Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Kuruluşundan XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlılardaki Bazı Ünlü İlim Adamları
Ahmet Paşa
Yeniçeri efendisi ve dairesi
Tersaneye Gemi ve İş Yapan Yerler
XV Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Geri Hizmet Birlikleri
Osmanlı Su Tesisleri Özellikleri
Çandarlı Vezir Ailesi
Sarıkamış Faciası
Enver Paşa'nın Türkistan Macerası
XIV. Asrın Son Yarısıyla XV. Asır Ortalarına Kadar Osmanlılarda Köprü

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

İsmet Paşa'ya da dinci dediler!

İsmet Paşa'ya da dinci dediler!
08/10/2006


Son yirmi yıldır konuşulan bir iddia var; buna göre 'irticaya taviz ve karşı-devrim' 1950'lerde başladı. Yani çok partili sisteme geçişle birlikte. Tabii Demokrat Parti ile. Bu büyük bir palavra. 50 yıldır irtica tartışılıyor. Ama iş, irtica nedir'e geldiğinde, herkesin ayrı bir tarifi var. Herkes de kendi tarifini dayatmaya çalışıyor. Oysa bizzat Atatürk'ten sonra 'İkinci Adam' olarak nitelenen ve 'laisizmin bayraktarı' sayılan İsmet Paşa bile dincilikle suçlandı. İsmet Paşa'yı irticaya taviz vermekle, hatta “Dinci” diye itham edenlerin başında, Atatürk döneminde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, Milli Eğitim Bakanlığı ve CHP milletvekilliği yapan Prof. Hikmet Bayur geliyor. Bayur, vefatına kadar Türk Tarih Kurumu, TTK Atatürk ve Türk Devrimini Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu üyeliği görevini de sürdürdü. Atatürk'ün emriyle ilk “İnkilab Tarihi” dersini veren de Bayur idi. CHP Genel İdare Kurulu üyeliği de yapan Bayur, İsmet Paşa döneminde bu görevinden azledildi.

'İNÖNÜ DİN DÜŞMANLIĞI YAPMIYOR'

Bayur, İsmet Paşa devrinde Atatürkçülüğü övmenin bile ortadan kalktığını iddia eder. Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan'ın kızı Arı İnan'ın 'Tarihe Tanıklık Edenler' kitabında yer alan anekdotlara göre Bayur, İsmet Paşa'nın 'dinciliği'ni şu sözlerle anlatıyor:

“Atatürk öldükten sonra biz seçim bölgemize gittik. Bir müddet sonra, yani 1-2 ay sonra. Galiba seçimlerden sonra gittik. Baktım her mahallede bri Kuran Kursu açılmış. Bunlar yoktu eskiden.

Arı İnan -İnönü iktidarında mı?

-Evet İnönü Cumhurbaşkanı olmuş, Recep Peker de İçişleri Bakanı –ki Recep Peker bu işde gayet mutaassıptı. Bu softaların şiddetle aleyhindeydi– Kuran Kursları açılmış, her mahallede bir tane var. Gittim Ankara'ya Recep'e dedim ki 'ne hal bu?', 'Ne yapayım?' dedi.

Arı İnan -Yani bu 'ne yapayım', emir büyük yerden geliyor manasına mı?

-En büyük yerden geliyor. Yani İnönü din düşmanlığı yapmıyor, dinci. Sonra gel zaman git zaman İlahiyat Fakültesi açıyor. Sonra İmam Hatip okulları açıyor. Bu okullara fıkıh dersi koyuyor. E! Fıkıh dersine hiç lüzum yok. Çünkü kalkmış. Fıkıh demek şeriatten doğma, yani Kuran'dan ve hadisten peygamberin davranışından çıkarılan hükümlere göre yapılmış kanunlar denmektir. E! Onlar kalkmış. Biz bugünkü ihtiyaca göre kanun yapıyoruz. Eskiden Osmanlı İmparatorluğu'nda bir kanun yapılırken, 'şeriate uyar mı uymaz mı?' diye bakılırdı. Yani bir kanun bugünkü şartlara uyuyor mu, ihtiyacı karşılıyor mu?dan evvel, şeriate uyuyor mu? denilirdi. Şimdi bunu İmam Hatip okulunda imamlık edecek, hatiplik edecek adama bunu öğretmeye ne lüzum var? Tekrar şeriati canlandıracak adamlar yetiştirmek demektir bu. Bu fıkıh öğretilir, ama nerede, Hukuk Mektebinde. Madem ki Hukuk Mektebi'nde Roma Kanunu okutuluyor ve Roma kanunundan modern kanunlar çıkmıştır okutuluyor. Fıkıh da okutulur ve yetişecek hukukçulara oradan Osmanlı kanunları ve İslam kanunları nasıl çıkmıştır gösterilir. Onun felsefesi yapılır; ama İmam Hatip olacak adamlara -binlerce adamlara- fıkıh dersi okutmak saçmadır. Bunu da İnönü yapmıştır. Bütün bunlar oyları kazanmak için. Demokratlar bunu geliştirdiler. Onlar geliştirince hücum başladı. Yahu! Bunların hiçbirini Demokratlar yapmadı. Siz yaptınız ve isteyerek yaptınız. Recep Peker gibi bir adam 'Ne yapayım' dedi.”

AFGAN KRALI ATATÜRK'Ü DİNLEMEDİ

Bayur'un Afgan Kralı Amanullah Han'ın Afgan kadınlarının çaduri tabir edilen örtüsüne müdahalesiyle ilgili aktardığı anekdotlar da hayli ilginç. Kendisini Atatürk hayranı olarak zikreden Amanullah Han'ın inkilab yapıyorum diyerek, polis zoruyla kadınların sokakta çadurilerini yırttırması üzerine Atatürk, Kabil Elçisi Yusuf Hikmet Bayur'a “Söyle ona, başını kayaya vurmamalıdır insan” diyerek uyarmasını istemiş. Amanullah Han ise Bayur'a , “Hiç endişe etmesinler, kaya gibi ordu arkamda' demişti. Atatürk, Amanullah Han'ın Türkiye ziyaretinde yaptığı bir konuşmada da, onu yapacağı reformlar için uyarmış, “Bir toplumun kökleşmiş örf ve adet, hissiyat ve telakkiyatı mühimdir. Müteşebbis fertler üzerinde adeta amir ve hakim bir tesir ederler” diyerek toplum koşullarına dikkat etmesini istemişti. Afgan Kralı, Atatürk'ün ikazını dinlemedi. Gerisini Bayur'dan dinleyelim:

“Kabile gittiğim zaman yumuşak şekilde –gördüm gene aynı şeyleri yapıyor– ona böyle söyledim. Yani Atatürk'e ağabeyim falan diyorsunuz. O böyle söyledi. Yani böyle yapmamalı. 'Hiç merak etmesinler' dedi. Elini havaya kaldırdı, yumrukla böyle, 'Bütün millet avucumun içindedir” dedi. Ondan sonra o kaçtıktan sonra öğrendim. Bakanlarına demiş ki, 'Türkler korkaktır. Bak ben onlara neler göstereceğim.”

Bayur'un aktardığına göre Amanullah Han bir isyanla devrilmiş. Amanullah Han'ın canını kurtarmak için kaçarken ne yaptığını Bayur şöyle anlatıyor: “Amanullah Han, karısı ve kızları gibi bir çaduri giymiş, kadın gibi beraber kaçmış. Yani çarşıda yırttırdığı çaduriyi kendisi giyip, kaçmış. O vakit bir şey dendi yani, 'bak kendisi kadınlarımızdan çaduriyi kaldırmak istedi zorla, Allah ona çaduri giydirdi, kaçmak için.' Öyle kaçıyor Hindistan'a.”

GELECEK HAFTA: İsmet Paşa, hangi şeyhin dizinin dibinde oturup teskin oldu? İsmet Paşa kamuoyundan, sır gibi neler saklıyordu?

Atatürk Hatay'a Nakşibendi Şeyhi gönderdi

Atatürk döneminde Nakşi Şeyhi Servet Akdağ, Hatay'a gönderildi. Hatay eski Başbakanı Dr. Abdurrahman Melek'in anlattığına göre Hataylılar, şapka giymeye başlamışlardı. Şapka, Türkiye taraftarlığının göstergesi idi. Ermeniler ve Araplar ise, karşıt tutumlarını göstermek için fes giyerlerdi. Fransızlar da müslüman ahaliyi şapka aleyhine kışkırtıyorlardı. Şeyh Servet'in bir görevi de, ahaliyi şapkanın dine aykırı olmadığına ikna etmekti. O dönemde Hatay'la ilgilenen Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer şöyle diyordu: “Hatay nüfusunda kayıtlıymış gibi, iki maliye müfettişini de oraya gönderdik. Bunların arasında bir de meşhur Nakşibendi şeyhi ki, Atatürk çok severdi, Servet Hoca'yı da ben, Osmaniye'den, dağlar üzerinden geçirerek Hatay'a indirdim. Bu halk oylamasından evvel. Propaganda için. Çünkü 90 bine yakın alevi vardı. Onların arasında da bu Servet Hoca propaganda yapabilecek adamdı.”

Şeyh Servet, Atatürk'ün özel emriyle Mısır, Yemen, Arabistan, Hindistan'da Türkiye'yi tanıtma faaliyetleri de yapmıştı.

CHP EVRAKLARINDA ŞEYHE ÖVGÜ

Hatay CHP vilayet evrakları arasında yer alan bir yazıda ise Servet Efendi'nin 1933'ten beri Hatay ve civarında bir feragatle hissiyat-ı milliyeyi tahrik ve yeni rejime karşı umumi ve milli kamuoyunu tenvir için konferanslar ve çok kıymetli vaazlar verdiği, Hatay'ın anavatana ilhakına kadar vatani–dini görevlerini hakkıyla yerine getirdiği belirtiliyor. Servet Efendi de 1942'de Hatay Müftüsü iken Valiye yazdığı dilekçede, Hatay halkının muhtelif cins ve mezhep ayrılıklarını ortadan kaldırarak tam bir vahdet-i milliye ve vataniye temini için çalıştığını, ilhaktan sonra da CHP heyetinin kararı ile vaazlar, konferanslar verdiğini, parti reisi ve üyeleri ile atlar üstünde gezerek dağ köylerinde halkı irşat etme çalışmalarından hasta düştüğünü belirtir.

YENİŞAFAK

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz