Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Hacı Bayram-ı Velî
Hamid oğulları
Ebu İshakzâde Mehmed Esad Efendi
Kıt/ 'a
II. Osman'ın Şahsiyeti
Mercidabık Savaşı
Osmanlı Hoşgörüsü
Bursa Murat Hüdavendigar Camii
Moralı Enişte Hasan Paşa
Tanzimat Fermanı - Gülhane Hatt-ı Hümayunu

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Çanakkale'yi Kazandıran Ruh

İnsanımız tarih boyunca hep güzelliğin temsilciliğini yaptı. İnandıklarını aynen tatbik etti. Fethettiği yerlere Hak ve Adaleti götürdü. Yüksek seciyelerini ortaya koyarak, o ülke insanlarını hayretler içerisinde bıraktılar. Oraları terkettikten sonra bile, insanlarımızın ahlakı, asırlarca konuşuldu. Kanun koymalarında örnek teşkil ettiler.

Dünya üzerinde nerede bir mazlum toplum varsa, derhal yardımlarına koştular. Zalimlere hadlerini bildirdiler. Yeryüzünde ecdadımızdan habersiz birşey yapılmadı. İki ülke arasındaki anlaşmazlığı çözmek için bile ecdadımızın hakemliğine başvurmuşlardır. İnsanımız dünyanın en gözü tok ve namuslu insanı idi. Katiyyen satekarlığa ve müşteri aldatmaya tenezzül etmezlerdi.

Yaptıkları mallar da gayet sağlamdı. Bu vasıflarından dolayı, İngiliz tüccarları, Türk tüccarlarını pek takdir ederler, onlardan alış veriş yapmayı tercih ededrlerdi. Misal olarak Londra'nın eski bir ticaret odasında; "Türklerle alış veriş et" diye bir levha asmışlardı. İnsanımızın dürüstlüğüne, fazlasıyla saygı ve emniyet edilirdi.

Hollanda Ticaret odasında reyler(oylar) birbirine eşit olursa, reis sorardı:
- İçinizde Türklerle alış veriş eden bir tüccar var mı? Bir tanesi;
- "Ben ederim..." deyince, onun reyini iki sayıp neticeyi alırlardı.

Osmanlı zamanında, bir dükkandan kundura satın alan bir müşterinin kundurası bir iki günde patlarsa ve müşteri bu kundurayı esnaf kahyasına götürüp şikayette bulunursa, kahya meseleyi araştırıdı. Eğer bu ustanın böyle bir kaç tane daha kundurası kötü çıkmış ise, derhal esnaf kahyalarını toplar, o dükkanın önünde toplantı yaparlardı. Kahya kunduracıya;
- Bu kundurayı sen mi yaptın?
- Evet
- Niçin sağlam yapmadın? Şikayetler çoğaldı. Senin papucunu dama atıyorum! diyerek, bu çürük pabucu dama atardı. Bunu bütün çarşı esnafı da seyrederdi. Bu adama; "artık pabucu dama atıldı" denilirdi. derhal dükkanı kapatılır, bir daha o şehirde kunduracılık yapamazdı.

Yavuz Sultan Selim, Mısır'ı fethetmek üzere yola çıkmıştı. Ordu saatlerce Kocaeli'nin bağlık ve bahçeliklerin arasından geçti. Her taraf meyvelikti. Tam Gebze'ye geldiği zaman orduya mola verildi. Yavuz, yeniçeri ağasına;
- Canım elma istedi. Bana, pazardan elma satın al, dedi. Yeniçeri ağası, elma aradı bulamadı. Hatta askerlerin dağarcıklarını bile arattı, bir tek elma bile bulamadı. Padişahın yanına gelerek:
- Padişahım! bir tek elma bile bulamadım, deyince;
- Askerlerimde de yok mu?
- Dağarcıklarını arattım. Birinden bile bir tek elma çıkmadı, diye söyleyince, Yavuz Sultan Selim;
- Eğer bir askerimin üstünde, halkın bahçelerinden koparılmış bir tek elma çıkmış olsaydı Mısır seferinden vazgeçecektim, dedi.

Bunu ordunun ahlakını tecrübe için yapmıştı.

Plevne Harbi devam ettiği günlerde, Gazi Osman Paşa kumandanlarını etrafına toplamış onlara talimat veriyordu. Birdenbire yanlarına bir top mermisi düştü. Her taraf toz duman içinde kaldı. Yanlarında patlayan merminin şiddeti ile bütün subaylar yere kapandılar. Tehlike geçtikten sonra yerinden doğrulan subaylar, Osman Paşa'yı heyecansız bir şekilde olduğu yere oturmuş olduğunu gördüler. Bir subay şaşkınlığını gizleyemedi ve Paşa'ya sordu:
- Paşam, mermi yanınızda patladı, hiç korkmadınız mı?.. Paşa tebessüm ederek:
- Cenab-ı Hak, her mermi danesi üzerine, savaşan neferlerin teker teker adlarını kazımıştır. Kimin zamanı gelirse, ismi yazılı mermi neredeyse onu bulur öldürür. Görülüyor ki, bu mermi parçalarının hiç birinde birimizin adı yokmuş. Hepimiz sağ kaldık. Bunun için düşman kurşunundan korkulmaz... diyerek ruhundaki gizli olan manevi cesaretini maiyetine anlatmak istemişti.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethedilmesinden sonra, Fener Patrikhanesinin papazlarını huzuruna davet etti. Onlara iltifatta bulundu. Sözünün arsında:
- Papaz efendiler! Türkler ilelebet İstanbul'u muhafaza edebilecekler mi? diye sordu. Papazlar:
- Bize 3 gün müsaade ediniz. Size sonra cevap verelim! dediler.
Fatih de papazlara bu izni verdi. Papazlar ertesi sabah, erkenden Türk esnafının bulunduğubir çarşıya geldiler. Bir kumaşçıya girdiler. Kumaş alacaklarını söylediler. Fkat dükkan sahibi:
- Ben siftah ettim. Karşımdaki dükkan henüz siftah yapmadı. Ondan alış veriş yapınız, dedi.

Ayağına kadar gelmiş hem de peşin para ile alış veriş yapacak bir müşreriyi hiç satış yapmayan dükkan komşusuna göndemesine şaştılar. Fiyatlar her dükkanda aynı idi. Bu namuslu esnafa hayran kaldılar. Fatih'in huzuruna çıktılar. Padişaha:
- Türk esnafının bu ticari ahlakına hayran kaldık. bu şekilde devam ederse, siz kıyamete kadar İstanbul'da yaşarsınız, dediler.

Yıldırım Beyazıt zamanında Anadolu'da savaşlar devam ediyordu. Türk askerlerinden biri fethedilen bir şehirde gayet güzel bir kadın esir etti. Bu güzel Rum dilberini bir zafer armağanı olarak komutanları Demirbaş Paşa'ya taktim etti. Demirbaş Paşa, askere:
- Derhal bu kadının kocasını bul! diyerek onu vazifelendirdi. Asker kadının kocasını bularak paşanın huzuruna getirdi. Demirbaş Paşa, kadının kocasına:
- Karınızın namusunun askerlerimizin iffeti sayesinde kurtulduğunu bil! diyerek, çok güzel olan bu kadını kocasına teslim etti. Oraları feth gayelerinin ırza tecavüz olmadığını, kadınlara dokunulmadığını herkese gösterdiler.

Ecdadımızın asırlarca hep zirvelerde kalması, onun bu yüksek ahlakından kaynaklanıyordu. Bayrağı hiç yere düşürmediler...

Ecdadımıza Çanakkale'yi kazandıran da; sahip olduğu bu yüksek ruhtu...

Günümüzün kavgalara, ödenmeyen çeklere, senetlere ve tutulmayan sözlere bakılacak olursa, kendimize, şanlı atalarımıza yakışır, layık torunlar olabildik, diyebilir miyiz?..

Onların bırakmış oldukları emanetler üzerinde yaşayan bizler, onların bıraktıkları emanetlerin bekçisi olabildik diyebilir miyiz?..

Yazan: okyanus

Kaynak: Türk Menkıbeleri(Enver Behnan Şapolyo)

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz