Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Asakir-i Mansure-yi Muhammedi-ye
Geleneksel Bursa Kadın Kıyafetleri
Gedik Ahmet Paşa
Tamaşvarlı Gazi Âşık Hasan
Anadolu Selçuklu Devleti
Osmanlı Musikîsi
Tarihimizde Bilinmeyen Küçük Olaylar 2
1768-1774 Yılları Arasında Eyaletlerin Durumu
Molla Fenârî
Mimarî Eserler

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Aç Gözünü!

Safahat’tan... Aç Gözünü!

Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk,

Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!**

Babam Fatih müderrislerinden İpekli Hoca Tâhir Efendi merhumdur ki, benim hem babam, hem hocamdır. Ne biliyorsam kendisinden öğrendim. Şiirin daha iyi anlaşılmasına, merhûmun da rahmetle anılmasına vesîle olur, diye şu hâşiyeyi yazmaya mecbûr oldum.

Diriler koşmadı imdâdına, sen bâri yetiş...

Arnavutluk yanıyor... Hem bu sefer pek müthiş!

O ne yangın ki: Ocak kalmadı söndürmediği!

O ne tûfan ki: Yakıp yıktı bütün vâdîyi!

Âşinâ çehre arandım... O, meğer, hiç yokmuş...

Yalınız bir kuru çöl var ki, ne sorsan: Hâmûş!

Âşinâ çehre de yok, hiçbirinin yâdı da yok;

Yakılan bunca hayatın, hani, ecsâdı da yok!

Yoklasan külleri, altından, emînim, ancak,

Kömür olmuş iki üç parça kemiktir çıkacak!

Baba! En sevgili annen, o senin öz vatanın

Olacak mıydı fedâ hırsına üç kaltabanın?

Dedemin sürdüğü, can ektiği toprak gitti...

Öyle bir gitti ki hem: Bir daha gelmez ebedî!

Ne olurdun bunu kalkıp da göreydin acaba?

“Meşhed”in beynine haç saplanacak mıydı baba!

Ne felâket: Dönüversin de mesâcid ahıra,

Hırvat’ın askeri tepsin çıkıp üstünde hora!

Bâri bir hâtıra kalsaydı şu toprakta diri...

Yer yarılmış, yere geçmiş şühedâ türbeleri!

Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova...

Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefâsız Kosova!

Hani binlerce mefâhirdi senin her adımın?

Hani sînende yarıp geçtiği yol “Yıldırım”ın?

Hani asker? Hani kalbinde yatan Şâh-ı Şehîd?

Ah o kurbân-ı zafer nerde bugün? Nerde o iyd?

Söyle, Meşhed, öpeyim secde edip toprağını;

Yok mudur sende Murâd’ın iki üç damla kanı?

Basacak mıydı, fakat, göğsüne Sırb’ın çarığı?

Serilip yerlere binlerce şehîdin sarığı,

Silecek miydi en alçak neferin çizmesini?

Dürtecek miydi geçen, leş gibi her lîmesini?

Ya şu üç parçalı bayrak dikilirken tepene,

Neye indirmedi, kim çıktı bu halkın önüne?

Hani, milletlere meydan okuyan kavm-i necib?

Görmedim bir ki,i tek bri kişi meydanda... Garib!

Hani, haysiyyetinin gölgesi çiğnense eğer;

-Olmadan üç kişinin, beş kişinin, hûnu heder-

Kahraman gayzı yatışmaz, kanı coşkun efrâd?

İşte haysiyyet-i kavmiyye muhakkar, berbâd!

Hani “Nâ-mahreme ben söyleyemem kızlarımın,

Karımın ismini... Hem öldürürüm, sorma sakın!”

Diye, tahrîr-i nüfûs istemeyen er kişiler!

Hani, göstermediler eski celâdetten eser;

Fuhşu i’lâya koşan bir sürü nâ-merd öteden,

Ne selamlık, ne harem dinlemeyip çiğnerken!

Hani, ey kavm-i esâret-zede, muhtâriyyet?

Korkarım, şimdi nasîbin mütemâdî haybet!

Hani, ey unsur-i bî-râbıta, istiklâlin?

Ebediyyen, sanırım, söndü bütün âmâlin!

Hani, “Başkım”cıların kurduğu yüksek hülya?

Seni yıllarca avutmuş da o mel’un rü’ya,

Uyumuştun... Ya uyansaydın eder miydi tebâh,

Mülkü, birdenbire âfâka çöken kanlı sabâh?

Karadağa haydudu, Sırp eşşeği, Bulgar yılanı,

Sonra Yûnân iti, çepçevre kuşatsın vatanı...

Târumâr eyleyiversin de bütün ordumuzu,

Bizi kovsun elimizden alarak yurdumuzu...

Kimsesiz âilelerden kimi gitsin bıçağa;

Kimi bin türlü fecâ’atle çekilsin kucağa...

Birinin ırzı heder, dîgerinin hûnu helâl...

...........................................................

İşte, ey unsur-i isyan, bu elîm izmihlâl,

Seni tahrîk eden üç beş alığın ma’rifeti!

Ya neden beklemiyordun bu rezîl âkıbeti?

Hani, milliyyetin İslâm idi... Kavmiyyet ne!

Sarılıp sımsıkı dursayın a milliyyetine.

“Arnavutluk” ne demek? Var mı Şerîat’te yeri?

Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri.

Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;

Acemin Çinli’ye rüchânı mı varmış? Nerde!

Müslümanlık’ta “anâsır” mı olurmuş? Ne gezer!

Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.

En büyük düşmanıdır ruh-i Nebî tefrikanın;

Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!

Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel,

Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?

* * *

Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!

Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?

Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!

Dinle Peygamber-i Zîşân’ın İlâhî sözünü.

Türk Arabsız yaşamaz. Kim ki “yaşar” der, delidir!

Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.

Veriniz başbaşa... Zîrâ sonu hüsrân-ı mübin:

Ne Hilâfet kalıyor ortada billâhi, ne din!

“Medeniyyet”! size çoktan beridir diş biliyor;

Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor,

Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,

Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid da’vâ?

Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz...

Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!

Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum...

Başka bir şey diyemem... İşte perîşan yurdum!..

İstanbul, 6 Mart 1913 (181)


Hâlâ mı Boğuşmak?

“Birbirinize de girmeyin ki, ma’neviyâtınız sarsılmasın,

devletiniz gitmesin.”

Enfâl sûresi, 46. ayetin meali

Sen! Ben! Desin efrâd, aradan vahdeti kaldır;

Milletler için işte kıyâmet o zamandır.

“Hürriyeti aldık!” dediler, gaybe inandık;

“Eyvah, bu bâzîçede bizler yine yandık!”

Cem’iyyete bir fırka dedik, tefrika çıktı;

Sapsağlam iken milletin erkânını yıktı.

“Tûran İli” nâmıyle bir efsâne edindik;

“Efsâne, fakat, gâye!” deyip az mı didindik?

Kaç yurda vedâ etmedik artık bu uğurda?

Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda!

İstanbul, Aralık, 1948 (418)

Şark’ın ki mefâhir dolu, mâzî-i kemâli,

Yâ Rab, ne onulmaz yaradık şimdiki hâli!

Şîrâzesi kopmuş gibi, manzûme-i îman,

Yaprakları, yırtık, sürünür yerde, perişan.

“Vahdet” mi şiârıydı? Görün şimdi gelin de:

Her parçası bir mel’abe eyyâmın elinde!

Târîhine mev’ûd-i ezelken “ebediyyet”,

Ey, tefrika zehriyle şaşırmış giden, ümmet!

“Nisyân”a çıkan yolda mı kaldın güm-râh?

Lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâh!

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz