Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
İnsani değerler zirvede
Osmanlı Türk Masalları - Sırmalı Pabuç Eflatun Cem Güney
Hocazâde Esad Efendi
İtalya'daki Diğer Hükûmetler ve II. Murat Dönemine Kadar Osmanlılarla İlişkileri
Nüfusu ve Yönetim Şekli
Osmanlı Sarayları
Anadolu Beylikleri Ladik Denizli Beyliği
Karaman Arapzade ve Dikbasan Camii
Osman Hamdi Bey
Osmanlı Devletinin Doğuşu

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Çaldıran Savaşı

Çaldıran muharebesi


İki Tarafın Harp Nizamı

İki ordu Azerbaycan vilâyetinin kuzey batısında ve Doğu Bayezid kasabasının seksen kilometre güney doğusuyla Van gölünün kuzey doğusunda bulunan Çaldıran ovasında karşılaştılar (2 Receb 920-Ağustos 1514).

Osmanlı ordusu Çaldıran’a geldiği vakit Şah İsmail orada idi. Gerek Ustaclu oğlu Mehmed ve gerek Osmanlı memleketlerinde propaganda yapmış olan Nureddin veya Nur Ali Halife, Osmanlılar harp saflarını tanzim etmeden evvel hücum edilmesini söyledilerse de Durmuş Han Şamlu bu mütalaayı kabul etmedi.

Çaldıran sırtlarından ovaya inen Osmanlı ordusu tertibatını aldı; usul üzere pâdişâh, Kapıkulu efradıyla yani yeniçeri, topçu ve cebeci ve Kapıkulu süvarisiyle ordu merkezinde yerini aldı. Maiyyetinde vezir-i âzam Hersekzade Ahmed Paşa ile ikinci vezir Dukakin oğlu Ahmed Paşa ve üçüncü vezir Mustafa Paşa vardı. Sağ cenaha Anadolu beylerbeyi Hadım Sinan Paşa ve sol cenaha Rumeli beylerbeyi Hasan Paşa kumanda edecekti.

Şah İsmail sağ kola en büyük kumandanı Durmuş Han Şamlu ve Nur Ali Halife ile diğerlerini, sol kola Diyarbakır beylerbeği Ustaclu oğlu Mehmed Han'ı koymuş ve kendisi de muhafız efrad ile geride ihtiyatta kalmıştı. İki taraf kuvvetleri müsavi gibi idi.


İki Ordunun Durumu

Osmanlıların yaya yani yeniçeri kuvvetleri çok muntazam olup buna mukabil şahın da altmış bin kişilik mükemmel süvari kuvveti vardı. Şahın kuvvetleri yorgun değildi; fakat Osmanlı kuvvetleri bin türlü açlık ve sıkıntı içinde iki bin beş yüz kilometrelik yolu katedip yorgun ve aç bir halde gelmişlerdi. Zaten şahın maksadı da Osmanlı ordusunu harabelerden içeri çektikten sonra imha etmekti; Osmanlı süvarisi bitkindi; buna mukabil İran ordusunda da top yoktu.


Harp Meclisi

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran sahrasına gelir meclisi gelmez derhal bir harp meclisi akteyledi; askerin istirahati için harbin yirmi dört saat tehiri mi yoksa sabahleyin şafakla beraber harp edilmesi mi muvafık olacağı görüşüldü. Vezirler birinci şıkkı muvafık buldular; başdefterdar Pirî Mehmed Çelebi, asker arasında Şah İsmail'e taraftar bulunması ve bilhassa akıncıların büyük bir kısmının Alevî olmalarına binaen bunların karşı tarafla anlaşmadan evvel harbe girilmenin muvafık olduğunu söyledi.

Başdefterdarın bu mütalaası Yavuz'un hoşuna giderek: "İşte yegâne rey sahibi bir adam, yazık ki vezir olmamış” demiş ve sabah şafak sökerken harp olmasına karar verilmiş ve ertesi gün savaş başlamıştır (3 Receb 920 ve Ağustos 1514).


Savaş

Şah İsmail esir ettiği bir asker vasıtasıyla Osmanlı ordusunun tertibatını öğrenmiş olduğundan bir tuzağa düşmemeğe çalışıyordu. Bundan dolayı hücum etmeyerek cenaha (sol kola) yükleniyordu. Şahın sağ cenahı, Osmanlıların sol cenahını bozmuş ve beylerbeyi Hasan Paşa maktul düşmüştü; bu cenahın bozulmasına sebep ordu önünde bulunan azapların (hafif piyade kuvvetlen) topların önünden içeri alınamayarak topların zamanında işletilememesi olmuştur; fakat sağ cenah kumandanı Hadım Sinan Paşa topları tam zamanında ateşliyerek şahın sol cenah kumandanı Ustaçlu oğlu Mehmed Han maktul olarak kuvvetleri bozulmuş ve Rumeli koluna yardım etmek üzere merkezdeki yeniçerilerin tüfek ateşi karşısında şahın galib gelen sağ cenahı da bozulmuş ve bütün İran cephesinde bozgun baş göstermişti.


Şah'ın Kaçışı

Bu sırada Şah İsmail kurşunla kolundan yaralanarak atından düşmüştü. Bir Osmanlı süvarisinin mızrakla hücumu üzerine şahın maiyetindeki zabitlerden Mirza Sultan Ali, "Şah benim” diye süvariye doğru koşarak esir düştü, bu sırada Hızır adında bir seyis şaha atını vererek onun kaçmasını temin etti. Şah bu suretle ve zorlukla kendisini kurtarabilmiş, fakat bütün eşya ve karargâhı ele geçip haremi Taçlı Hanım esir edilmiştir. Muharebe esnasında akıncı kumandanlarından Malkoçzade Bâli Bey'in küçük oğlu Silistire sancakbeyi Tur Ali Bey bizzat Şah İsmail tarafından öldürülmüştür.

Çaldıran mağlûbiyeti üzerine Şah İsmail Tebriz de tutunamayacağını anlayarak Dergüzine kaçmış ve Osmanlı kuvvetleri Tebriz'i işgal eylemişlerdir. Yavuz, Tebriz'de sekiz dokuz gün kadar kaldı ve Tebriz'deki sanat erbabı, tüccar ve sair işe yarayacaklardan bin haneyi İstanbul'a naklettirdi ve bu meyanda Timur'un ahfadından Bedi'ü’z-zaman da vardı.


Çaldıran Savaşı Dönüşü

Yavuz Sultan Selim bu savaştan sonra Şah İsmail’in yakasını bırakmak istemeyerek onu tamamen ezmek azminde idi; bundan dolayı o sene kışı Azerbaycan'da Karabağ'da geçirip ertesi sene tekrar harekete geçmek istiyordu. Bu maksatla Karabağ'a yönelmişti; fakat Aras nehri kenarında yine bazı devlet adamlarının yeniçerileri kışkırtmaları üzerine orada oturamayarak ortalık sükûnet buluncaya kadar Amasya'da oturup orada kışlamayı uygun gördü ve hareket etti.

Dönüşte Nahcivan'da iken askerlerin bazı köy evlerini yakmalarını vesile yaparak, "Siz askeri muhafazada ihmal gösteriyorsunuz” diye vezir-i âzam Hersekzade ile ikinci vezir Dukakinzâde'nin çadırlarını başlarına yıktırarak azletti ve böylece Amasya'ya geldi; buradan ilkbaharda tekrar İran seferine gideceği mütalaasıyla top ve cephaneyi Şarkî Karahisar'da bırakmış ve askerin de Ankara'da kışlamasını emreylemişti.

Dukakinzade’nin Veziriazamlığı ve Katli

Yavuz Sultan Selim bu suretle Amasya'da oturduğu sırada (920 Zilkade) Dukakinoğlu Ahmed Paşa'yı vezir-i âzam ve başdefterdar Pirî Mehmed Efendi'yi de üçüncü vezir tayin etmişti. Dukakinoğlu'nun vezir-i âzam olmasından iki ay sonra yani 921 Muharreminde (1515 Şubat) padişahı İran seferinden alıkoymak için yine devlet erkânının tahrikiyle bir yeniçeri ayaklanması vukua gelmiş ve yeniçeriler Amasya'da divan-ı hümâyun kabul edilen yere gelerek ileri geri lakırdı etmişlerdi. Bu hale karşı canı sıkılan Yavuz bu hâdiseden on gün sonra Dukakinoğlu Ahmed Paşa'nın hâdisede muharrik ve müşevvik olduğunu ve aynı zamanda vezir-i âzamin Dulkadiroğlu'yla ittifakı olup mektuplaştığını anladıktan sonra Ahmed Paşa’yı huzuruna çağırıp bizzat kendi hançeri ile yaraladıktan sonra içoğlanlara başını kestirmiş ve bir müddet veziri-i âzamlığa kimseyi tayin etmemiştir.

İran Şahı Tarafından Elçi Gelmesi

Padişah Amasya'da bulunduğu sırada Şah İsmail tarafından Abdülvehhab adında bir elçi gelerek sulh istediyse de İran seferini devam ettirmek isteyen pâdişâh, cevap vermeyerek elçiyi nezaret altına aldırmıştır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz