Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Cezayirli Gazi Hasan Paşa
Topkapı Sarayı 'nın İnşası
Pelekanon Savaşı
Kadı-zâdeliler veya Fakılar
İRAD-I CEDİD
Çandarlı Vezir Ailesi
İsmet Paşa'ya da dinci dediler!
Kanuni Sultan Süleyman'ın Vefatı
Mersiye
İmaretler

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

İttihat Terakki zihniyeti

Sıddık ARSLAN
drsiddikarslan@hotmail.com



İttihat Terakki zihniyeti ve terörizm kıskacındaki Türkiye`nin çıkış yolu

Türkiye, Batılı fikir hareketlerinden beslenen, bir buçuk asırlık geçmişe sahip Jöntürk zihniyeti ve İttihat Terakki anlayışının artığı yaklaşımlar sebebiyle, çeyrek asırdan beri, gün be gün yoğunlaşarak siyasallaşma sürecine girme noktasına gelen terör eylemleri karşısında, maalesef henüz tutarlı bir açılım yapabilme noktasına gelebilmiş değildir. Açıkçası, İttihat Terakkici saplantılara dayanmakta ısrar eden hâkim odakların dayatmaları ile küresel aktörlerin palazlandırmakta oldukları PKK terörü karşısında sıkışan Hükümet çevreleri, hala daha özgün politika geliştirme imkânlarından yoksun bulunuyorlar.

Uluslararası konjonktür öylesine çarpıntılı ve acımasız ki, şayet Türkiye, 1930’lu yıllardan miras kalan dondurulmuş kalıp ve setler içerisinde kalarak, yirmi birinci asrın kompleks hadiselerine karşı durmakta ısrar ederse, kaçınılmaz olarak mevcut durumunu muhafaza etmekte bile oldukça zorlanacaktır. çünkü, nasıl ki İttihat Terakki zihniyeti, Osmanlı Devleti’ni “Türk ırkı” nokta-i nazarına odakladığı için paramparça olma durumuyla yüzleştirdiyse; yenileşmeye direnen hâlihazırdaki “mutaassıp devlet” yapısının iticiliği de, bu pozisyonu istismar etmek isteyen yerli ve yabancı işbirlikçilerin işlerini daha da kolaylaştırarak, Türkiye’yi, içinden çıkamayacağı zorlu bir sürecin içerisine sürüklemektedir. Bu durumda, demek oluyor ki; Türkiye’yi, yüz milyarlarca dolarlık maliyetlerle yüzleşme noktasına çeken ve ülkenin bütünlüğünü tehdit altına girdiren PKK ayrılıkçılığının bu derece güçleşmesinin en temel nedenlerinden birisi “baskıcı, dışlayıcı ve ayrıştırıcı” yönetim anlayışıdır.

Kuşkusuz, ABD-İsrail-AB üçlü mihveri, kökleştirmeye çalıştığı Tek Kutuplu Dünya Sistemi’nin merkez üssü olarak Yeni Ortadoğu coğrafyasını seçmiş olması sebebiyle; küresel kapsamlı, neoemperyalist ve neoliberal “ayrıştırıcı” politikaların ağır baskısı, Türkiye gibi “klasik ve duygusal” yapılı ülkeleri daha zor koşullarla yüzleşmeye mecbur etmektedir. O nedenle Türkiye, 11 Eylül (2001) süreciyle birlikte başlatılan Tek Kutuplu Dünya Sistemi’nin acımasız, ufalayıcı ve özellikle Türkiye gibi orta büyüklükteki “bölgesel aktör”leri hedef alan dayatmaları karşısında ayakta durabilmek ve hatta alternatif oluşumlara önayak olabilmek için; “sırtına kambur” olarak kendisini güçten düşüren, “ayak bağı” olarak hızını kesen ve “varlığını tehdit” ederek ümitsizlik batağına sürükleyen her türlü gericiliğe karşı derhal savaş açmak zorundadır. Zaten, kurumları ve sistemi tıkanma noktasına gelmiş bulunan Türkiye’nin, kurumsallaşarak sürprizlere karşı daha hazırlıklı, esnek ve duyarlı olabilmesi için, her şeyiyle yeniliğe doğru yelken açması olmazsa olmaz derecede ihtiyaç haline gelmiştir. İşte, eğer söz konusu değişim, yenileşme ve dönüşüm basamaklarını çıkma yönünde arzu edilen başarısı gösterilebilirse; o noktadan sonra artık, ne PKK terörü, ne Kürt sorunu ve ne de neoemperyalizm kuşatması hiçbir biçimde Türkiye’yi tehdit edemez.
Bu bağlamda, Türkiye’nin öncelikli olarak yapması gereken reformları, atması gereken adımları ve devreye girdirmesi gereken politikaları şöyle sıralayabiliriz:

1- ülkenin bütünlüğü, milletin birliği ve devletin dirliği temelinde, “insan öncelikli” ve “özgürlükleri temin edici” sivil bir sistem oluşturulmalıdır.

2- Anayasa başta olmak üzere, “hukuksal mevzuat” her türlü ayrımcılığı, istismarı ve dışlayıcılığı ortadan kaldıracak şekilde revizyona tabi tutulmalıdır.

3- Avrupa Birliği (AB) üyeliği de dâhil olmak üzere, “ülkenin bütünlüğü, milletin birliği ve devletin dirliği”ni aşındırıcı reform dayatmasında bulunan her türlü güç odağı karşısında, tam bağımsız bir şekilde hareket edecek bir yönetim mekanizması kurulmalıdır.

4- Devleti, bağımlılık ilişkilerine mahkûm eden her türlü iktisadi, askeri, siyasi, idari ve sosyokültürel durumu ortadan kaldırmaya yönelik, kapsamlı bir acil eylem planı devreye girdirilmelidir.

5- ABD-İsrail-AB üçlüsünden müteşekkil küresel nitelikli mihver ülkeleriyle olan ilişkilerimiz, “simetrik denge, ahde vefa, karşılıklı menfaat, diplomatik diyalog ve stratejik vizyon” esaslarına göre yeniden dizayn edilmelidir.

6- İslam Kalkınma örgütü (İKö), Ekonomik İşbirliği örgütü (ECO), Gelişmekte Olan Sekiz ülke örgütü (D-8), kurulacak olan Osmanlı Milletleri örgütü (OMö) ile Türk Dünyası Birliği (TDB) gibi uluslar arası nitelikteki örgütlerin, sivil unsurların örgütlenmelerine de imkân tanıyacak bir biçimde, Avrupa Birliği’nin gelişim seyrine benzer bir biçimde, yeniden şekillendirilmeleri hususunda Türkiye, yanına alacağı birkaç ülkeyle birlikte, öncülük ve önderliğe soyunmalıdır.

7- Türkiye, terörle mücadeleyle geçen son çeyrek asırlık geçmişindeki verilerden yola çıkarsak, neredeyse bir teröristi öldürebilmek için on milyon YTL düzeyinde bir maliyete katlanmıştır. Yapılan hesapların içerisine, kaybedilen kırk binden fazla insanı ve psikolojik olumsuzlukları da katacak olursak, katlanılan maliyetlerin hesap edilemez düzeylere tırmandığı görülecektir. Bu şaşırtıcı sonuçlar dikkate alınarak, eğer Türkiye, Kürt kökenli Türk vatandaşlarımızdan yüz bin kişiye yıllık toplam beş milyar YTL maaş ödeyerek her birini “gönüllü Türkiye propagandacısı” olarak tayin edecek olsa, inanın ki, sadece bu yüz bin kişinin doğrudan etkisinde olan birkaç milyon kişi, direktmen bu ülkenin “milli kahraman”ı konumuna yükselecektir. Türkiye, benzer miktarda bir meblağı da İran, Irak, Suriye ve Ermenistan’daki Kürt kardeşlerimiz için ayırabilir. Böylece, çok kısa süre zarfında, ABD-İsrail-AB mihverinin güdümündeki ayrılıkçı Kürt oluşumlar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. O halde, daha fazla mevcut klasik metotlarla oyalanmadan; PKK terörünü kesin bir şekilde bitirebilmek ve Kürt sorununu makul ölçüler çerçevesinde çözebilmek için, acilen, yıllık on milyar YTL civarındaki ek bir ekonomik maliyete katlanmanın gereği yapılmalıdır.

8- Osmanlı Devleti’nin bekası için “kardeş katlini meşru sayan” İslâm ümmeti, Türk-Kürt ikileşmesini teşvik eden fitne ve fesatları ortadan kaldırmak üzere, en ciddi tedbirleri almak zorunda kalması halinde, Türkiye’yi kesinlikle anlayışla karşılayacaklardır. öyle ise, “bir devlet iki millet” ya da “birbirinden ayrı iki ulus” anlayışını dayatan yaklaşımlara karşı köklü çözümlerin devreye girdirilmesi hususunda olabildiğince keskin, pratik ve aceleci davranılmalıdır. Mesela; yetmiş iki buçuk milletten oluşan ABD’de, ayrılıkçı unsurlara ve İngilizcenin dışında başkaca bir resmi dile müsaade edilmemesi hususunda sergilenen tavizsiz tutum ve davranışlar, elimizde ciddi bir koz olarak tutulmalı ve Türkiye’nin “ulus devlet” kimliğinin sulandırılmasına kesinlikle izin verilmemelidir.

9- Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi başta olmak üzere, Türkiye genelinde, Türk-Kürt kökenli yurttaşlarımız arasında karşılıklı evliliği gerçekleştirecek olan kişilere “iş garantisi” veren bir sistem geliştirilerek, herkesin benimseyeceği, homojenize edilmiş bir ulusun temelleri atılmalıdır. öncelikli olarak mevzuatımız, bu tarz açılımları teşvik edecek olan uygulamalara müsaade edecek bir şekilde düzenlenmelidir.

10- İslami cemaatlerin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki eğitim ve irşat programlarını artırarak sürdürebilmeleri için, yasalar çerçevesinde her türlü teşvik ve destek verilmelidir.

11- Soğuk savaş döneminde, Sovyetler Birliği’ndeki KGB yapılanmasında olduğu gibi; toplumumuzda, “etnik ve ırk” başta olmak üzere, her türlü bölücü davranış ve yaklaşımların, “müsamaha gösterilmeksizin” tam mamasıyla izlemeye alındığı yönünde bir izlenim oluşturulmalıdır. öyle ki, ayrılıkçı düşünceyi dillendirme hususunda herkes birbirinden korkar hale getirilmelidir. Bu önerim, belki çok ağır bulunabilir; ama, ABD-İsrail-AB mihveri, ağızlarını açmış, üzerime gelmeye devam ediyorlar. Açıkçası Türkiye, halihazırda, mihver ülkeleriyle örtülü bir savaş yaşamaktadır. öyle ise, içinde bulunduğumuz bu gizli savaş koşulları dikkate alındığında, Türkiye’yi parçalamayı hedef alan bu tarz olumsuzlukların giderilmesi amacıyla, devreye girdirilecek olan her türlü “savunma amaçlı tedbir” kaçınılmaz olarak meşru kabul edilmek zorundadır.

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz