Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Kanuni’nin muhteşem kadrosu
osmanlı medeniyet ağacı
Anadolu Beyliklerinde Mimari
İstanbul'un Fethi ve Avrupa Ticari Faaliyetlerine Etkisi
Osmanlı'da birlik içinde yaşama sanatı
Kemal Reis ve Türk Denizciliğinin Gelişmesi
Kasr-ı Şirin (Kasrışirin) Antlaşması
4. murad han
XV. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Sikkeleri - Paraları
Revan Seferi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

'1808, 1908 ve 2008' yılının özelliği ne?

'1808, 1908 ve 2008' yılının özelliği ne?
04/11/2007


Mümtazer Türköne'nin yazısı

'1808, 1908 ve 2008'

Yüzyılın dönüm noktaları bu tarihler. 1808'de imzalanan Sened-i İttifak, Osmanlı klasik düzeninin artık sona erdiğini haber veriyordu. Çağının şartlarına göre inanılması güç ölçekte bir merkezî devleti kuran Osmanlılar, tersine bir güce yani yerel otorite sahiplerine bu belge ile boyun eğmiş oldular.
Avrupa devletleri hızla merkezileşirken Osmanlı ülkesinde ortaya çıkan bu geri hamle, 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile düzeltildi. Ama 19. asır boyunca dünyaya yeni bir şekil veren gelişmelerin, bu belgenin temsil ettiği otorite zaafı yüzünden dışında kaldık. 1815 Viyana Kongresi'ne Osmanlı Devleti'nin katılamaması, 1808'in iklimi yüzündendir.

1908, gerçek bir anayasalı-parlamenter yönetime geçişin tarihidir. II. Meşrutiyet olarak tarihe geçen bu tarih, 1876 Kanun-i Esasisi'nin tekrar yürürlüğe girmesine ve çok partili hayata geçişe işaret eder. Çatırdayan bir imparatorlukta, çok uluslu bir toplumda tecrübe edilen demokrasinin çok uzun bir ömrü olmamış, ama çok kısa bir zaman aralığına sığdırdığı zengin tecrübelerini Cumhuriyet'e miras bırakmaktan da geri kalmamıştır.

2008 tarihi ise, ilk defa demokratik bir iktidarın öncülüğünde hazırlanan sivil bir anayasanın yürürlüğe gireceği tarih olacak. İnşallah. Bu tarih, geleceğin tarihçileri için 1808 ve 1908 tarihlerinden daha çarpıcı bir dönüm noktası olarak tekrarlanacak. Çünkü sivil dinamiklerin eseri olarak yürürlüğe girecek olan bir anayasa Türkiye'de her şeyi değiştirecek. Tam iki yüzyıldır sağa sola savrularak asıl mecraını arayan bir toplum, bütünüyle kendisinin yazacağı bir tarih dönemine adım atacak.

Demokrasi sadece yönetme hakkını halka veren bir ahlakî ilkeyi ifade etmiyor. Demokrasi ile kendi kendini yönetebilen toplumlar, bugün dünyanın gösterdiği üzere başarıdan başarıya koşuyor. Çünkü kararı halk verince ortaya sorumlu bir toplum çıkıyor. Kendi yaşadığı hayatı belirleyen bir toplum, yönetme işini ciddiyet ve sorumluluk sınırları içine çekiyor. Sonuçta ortaya bu sorumluluk bilinci ile hareket eden hesabı-kitabı bilen, dengeli ve akılcı bir devlet yönetimi çıkıyor.

Ortak sorumluluğumuzun kuralları Anayasa tarafından belirlendiğine göre, bu kuralların da bizim eserimiz olması, bizim mutabakatımıza dayanması gerekiyor. Elinde silah bulunan ve bu silahla iktidara el koyan bir gücün yaptığı bir anayasa ile yönetilmek, bir topluma reşid olmadığını her gün hatırlatmak demek. Dünyanın en mükemmel ve sorunsuz anayasası eğer yukarılardan bir yerlerden bize bir dayatma ile geldi ise, o toplumun ilerleme kat etmesi mümkün değildir. Kaldı ki elimizdeki anayasanın yapılan değişiklikler dışında tutulacak bir tarafı da kalmamıştır.

Türkiye 2008 yılında yeni bir anayasaya kavuşmalı. 2008 tarihi bu yeni anayasa ile yüz yılda bir tesadüf edilen bir dönemeç olarak tarih kayıtlarına geçmeli. Yeni anayasa ile birlikte geçmişin bütün eskimiş alışkanlıkları geride kalmalı. Toplum yeni bir soluk ve nefes yakalamış olarak, parlak bir gelecek için yepyeni bir sayfa açmalı.

Hem yeni bir anayasanın vücuda getirilmesi hem de yeni bir anayasanın canlı bir başlangıç olabilmesi için Anayasa hazırlama sürecinin mutlaka ve mutlaka mümkün olan en geniş katılıma ve ortak mutabakata konu edilmesi gerekiyor. Hiçbir kesim anayasa hazırlama süreci dışında tutulmamalı, tercihleri yer almasa da farklı düşünenler görüşlerine başvurulduğunu bilmeli.

Türkiye'nin uzun süre gerçek gündemi "Yeni Anayasa" olacak. Zaman zaman içeride ve dışarıda sıcak gelişmelerin gölgesinde kalsa da, bu gerçek gündemi kimse gözden kaçırmamalı. Kamu Araştırmaları Vakfı'nın kasım ayının ilk gününe tesadüf eden "Sivil Anayasa" sempozyumu bize bu gerçek gündemi olanca derinliği ile hatırlattı. Abant Platformu'nun anayasa gündemli bu yılki toplantısı da önemli tartışmalara vesile olacak.

Yeni anayasa için harekete geçmiş, hatta ayağa kalkmış bir topluma ihtiyacımız var. Üstelik sivil bir anayasaya sahip olmanın tek yolu da bu.

Zaman

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz