur pâdişahım" diyerek Mühr-i hümayunu çıkarıp vermiştir. Buna karşı Sultan Ahmed:
-"Behey adam ben ötey gün fukarayı araba kenarına getirip sual eyledim; üzerlerine salyâne olan bid'atleri birer birer söylediler, malûm oldu ki zulümde defterdarla bile olup ben zâlimi hariçte tecessüs ederken meğer zâlim sen imişsin; emrim tutmayan şahıs bana vekil olamaz getir sende olan emaneti" diyerek mührü aldıktan sonra:
-"Bir alay halk gördün mü padişahı bir adamı bunca uzak yerden getirip vezir-i âzam edip şimdi öldürdü diye ta'n ederler, yoksa şimdi senin hakkından gelirdim var taşrada eğlen vezir-i âzam geldikte nasb veya tekaüdlük ile muradına müsaade olunur" diye yanından çıkarmış ve vezir-i âzamlığı ikinci vezir Bozoklu Mustafa Paşa'ya vermiştir (1104 Receb ve 1693 Mart). Mustafa Paşa ilk önce "uhdesinden gelemem" diye sadareti kabul etmemiş ise de pâdişâh kızarak:
-"Bu saat ikinizi de katlederim ve mührü yeniçeri ağası İsmail Paşa'ya yahut Ağrıbey muhafızı İbrahim Paşa'ya veririm" demesi üzerine Bozoklu sadareti kubul etmiştir. Bunun üzerine Mustafa Paşa selefinin afvini istirham etmiştir. Sultan Ahmed, Hacı Ali Paş a'ya tekrar huzuruna getirterek :
-"Paşa bu işi kendü kendiye sen eyledin. Hangi memleket valiliğini istersen sana ihsanım olur; muradın ne ise makbul-i hümâyunumdur" demiştir.
Hacı Ali Paşa teşekkür ettikten sonra:
-"Mansıp ricasında değilim" diyerek kifayet mikdarı bir şey tayinini ve hassı olan Mihaliç gelirini istemiştir. Yeni sadrâzam burasının geliri az olduğunu söylemesi üzerine Hacı Paşa:
-"Böyle sefer vaktinde ve hazinenin darlığı sebebiyle bu dahi çoktur, kanaat ederim" diye mukabele etmiştir.

Hacı Ali Paşa, azlinden sonra emeklilikle Bursa'da oturtulup 1110 H.-1698 M. de Kandiye muhafızı olarak orada vefat etmiştir. Vezir-i âzamlığı bir sene kadar olup dürüst ve temiz bir insandı. Ölümünde altmış yaşında idi; kendisine Çalık Ali Paşa da denilirdi. Kendisini yakından tanıyan defterdar Sarı Mehmed Paşa fevkalâde doğruluğundan bahseder. Oğlu Hüseyin Bey ilmiye sınıfından yetişmiş ve 1120 H.- 1713 M. de vefat etmiştir. (Şakayık zeyli şerhi).

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz