Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Kütahya Karagöz Ahmet Paşa Camii
Gazi Evrenuz Bey ve Ailesi
Kurululş Dönemi Osmanlı - Bulgar İlişkileri
Savaşta ve yatağında ölen sipahiler
Fatih Sultan Mehmed'in Hayatı
Hadım Mesih Mehmet Paşa
Yeniçerilerin oda sandıkları ve kara sandık
Adalet ve uzun ömür
Tekbir ve kurbanlar kesilerek açılmıştı!
Abaza Siyavuş Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Şükûfe Nihâl

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

1896 da, İstanbul'da doğdu. Babası, V. Murad'ın başhekimi Emin Paşa'nın oğlu, Albay Ahmed Bey'dir. Soyu, anne tarafından da, Fâtih'in başressamı Nakkaş Mehmed Efendi'ye dayanır. İlk ve orta öğrenimini özel olarak yaptıktan sonra, 1919 da, İstanbul Edebiyat Fakültesi'nden me'zûn oldu. Şiirle küçük yaşta uğraşmağa başlamıştı. Fakülteyi bitirdiği yıl, ilk şiir kitabı olan Yıldızlar ve Gölgeler’de çıktı. Arûzla yazılmış olan bu şiirlerden sonra, genç şâir de heceye yönelmiş ve hece ile yazılmış şiirlerinden ibaret ilk eseri olan Hazân Rüzgârları(1927)’nı yayımlamıştır. Meslek olarak öğretmenliği seçen ve İstanbul'un birçok liselerinde edebiyat okutan Şükûfe Nihâl, beri yandan edebî çalışmalarına devam etmiş ve nazmın yanında nesre de yer vermeğe başlamıştır. Nesirle uğraşmasının ilk mahsûlü olan küçük hikâyelerini 1928’de bir araya toplayarak, Tevekkülün Cezası ismi ile bastırdı. Bunu, ilk romanı olan ve bir aşk vakasını işleyen, Renksiz Iztırâb (1928) tâkîb eder. 1930’da Gayya ve 1933’de Su isimli şiir kitablarını bastırdı. Aynı yıl, kadınlığa âid meseleleri ele alan, Çöl Güneşi adlı romanı da çıktı. 1935’te, Şile Yolları adlı şiir kitabı ile bir seyahatin notları olan Finlandiya isimli eseri intişâr etti. 1938’de, I. Dünyâ Savaşı'na, Mütâreke ve Cumhuriyet devirlerine âid bâzı sosyal hâdiseleri konu olarak alan Yalnız Dönüyorum isimli romanını bastırdı. Son şiir kitabları Sabah Kuşları (1948) ve Yerden Göğe (1960)’dir. 1953 yılında kendi isteği ile öğretmenlikten ayrılmış bulunan Şükûfe Nihâl’in, 1946’da çıkan Domaniç Dağlarının Yolcusu adlı seyahat kitabından ve I. Dünyâ Savaşı sıralarında doğu illerimizdeki Rus işgalini anlatan Çölde Sabah Oluyor (1951) isimli romanından başka, biri sâdece tefrika edilip İstiklâl Savaşı'ndan bahs eden Akdağ Kahramanları ve diğeri de henüz hiç neşredilmemiş olan Mavi Şeytan adlı iki romanı daha vardır, 1973 de İstanbul'da' öldü.

I. Dünyâ Savaşı yıllarında yetişmiş şâirlerden olan Şükûfe Nihâl, bu devrin hemen bütün şâirlerinde görülen özellikleri taşır. Edebiyyât-ı Cedîde ve Fecr-i Âtî ile Millî Edebiyat Cereyanı arasında sıkışıp kalmış olan bu nesil, önce ilk iki hareketin te'sîrinde kalarak eserlerinde vezin, duyuş tarzı ve kısmen de dil bakımından daha çok bu iki hareketin özelliklerini aks ettirirler. Sonra, Millî Edebiyat Cereyanı'nın duruma hâkim olması ile, heceye ve konuşulan dile yönelirler. Yalnız, yetiştikleri devrin menfî ve ağır havasının te'sîriyîe. duyuş tarzı bakımından, ilk iki hareketin melânkolik atmosferinden kendilerini kurtaramazlar; sevinçsiz, bezgin ve ümîdsizdirler. Arûzdan heceye süratle yönelmekle beraber, ilk gözağrılarını da tamâmıyle unutamayarak, hâtırasını zaman zaman yaşatmak ister gibi, bâzı münferid şiirlerle, arûza olan eski aşinalıklarını tazelemekten de kendilerini alamamışlardır.

Şükûfe Nihâl'de de bütün bu özellikleri bulmak mümkündür: İlk şiirlerini taşıyan Yıldızlar ve Gölgeler ile ikinci şiir kitabı olan Hazân Rüzgârları arasında yukarıda tesbît edilen yönlerden yapılacak bir karşılaştırma ve Sabah Kuşları’ndaki bâzı şiirlerinde arûzun kulağa çarpan uzak sesi, bu hükme kolaylıkla götürebilirler.

Daha ilk kitabındaki şiirlerden itibaren dile ve vezne olan hâkimiyetini kuvvetle devam ettiren şâirin nazmında en mühim özellik, lirizm ve onun bellibaşlı kaynağını teşkîl eden samîmiyettir. Gerçekten, çok açık kalbe konuşulan bu şiirlerde isimsiz fakat tâm bir biyografinin derin akislerini duymak dâima mümkündür.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1985.

Şiirleri

Çaldın

Karanlık gecelerde
Hicranınla inledim;
Sesin aks eder, diye
Boşlukları dinledim...

İsmin dudaklarıma
Düşmüş bir kıvılcımdı..
Bir humma aleviyle
Kaç kere çıldırdımdı...

Bir damla su istedim
Elinden, şifâ için..
Gülümsedin; karşımda
Kaya gibi hissizdin..

Bu artık son inkisar
Ve bu son yaralanış!..
Benden bir bahar çaldın;
Kalan Ömrüm bütün kış!.


Gayyâ

İnce, dar bir merdiven, bir daha ve bir daha;
İndikçe derinleşen, koyulan bir karaltı;
Girinti, çıkıntılar, derinden homurtular;
Burası bir yer altı, burası bir yer altı!..

Kızıllaştı, değişti karaltı birdenbire;
Gözlerimde bir gayya tutuştu gire gire...

Dadıdan dinleyerek, hocadan işiterek
Çocukken rüyamıza giren Gayya Kuyusu
Tıpkı böyle karanlık, derin bir cehennemdir.
İçinde ne hava var, ne güneş var, ne de su...

İşte o cehennemi, o gayyayı gördüm ben,
Bilmem ki nasıl baktım bakışlarım sönmeden :

Zindanda cayır cayır yanan bir kor yığını...
Ellerinde kürekler iki korkunç zebânî,
Durmadan hız veriyor bu kocaman ateşe,
Lâkin bu cehennemin günâh-kârları hani?..

Ateşe hız veren de, yanan da kendisidir,
Zebânî dedikleri "Vapur amelesi"dir!..

Ateşçi o gayyada tutuşurken bütün gün,
Aldığı para ile doymuyor karnı bile!..
Mezardan yeni çıkmış bir iskelet hâlinde,
Ateşe hız veriyor terini sile sile...

Temiz havalı, serin güvertelerden inin,
Gayyaların önünde bir ân ürperin, sinin!..

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz