Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanlı Fetih Politikası ve Alınan Yerler
Eğitim Alanında Tanzimat
Lepanto - İnebahtı Deniz Savaşı
Şeyh Hamdullah ve Mektebi
Beyşehir Eşrefoğlu Seyfettin Süleyman Camii
Köprülü Mehmet Paşa
PADİŞAHLARIN MESLEKLERİ
Kütahya Küpecik Camii
HACI ILBEYI
Memikzâde Mustafa Efendi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

İsmail Sefâ

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

1867 de, babası Behçet Bey'in Hicaz vilâyeti Mektubçuluğu'nda bulunduğu bir sırada, Mekke'de doğdu. Öğrenimini, Dârüşşafaka'da yaptı. Okulu bitirdikten sonra, Evkâf Nezâreti ile Posta ve Telgraf Nezareti'nde. çalıştı. 1888 de, Mülkiye îdâdîsi'ne edebi öğretmeni oldu. Muallim Nâcî'den sonra, aralık, Mirsâd dergisini idare etti. 1897 sıhhati bozuldu; hastalığı veremdi. Hava değişimi için Midilli'ye gitti. Birkaç ay sonra biraz iyileşerek, İstanbul'a döndü. 1900 yılındaki İngiltere-Tıransuvâl savaşı sırasında İngiltere lehindeki bâzı siyâsî hareketlere katıldığı için tevkif edildi ise de, biraz sonra serbest bırakıldı. Fakat saray, aradan süre geçince, evinde gizli toplantılar yapıldığı bahanesiyle, onu 1900 yılı mayısında Sivas'a sürdü. Sivas'ın sert havası, hasta ciğerleriniyeniden ve hızla sarstı. Bu şiddetli sarsıntıya dayanamayan şâir, 24 Mart 1901 de orada öldü. İlk olarak Garibler Mezarlığına gömülmüşse de, kemiklerinin, sonradan ikinci defa ve yine Sivas'ta başka mezarlıklara nakledildiği hakkında bir söylentiler de vardır.

İsmail Sefa, hiçbir eskilik ve yenilik iddiası taşımadan, bu hususta esaslı bir fark gözetmeden eserler meydana getirmiş olan bir şâirdir. Bunun içindir ki şiirlerinde hem eskilik, hem de yenilik tarafdârlarının memnûn kalabilecekleri özellikler görülür. İlk yazıları, Tanzîmât edebiyatının son dönemine rastlar. Bu dönemin eskilik - yenilik kavgalarına - iki tarafı da kırmayacak şekilde - hafif dokunmalarla karışmış, her iki tarafın da iyi yönlerini görmeğe çalışmıştır. Çok hisli, nâzik ve alçak gönüllü oluşu da başka türlü hareket etmesine zâten engeldi. Vezine, kafiyeye ve dilin kaidelerine gösterdiği bağlılıkla o devrin eskilik tarafdârlarına temayül ettiği hâlde, zevk ve anlayışça yeni şiiri tercih etmiş gibidir. Esasen yakın dostlukları da, daha çok, yeni edebiyatın genç mensubları İle kurmuş bulunuyordu,

Kitab hâlindeki ilk eseri, Sünûhât (1890, 1912) İsimli ve tercî-i bend şeklindeki uzun bir manzûmedir. Bundan sonraki şiirlerini,Mu Mâ Sefa (1891) adlı ve iki bölümden ibaret bir kitabta topladı. Birinci bölümde babası Behçet Bey'in, ikinci bölümde de kendisinin şiirleri vardır. Bu eseri; uzun ve manzum bir diyalog olan Mağdûre-yi Sevdâ (1892, 1912), hasta kardeşi şâir Ahmed Vefâ'ya hava değişimi yaptırmak için babasının doğum yeri olan Trabzon'u ilk defa olarak ziyaretini anlatan ve uzun bir manzumeden ibaret bulunan MevIid-i Pederi Ziyaret (1896), dergilerde dağınık bir hâldeki şiirlerini bir araya getiren Mensiyyât (1896, 1912), hastalanması ile Sivas'a sürülmesi arasındaki süre içinde yazılmış şiirlerinden meydana gelen Hissiiyyât (1912) ve Dâmâd Mahmud Paşa'nın İntak-ı Hakk adlı manzumesinin tahmîsi (İntak-ı Hakk'ın Tahmisi, 1912) tâkîb eder.

Muallim Nâci'nin kendisine Şâir-i mâder-zâd (Anadan doğma şâir) adını taktığı Sefa, zayıf bünyesinin ve husûsî hayatındaki ıztırâbların akisleriyle, şiirlerinde umumiyetle içli ve marîz bir duygu dünyâsına gömülmüş gibidir. "İlliyyîne yahut Zemîne Bir Nazar" isimli manzumesi ise, nazmımızda, Tanrı'ya ve onun eserlerine, eski tevhîd tarzından ayrılarak bambaşka bir yoldan giden, bu hususta dînin anlatışına değil, ilmin anlatışına dayanan ilk örnek olması bakımından bilhassa dikkati çekmektedir.

İsmail Sefâ'nın, bunlardan başka, tenkîdlerini bir araya toplayan Muhâkemât-ı Edebiyye (1913) isimli bir eseri ile, Ahmed Vefâ ile beraber Fransızcadan yapılmış Vehâmetli Sevdalar (1894) adlı bir de roman tercümesi vardır.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1985.

Şiirleri

Gözlerim

Mün'atıftır asumana ekseriyyâ gözlerim
Etmek ister arş-ı a'lâyı temâşâ gözlerim
Bir bakış baktın ki aynen arz u tasvîri muhal
Nûr-ı dîdem! Gözlerinde kaldı hâlâ gözlerim
Gözlerimden anlıyorsun mâ-cerâ-yi aşkımı
Gizlesem de sırrımı etmekte ifşa gözlerim
Gözlerinde işte kendi aksimi görmekteyim
Görmemişti böyle bir timsâl-i sevda gözlerim
Şimdi gerçek ey Sefa yârimle hem-sohbet miyim
Pek inanmam galibâ görmekte ru'yâ gözlerim


Şarkı

Her dem sözüm efsûs ile eyvah olacaktır;
Dünyâda benim son nefesim âh olacaktır!
Derdimden - eminim o da agâh olacaktır:
Dünyâda benim son nefesim âh olacaktır!

Pür girye olan gözlerimi bağlayacaksın,
Kurbân edeceksin de beni ağlayacaksın!
Âhın ne demek olduğunu anlayacaksın,
Dünyâda benim son nefesim âh olacaktır!

Sağlıkta, Sefa! Böyle gider nâle vü zarım;
Hâk-i siyehe düştüğü dem cismi nizârım
Âh olmalıdır fâtiha-yî seng-i mezarım :
Dünyâda benim son nefesim âh olacaktır!


Şarkı

Anarım ismini, ağlar, yanarım, sızlanırım;
Dem olur, kendi gözümden seni ben kıskanırım.
Görecekler, sevecekler, kapacaklar sanırım.
Dem olur, kendi gözümden seni ben kıskanırım.

Âh gördüm, hele gördüm yine ru'yâda seni
Görebilsem ne olur böyle alel-âde seni
Görmesin kimse derim ben göreyim sâde seni
Dem olur, kendi gözümden seni ben kıskanırım.

Seni gördüm de hayâtımda sefalar gördüm
Senden ayrı yaşamaktan iyidir bence ölüm
Başkasıyle seni görmek ölümümdür ölümüm
Dem olur, kendi gözümden seni ben kıskanırım.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz