Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Tanzimat Dönemi Edebiyatı (1860-1896)
Hafız Ahmet Paşa
Süleymaniye Camii Hakkında Bir Anektod
III. Murat
Ceneviz Cumhuriyeti
Mücellitlik ve Müzehhiplik
Osmanlı Para ve Finansman sisteminin esasları nedir?
İstanbul'a Göçmen Nakli
XV. Yüyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Askerî Teşkilât
Seyranî

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

15.yy Ortasına Kadar Osmanlı Hanedanı ve Padişahlar

Osmanlı hanedanı Oğuzların Kayı Boyu'na mensup idi; bütün Türk devletlerindeki kanun ve töreye göre memleket ailenin müşterek malı olup o aile içinden Ulu Bey intihap edilen reis de, o aile ve o memleketin reisi olurdu.

Osmanlıların ilk zamanlarında da görülen bu adet, I. Murat zamanından itibaren yalnız hükümdar bulunanın evlatlarına bırakılmıştı. Yine bunlarda, hükümdar intihabı da devleti idare eden vezir ve beylerbeyilerle ilk devirlerde bu devletin kuruluşunda birinci derecede rolleri olan Ahiler'in ellerinde idi. İktidar mevkiinde bulunan hükümdar, kendisinin yerine geçecek olanı namzet göstermezdi; yalnız Çelebi Mehmet, Bizanslıların yanında bulunan kardeşi Mustafa Çelebi'nin tekrar hükümdarlık iddiasiyle meydana çıkması ihtimalini göz önüne alarak hayatından ümidini kestiği sırada yanındaki vezir ve beylerine oğlu Murad'ın hükümdar yapılmasını ve o gelinceye kadar ölümünün saklanmasını vasiyyet etmişti. Osmanlılarda hükümdarlığa kimin geleceğine dair bir saltanat kanunu yoktu ve hükümdarlar bir isyan hadisesinin önüne geçmek için kardeşlerini öldürürlerdi; bu an'ane daha sonraları Fatih Sultan Mehmet'in Kanunname'siyle (Fatih Kanunnamesi) kat'i şeklini almıştı; bu kanunnameye, Osmanlı hanedanından her kime hükümdarlık nasip olursa nizam-ı alem için kardeşlerini öldürmesi hususunda bir madde konmuştu.

Osmanlı padişahı memleketin sahibi olmak itibariyle tebeasının canı ve malı üzerinde tasarruf hakkı vardı; vasıtalı vasıtasız bunu kullanırdı; her türlü kuvvet padişahtan gelirdi; fakat bunu keyfi olarak değil kanun, nizam ve an'anelere dayanarak ve muamelatın icaplarına göre yürütürdü. Devlet işlerinde kesin bir karar vermeden evvel, işler devlet divanında incelenir ve bundan sonra son karar hükümdarın olurdu. Hükümdarın her hangi bir mesele hakkında verdiği karar ve kat'i olarak beyan ettiği mutalea kanundu. Padişahlar zaman zaman devlet işleri, şer'i ve hukuki muameleler hakkında icab edenlerle görüşüp kendilerinden fikir alırlardı. Bu mütalealardan anlaşılacağı üzere zahiren geniş ve hudutsuz salahiyeti olduğu görülen padişah hakikatte bir takım kanunlarla mukayyetti; bu da bir devletin devam ve bekası için zaruri idi. Osmanlı hükümdarlarının ilk ve en kudretli zamanlarında bile divan kararlarına tamamen riayet ettikleri ve bunun haricine çıkmadıkları görülmektedir.

İlk Osmanlı padişahları(XVI. yüzyıl sonlarına kadar) şehzadeliklerinde, sancak beyliklerinde hizmet ve muharebelerde ordunun kollarında kumandanlık ederek memleket ahvaline ve muharebe usullerine vakıf olarak yetiştirildiklerinden dolayı hükümdar olunca bu bilgilerinden istifade ederlerdi. Osmanlı hükümdarları ordularının bizzat baş kumandanı idiler; büyük ve mühim seferlere bizzat giderler ve küçük seferlere ise salahiyetli bir kumandan tayin ederlerdi. Padişahlar seferleri bırakıp saraylarında rahata daldıkları zamanlarda ise baş kumandanlığı bütün kendi salahiyyetiyle serdar-ı ekrem tayin ettikleri vezir-i azamlara bırakmışlardır.

Osmanlı padişahlarının, en itibarlısı ak sancak olmak üzere muhtelif saltanat sancakları ile altı adet tuğları vardı.

Osmanlı padişahları, Fatih Sultan Mehmet zamanına kadar divana bizzat başkanlık ederler, devlet işlerini görürler ve icabeden kararları alırlardı; bazen padişah bulunmaz veya hasta olursa divan'a sadrazam başkanlık ederdi.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz