Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Pasarofça Antlaşması
İlmiye Teşkilâtı
Lala Mehmet Paşa
Akıncılar
Padişahların Saltanat ve Yaşları
Anadolu İsyanları - Celâlîler
Rübâi
Osmanlı Maliyesi
Fenarîzâde Muhyiddin Efendi
Tarihte Mart Ayı Olayları

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Abdülmecid'i yolcu eden bir Yahudi'ydi

Abdülmecid'i yolcu eden bir Yahudi'ydi
05/03/2007


83 yıl önce sürgüne yollanan son halife Abdülmecit'i Çatalca'dan Yahudi istasyon şefi uğurlamıştı.

Türkiye'den 4 Mart 1924'te sürgüne gönderilen Abdülmecit Efendi ve ailesine, dinlenmesi için Çatalca İstasyonu'ndaki dairesini tahsis eden Yahudi istasyon memuru, teşekküre karşılık şöyle demişti: "Hanedanınız Türkiye Musevileri'nin velinimetidir. Atalarımız İspanya'dan sürüldüğünde onları yok olmaktan siz kurtardınız. Bu kara günlerinizde hizmet etmek vicdan borcumuzdur."


Son Halife'yi bir Yahudi uğurlamıştı

Türkiye'den 4 Mart 1924'te sürgüne gönderilen son halife Abdülmecid Efendi'yi Çatalca İstasyonu'ndan Yahudi bir istasyon şefi uğurlamış ve "Hanedanınız, Türkiye Musevileri'nin velinimetidir. Atalarımız İspanya'dan sürüldükleri zaman onları yok olmaktan siz kurtardınız. Size bu kara günlerinizde hizmet etmek, vicdan borcumuzdur" demişti. Halife'nin, hilâfet konusunun bir kongrede ele alınması yolundaki çağrıları ise sonuçsuz kaldı, zira o tarihte Türkiye dışında bağımsız olan tek bir İslam ülkesi yoktu.

Salih Keramet Nigâr, son halife Abdülmecid Efendi'nin özel sekreteriydi ve 1924 Mart'ında Türkiye'den onunla beraber ayrılanların arasındaydı. Tam 40 sene sonra, 1964'te, Abdülmecid Efendi'nin sürgünü ve cenaze macerası hakkında belgesel bir kitap yayınlayan Salih Keramet Nigâr, eserinde Halife'nin Türkiye'den bir Yahudi tarafından uğurlandığını anlatıyordu. İşte, Salih Keramet Nigâr'ın "Halife İkinci Abdülmecit" isimli kitabının bu hadise ile ilgili bazı bölümleri: "...Yol hazırlıkları ancak sabaha karşı tamamlanabildi. Halife hazretleriyle oğlu Şehzade


Ömer Faruk, kızı Dürrişehvar Sultan ve kadınefendiler, ... alt kata indiler. Binek taşında bekleyen ve elini öpen eşime Efendimiz, "Sizi de birlikte götüremediğimize esef ederim kızım; ileride imkân olursa ayrıca çağırtırım" dedi. Kendisini son defa selâmlayan yaverini kucakladı, arabasına binmeden önce de ellerini açarak milletimizin ve memleketimizin selâmetine dua etti. ...Edirnekapısı'na vardığımız sıralarda gün ağarmaya başlamıştı. Çekmeceler'den sonraki yolculuk epey zahmetli oldu. Bozuk şosede arabaların çamurlara saplanmaması için jandarmalar yol kenarlarından büyükçe taşlar topluyor, tekerlek geçitlerine döşüyorlardı. Arada iki üç kere de mola vererek nihayet öğleden sonra Çatalca demiryolu istasyonuna varabildik. Rumeli Demiryolları Şirketi'nin oradaki âmiri meğer bir Musevi yurttaşımızmış. Efendimizin ve ailesi âzâsının dinlenmelerine elverişli başka bir yer bulunmadığı için üst kattaki dairesini böyle habersiz gelen yüksek misafirlerin istirahatine tahsis etti, çoluk çocuğuyla da ... ikramlarına koyuldu.

GÖZLERİ YAŞARDI
İçten gelen bu saygı ve sevgi yardımlarına efendimiz tarafından takdirle teşekkür ettiğimiz zaman da "Osmanlı Hanedanı, Türkiye Musevileri'nin velinimetidir. Atalarımız İspanya'dan sürüldükleri, kendilerini koruyacak bir ülke aradıkları zaman onları yok olmaktan kurtardılar. Devletlerinin gölgesinde tekrar can, ırz ve mal emniyetine, din ve dil hürriyetine kavuşturdular. Onlara, bu kara günlerinde elimizden geldiği kadar hizmet etmek bizim vicdan borcumuzdur" dedi ve gözlerimizi yaşarttı"

Sürgündeki Halife Türkiye'yi dinden çıkmakla suçladı


Son Halife Abdülmecid Efendi, Türkiye'den çıkartılmasından sonra gittiği İsviçre'nin Territet kasabasında ailesiyle beraber büyük bir otele yerleşti ve sürgünden tam bir hafta sonra, 1924'ün 11 Mart günü İslam âlemine hitaben bir bildiri yayınladı. Abdülmecid Efendi, besmele ile başladığı bildiriyi "Halife-i Resul-i Rabbu'l-Â'lemin", yani Âlemlerin rabbinin peygamberinin halifesi" unvanıyla imzalamıştı. Son halife, Ankara Hükümeti'ni lâdinyani dindışı olmakla suçluyor ve hilâfet konusunda İslam dünyasını karar almasını gerektiğini söyleyerek önde gelen İslami liderlerden görüş ve destek istiyordu: "Kutsal hilâfet müessesesini kaldırdığı iddiasında bulunan lâdini Türk Cumhuriyeti'nin kararıyla azvatanımdan sürüldüğüm gurbet diyarında, İslam âlemine bir baba gibi davette bulunmak maksadıyla selâmlarımı gönderiyorum.

HALİFE, KİTAP YAZDI
Millet Meclisi'nin üyelerinin hilâfetin aleyhinde aldıkları bu karar gayrı dinve İslâm âleminin yüksek çıkarları ile de uyuşmamaktadır. Karar, vekili olan Meclis'e hilâfete hizmet etme şerefini vermiş olan kahraman Türk milletinin vekâletini de inkâr etmektedir. İslam âlemine, Peygamber'in şeriatını inkâr eden bu kararı bâtıl farz ederek yok saydığımı bildirmek de, benim için önemli bir vazifedir. İslam dünyasının, bundan birkaç sene önce hilâfete seçilmemi tasdik edip bana bağlılıklarını bildirmiş olmasına rağmen, lâdini Türkiye Cumhuriyeti milli hakimiyet kuralına tecavüz etmiş ve itiraz hakkının kullanılmasını da engellemiştir. Dolayısıyla, bu hayati konu hakkında karar verme hakkı, artık sadece İslam âlemine aittir. Şimdi, bu konunun ele alınması maksadıyla uygun bir zamanda büyük bir toplantı düzenlenmesini teklif ediyor ve İslam âleminin en yetkili reislerini ve temsilcilerini bana fikirlerini göndermeye ve bu kutsal amaç doğrultusunda gayret göstermeye çağırıyorum.


İslam birliğinin hakkımda gösterdiği muhabbet ve bağlılık ruhumu iftiharla heyecanlandırmaktadır. Mukaddes davamızın başarıya ulaşmasını, bu heyecan içerisinde, Allah'ın büyük inayetinden niyâz ediyorum" Abdülmecid Efendi'nin bu bildirisi Ankara'yı hemen harekete geçirdi ve İsviçre'den siyaset yapmama şartı ile oturma izni almış olan Halife hakkında şikâyette bulunuldu. Bu gelişme üzerine İsviçre'den de çıkartılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan son halife, bir hafta sonra yayınladığı bir başka bildiride, bütün çabasının "vatanına ve milletine bağlılıktan kaynakladığını" söyleyecekti: "... Milletime ve memleketime karşı bütün hayatım boyunca vârolan fedâkârlıkla dolu kalbi bağlılığım son nefesime kadar devam edecek, ruhum bir yuva gibi olan vatanı tavâf etmekten geri durmayacaktır. Memleketimde bulunduğum sırada vatandaşlarıma karşı Halife sıfatıyla yerine getirmeme izin verilmeyen dini görevlerimi ve aydınlatma vazifemi, bundan sonra vatanımdan uzakta yapmamı sağlaması için herşeye gücü yeten büyük Allah'a yalvarıyorum." Ama, Abdülmecid Efendi'nin hilâfet konusunun bir kongrede ele alınması yolunda bu ve bundan sonra yapacağı bütün çağrılar sonuçsuz kalacaktı. Zira, o tarihte Türkiye dışında bağımsız olan tek bir İslam ülkesi yoktu, İslam dünyası Batı'nın işgali yahut yönetimi altındaydı ve Batı, İngiltere başta olmak üzere Müslüman dünyasını dini bir bayrak altında toplayacak olan hilâfet kurumuna karşıydı! Son Halife'nin bu çağrıları sadece kâğıt üzerinde kaldı. Abdülmecid Efendi, Avrupa'da yayınladığı hilâfet ile ilgili bu ve diğer bütün bildirilerini, daha sonra kitap haline getirdi. "Yeşil Kitab" ismini taşıyan bu son derece nâdir yayın, günümüzde kitap koleksiyoncularının sahip olmak istedikleri ama çok zor bulunan bir eserdir.

Vahideddin, hilâfet için Fransa'dan destek istiyor


Türkiye hilâfeti kaldırıp son halife Abdülmecid Efendi'yi sürgüne gönderdiği sırada, son padişah ve bir önceki halife Sultan Vahideddin hayattaydı ve İtalya'nın San Remo kasabasında yaşıyordu. İstanbul'u 1922'nin 17 Kasım'ında terketmiş olan Sultan Vahideddin, hilâfetten feragat etmediğini defalarca açıklamıştı. Son padişah, kuzeni ve aynı zamanda da dünürü olan Abdülmecid Efendi'nin halifeliğini de hiçbir zaman tanımamıştı. Sultan Vahideddin, Büyük Millet Meclisi'nin hilâfeti kaldırmasından on gün sonra, 1924'ün 13 Mart'ında, Fransa Cumhurbaşkanı Alexander Millerand'a bir mektup gönderdi. mektubunda Ankara'yı suçluyor, hilâfetten feragat etmediğini tekrarlıyor ve sürgün edilen aile mensuplarına Fransa'dan himaye istiyordu. İşte, Sultan Vahideddin'in mektubunun bazı bölümleri: "Bay Başkan, Dünya üzerinde cereyan eden olayların gerçek anlamı ve kapsamı hakkında bilgi sahibi olan ekselansları, başkentimi geçici olarak terk etmeme yol açan sebepleri de herhalde bilmektedirler. Bu ayrılış, altı asırdan beri hanedanımın uhdesinde bulunan ve cedlerimin tahtının mirasçısı sıfatıyla kutsal bir hak


olarak bana intikal eden hilâfet ve saltanattan feragat etmemi hiçbir zaman gerektirmez. ...Hilâfet ve saltanat konusu dünya çapında bir mesele olup 300 milyon Müslüman'ı çok yakından ilgilendiren ve ancak dünya Müslümanları'nın ezici çoğunluğunun iradesiyle ve en yüksek fetva makamlarının kararlarıyla çözüme kavuşturulabilecek meselelerdendir. Şeriat hükümlerine aykırı kararların hükümsüz kalmaya ve yok kabul edilmeye mahkûm olması, şer'i hukukçular arasında yerleşmiş olan bir düşüncedir. ...Böylesi kararlar Müslümanlar arasında büyük huzursuzluk ve infial yaratabilecek nitelikte olduğundan, dünyadaki siyasi durum üzerinde de vahim tepkilere yol açabilir. Sadık teb'aları arasında sayısız Müslüman'ın bulunduğu Fransa Cumhuriyeti'nin en yüksek şahsiyeti olan ekselanslarına, bu açıklamayı faydadan uzak bulmadığım için yapıyorum. ...Bu vesileyle ekselanslarınıza ve ailenize sağlıklar temenni ederim." Fransa Cumhurbaşkanı Alexander Millerand ise, Sultan Vahideddin'e gönderdiği cevapta sadece protokol ifadeleri kullanacak ve "Türkiye'de olup bitenler Fransa'yı ilgilendirmemektedir" diyecekti.

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz