Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanlı Bilgi Bankasına Katkı
Fransa
Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Kronolojisi 2 (1930- 1949)/ Ali ŞAHİN
I. Ahmet
Osmanlılarda Ateşli Silahlar Sanayii
Bursa Murat Hüdavendigar Camii
Kubilay'ın katilleri esrarkeş
XIV. Asrın Son Yarısıyla XV. Asır Ortalarına Kadar Osmanlılardaki Zaviyeler
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN ÇÖKÜŞÜ
Şirket-i Hayriye

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

İstanbul'a Göçmen Nakli

İstanbul'a evvela Türk nüfusu yerleştirmek için Anadolu'ya hükümler yollanarak arzu eden muhtelif san'at erbabının nakilleri emrolunmuştur; fakat bu suretle nakil işinin herkesin arzusuna bırakılması olumlu bir sonuç vermediğinden bunun üzerine arzuya bakılmayarak zengin ve iş ehli olan her zümreden muhtelif şehir ve kasabalardaki Türklerin aileleriyle birlikte derhal İstanbul'a nakledilmeleri emredilerek bu sayede Anadolu'dan bir hayli sanatkâr başkente gönderilmiştir. Bu şekilde yapılan nakil işinden başka bulundukları memleketin asayişine halel vermek suretiyle devleti sıkıntıya sokan bazı şehirlerin halkından bir kısmı da bu miyanda İstanbul'a tehcir edilmiştir. Osmanlıların Karaman oğulları'na ait bazı yerleri aldıktan sonra Konya ile Karaman ve daha sonra İshak Paşa seferinde Aksaray şehir ve kasabalarındaki halktan bir kısmının nakli bu cümledendir; bu suretle Osmanlı hükümeti hem o şehirlerdeki yoğunluğu azaltıp muhalefet etmesi muhtemel bir zümreyi bertaraf etmiş ve hem de bu suretle İstanbul'a Türk nüfusu iskân eylemiştir. Bu Karaman eyaleti şehirlerinden başka İstanbul'a Edirne, Bursa, Gelibolu ve Filibe'den de Türkler nakledildiler. Fatih aynı zamanda işgal ettiği bazı yerler halkından olan Hıristiyanlardan bazılarını Karaman'da takip ettiği siyasetle istanbul'a naklettirdi; meselâ Sırbistan, Mora, Bosna ile Eski-Yeni Façalılar'dan bir kısmını ve Taşoz, Semadirek, Midilli ve Kefe halkından bazılarını İstanbul şehriyle şehir haricindeki mahallere nakil ve iskân ettirmişti. Bu naklolulunan Hıristiyan halkın yerlerine de Türkler gönderilerek oralara da karşılıklı olarak Müslüman halk yerleştiriliyordu.

İstanbul sur içindeki şehirlerin en büyüklerinden biri ve belki birincisi olduğundan kolay kolay kalabalıklaşmıyordu; bundan başka Türklerin buraya yerleşmelerine karşı Rumların teşvikiyle bazı engeller de çıkarılmakta idi. Evvelâ türlü türlü vaadlerle İstanbul'a nakledilen Türklere verilmiş olan evlerin mukataaya rabtı emrolunmuştu; halbuki bunlara gelir gelmez ev ve dükkânları mülk olarak verilmiş olduğundan bu emirle mülkiyetleri kalkıyordu; bu karar şikâyete neden oldu; hattâ bir çok san'at ve mesken sahipleri çoluk, çocuklarını bırakarak İstanbuldan kaçtılar. Bunun üzerine eski vezirlerden Kula Şahin Paşa genç pâdişâha bu kararın mahzurlarını izah ile:
"Atan ve deden nice memleketler fethetti; hiç birine mukataa vaz'etmedi" diyerek yapılan yanlışlığı düzelttirdi ve bu suretle İstanbul'a gelen ve getirilen göçmenler mülk sahibi oldular ve tabiî olarak îmar faaliyeti arttı. Aradan bir müddet geçtikten sonra vezir-i âzam Rum Mehmet Paşa zamanında iş yine bozuldu. Mehmet Paşa, Rum dönmesi olup İstanbul'a Türklerin iskânını istemeyen Rumların teşvikiyle mülk yerleri yine mukataaya bağlamaya teşebbüs etti ve muvaffak da oldu.

Fatih Sultan Mehmet, bu suretle Müslüman ve Hıristiyanlardan bir kısmını İstanbul'a göç ettirmekle kalmadı; fetihten sonra etraf şehir ve kasabalara çekilmiş olan ilim ve fikir adamlarını birbir arattırıp İstanbul'a getirterek bunları sur dahilinde iskân ettirdi. O sırada Cenevizlilerin elindeki Amasra'ya memurlar göndererek buradaki ilim ve fen adamlarını ve san'at sahiplerini ve tüccarları İstanbul'a naklettirdi.

Kültürel ve sosyal müesseseleler

Bir taraftan İstanbul nüfusunu çoğaltmak, ticari ve iktisadi faaliyeti arttırmak için çalışırken diğer taraftan da yeni Türk eserleriyle şehrin kültürel ve sosyal sahada inkişafına gayret edilmekte idi; bunun için başta pâdişâh ile vezirleri oldukları halde kudreti müsait olanlar tarafından istanbul'un muhtelif semtlerinde, cami, medrese, imaret, han, hamam, hastahane bedesten vesaire gibi eserler vücuda getirilmiştir. Mimarisine dokunulmadan Ayasofya kilisesi tamir edilerek bir minare ilavesiyle cami yapılmıştır.

Fatih Sultan Mehmed fetihten on sene sonra yani 867 H. 1462 M. de camiini yaptırmağa başlamış ve sekiz senede (875 H. 1470 M.) sona ermiştir ; bu cami yeri İstanbul'un ikinci tepesi üzerinde bulunup bunun yerinde harap bir halde Rumların Havariyun kilisesi ve Bizans imparatorlarının mezarları vardı. Camiin etrafına dördü kuzeye ve dördü güneye tesadüf etmek üzere sekiz medrese ile tetimmeleri ve imaret ve hastahânesini yaptırdı. Mahmud Paşa kendi adına olan cami, imaret ve hamamını, İshak, Gedik Ahmed ve Karamani Mehmed Paşalar ve şâirleri de ilmî ve içtimaî eserlerini vücuda getirdiler. Bugün İstanbul'un en işlek yerindeki Kapalıçarşı ile Bedesten'de Fatih Sultan Mehmed zamanında yaptırılmıştır.

Fatih Sultan Mehmed sûr dahilinde ilk defa Ayasofya odalarını medreseye çevirdiği gibi sûr haricinde de bugün Eyyüp dediğimiz mahalde peygamberimizin eshabından Halid ibn-i Zeyd Ebu Eyyüb Ensârî'nin kabrinin yanına bir cami ile bir de medrese yaptırarak az zamanda buranın sür'atle îmarını temin etmiş, dini bir kudsiyetle Eyyüp semti kısa bir müddet içinde bir şehir haline almış ve Havass-ı Kostantiniyye ismiyle burası Eyyub kadılığı olmuştur.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz