Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu-3
Meslekî
Hayalî Şemseddin Ahmed
XVIII. Yüzyıl Başından Ortasına Kadar Osmanlı Ordusunun Durumu
Cibali'de Tarihî Sokaklar, Evler
Sultanzâde Mehmet Paşa
Savaş zamanındaki hizmetleri
III. Osman
Davud-ı Kayserî
Fâtih Sultân Mehmed

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

İlk Osmanlı Padişahlarının Şahsiyetleri

Osman Gazi, hakikatte hükümdar olmayıp Türk ülkesinin kuzey batısında bir uç beyi idi; kendisinin şimdiye kadar ne bir sikkesine ve ne de bir kitabesine tesadüf edilmiştir. Ahi'lerin nüfuzundan istifade eden Osman Gazi, planlı ve programlı faaliyetiyle hududunu genişletmiş, yaşadığı müddetçe Anadolu Selçukluları ile İlhanlılara tabi bir uç beyi olarak kalmıştır.

Hakiki olarak ilk Osmanlı hükümdarı Orhan Bey'di (1324 — 1362). Babasının son zamanlarında ona vekalet eden ve vefatından sonra da Ahilerin karariyle beyliğin idaresini bilfiil eline almış olan Orhan Bey, teşkilatçı, uyanık, azim sahibi, siyasi hadiselerden istifade etmesini bilen bir devlet reisi idi. Esaslı bir programla hareket ederek Rumeli'de yerleşmek için ilk temeli atmıştır; değerli kumandanları sayesinde beyliğin hududunu genişleterek idari ve askeri teşkilatla onu bir devlet haline sokmuştur.

Orhan Bey'in oğlu I. Murat (1362 — 1389) Rumeli ve Anadolu'daki başarılarıyla devleti bir imparatorluk derecesine çıkarmıştır. Babası gibi teşkilatçı olup Kapıkulu ocakları ve diğer askeri teşkilat, zamanın ihtiyaçlarına göre bunun devrinde yapılmıştır. Rumeli'de, nüfuzu altına aldığı krallık ve despotluklardan yardımcı asker almak suretiyle geniş fütuhatta bunlardan da istifade etmesini iyi bilmiştir. İrade ve azim sahibi, cevval, tebeasına karşı adil ve halim ve icraatında pek seridi. Bütün harekatında hesaplı bir programla hareket ederek Rumeli'de Türklerin yerleşmelerini temin etmiş, bunun için bir kısım Türk aşiretlerini ve bazı yerli halkı Rumeli'ye iskan eylemiş ve yeni kanunlarla devleti kuvvetlendirmiştir. Bu muvaffakiyetinde Çandarlı Kara Halil Hayreddin ile onun oğlu Ali, Lala Şahin Paşa ve Timurtaş Paşa, Hacı İlbeyi, Evrenuz (Evrenos) Bey gibi başlıca vezir ve kumandanları kendisine büyük hizmetler görmüşlerdir. Tarihte Gazi Hünkar ve Hudavendigar unvanını almıştır. I. Murat'ın hususi kütüphanesi olduğunu bu kütüphane için istinsah edilmiş olan eserlerden anlıyoruz.

Bunun oğlu Yıldırım Bayezid (1389—1402) fütuhatını Rumeli'den ziyade Anadolu'da yapmış, fakat Bulgaristan'ın doğrudan doğruya ilhakiyle Niğbolu muzafferiyeti gibi büyük başarı ile Balkanlarda sükûn ve istikrarı temin eylemiştir. Anadolu beyliklerini bir hamlede ortadan kaldıran Beyazıt, Amasya, Samsun, Sivas ve Malatya'yı alıp Erzincan'a kadar hududunu genişletmiştir. Asabi, şedid ve nefsine itimadından dolayı sözünden ve kararından dönmeyen Yıldırım pek değerli bir kumandan olmakla beraber Ankara önünde lüzumsuz inadı ve kumandanlarının tavsiyelerine ehemmiyet vermemesi yüzünden meşhur meydan muharebesini kaybetmiş ve hudutlarını çok genişlettiği devletinin parçalanarak küçüldüğünü gördükten sonra ölmüştür. Timur hadisesi, Osmanlı fütuhatını yetmiş sene geriletmiştir.

Bayezid'in ölümiyle Timur'un memleketine dönmesinden sonra Osmanlı şehzadeleri arasındaki saltanat kavgalarında bu devleti nihayet bir idare altında toplamıya muvaffak olan Çelebi Sultan Mehmet (1413—1421) sekiz sene süren hükümdarlığı zamanında azim ve ciddiyeti, verdiği söze ve yaptığı muahedeye riayeti ile muasırı olan hükümdarların itimadını kazanmış ve haklı olarak Osmanlı devletinin ikinci kurucusu olmuştur. Biraderi Süleyman Çelebi'nin Anadolu'da Marmara kıyısında Bizanslılara terk ettiği bazı yerleri ve Samsun, Saruhan ve Aydın İli'ni geri almış ve Menteşe beyliğini hakimiyeti altına sokmuştur; bu Osmanlı hükümdarının yirmi dört muharebe ve müsademede bulunup kırka yakın yara aldığı rivayet edilmektedir. Çelebi Mehmet'in de hususi kütüphanesi olduğu anlaşılıyor.

Çelebi Mehmet'in oğlu II. Murat (1421—1451) on sekiz yaşında devletin idaresini eline aldığı zaman ortaya çıkarılan amcasına karşı etrafındaki kıymetli ve tecrübeli vezir ve beylerinin tedbirleriyle muvaffak olmuştu. Zamanında Osmanlı hududu genişlemiş, Varna muharebesindeki galebesi kendisinin daha evvel Haçlılara karşı olan mağlûbiyeti lekesini silmiştir. Alim ve şairlerin hamisi idi; zevk ve sefa ile memleket müdafaası işlerini dengede tutmaya muvaffak olmuş, hudutlarında beliren tehlike üzerine iş ü nûş sofrasından kalkarak ordusunun başında sefere gitmeyi bilmiştir; hadiselerin tetkikinden, kendisinin mülayim, iyi kalpli, adil, cesur, olgun bir hükümdar olduğu görülüyor; fakat kendisinde ne babasının ve ne de oğlunun azim ve iradesi vardı; bütün devlet işlerini saltanatının başından sonuna kadar kendilerine tam itimat gösterdiği Çandarlı zade İbrahim Paşa ile onun oğlu Çandarlı Halil Paşa adeta müstakil olarak idare etmişlerdir. II. Murat'ın da hususi kütüphanesi vardı.

Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar devlet idaresinde hüküm ve nüfuz Türk vezir ve beylerinin ellerinde iken daha sonra II. Murat zamanından itibaren Pençik Oğlanları ile devşirmeden yetişen devlet adamları meydan almışlardı; hatta 1444'de Edirne-Segedin antlaşması nı müteakip II. Mehmet'in birinci defaki hükümdarlığında Rum aslından olan Zağanos Paşa fazla yüz bulmuş ve bunun nüfuzunu ve padişahla kendisi arasında bulunmasını çekemeyen vezir-i azam Çandarlı zade Halil Paşa diğer devlet erkanıyla anlaşarak II. MuratVarna seferine getirip daha sonra tekrar hükümdar ilan eylemişlerdir. Fakat İstanbul'un fethini müteakip Halil Paşa öldürülüp diğer Türk beyleri iş başından uzaklaştırılınca meydan devşirmeden yetişmiş olanlara kalmış ve bundan sonra tam manası ile Osmanlı saltanatı başlamıştır. II. Murat da dahil olmak üzere baştan itibaren 1451 senesine kadar gelen Osmanlı hükümdarları daimi surette halkla temas ederler, divanda bizzat dava dinleyip devlet işlerini görürler ve muharebe meydanlarında askerlerine silah arkadaşı muamelesi yaparlardı. Fatih Sultan Mehmet saltanat usulünü kabul ile divan müzakeresini terk ederek halkla teması kesince milletle kendi arasına ince bir perde çekilmiş ve zaman geçtikçe, yani halefleri devrinde bu perde kalınlaşarak tebea ile hükümdar birbirlerini görmez ve tanımaz olmuşlardır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz