Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Acemilerin diğer hizmetlere verilmeleri
tarihimiz çok kıymetli
Hicaz'da Osmanlı Hakimiyeti
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Gönüllü ve Beşliler
XVII. Yüzyılda Oymacılık
Kuruçeşme'deki Osmanlı Eserleri
II. Süleyman
Derviş Mehmet Paşa
Karavezir Seyyid Mehmet Paşa
Ahmet Han I

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Acemi ocağı

Rumeli fütuhatı gelişmeye başlayınca fazla askere ihtiyaç hasıl olduğundan bunun temini için Osmanlılar, muharebede esir düşen harbe elverişli Hıristiyanları ilk zamanlarda kısa bir müddet için Türk terbiyesi üzere yetiştirerek onlardan bir askerî sınıf teşkilini düşünmüşler ve esirlerden beşte birinin devlet hesabına alınarak derhal tatbikine geçmişlerdir ki bu, yeniçeri ocağının başlangıcıdır.

Acemi ocağı ile yeniçeri ocağı teşkilâtları I. Sultan Murad zamanında Kazasker Cendereli Kara Halil ile Konyalı Molla Rüstem'in tavsiyeleriyle ortaya konmuştur. Yeniçeri ocağına asker yetiştirmek için acemi ocağı ilk defa Gelibolu'da kurulmuştur. İlk esirler doğrudan doğruya bu ocağa alınarak bir akçe gündelik ile Gelibolu ile Çardak ve Lapseki arasında işleyen nakil vasıtalarında hizmet görürler ve sonra yeniçeri ocağına alınırlardı; fakat esirler fırsat buldukça kaçtıkları için bu usul değiştirilmiştir. Yeni usule göre savaşlarda tutsak olan küçük yaştaki Hıristiyanlar, evvelâ Anadolu'daki Türk köylüsünün yanına verilerek az bir ücretle hizmet ettirilir ve burada Türk ve İslâm âdet ve an'anelerini öğrenip o hayata uyum sağladıktan sonra bir akçe gündelikle acemi ocağına kayıt olunurlar ve burada da bir müddet hizmetten sonra günde iki akçe ile yeniçeri ocağına alınırlardı. Gelibolu acemi ocağı sekiz bölüktü; esirlerden alınan bu çocuklara pençik oğlanı ismi verilmişti; buna da sebep hükümetin bu esirlerden beşte birini vergi olarak alması idi; eğer fazla esire ihtiyacı yoksa devlet hazinesinin istifadesi için esirlerin bedeli alınırdı; esirlerin çoğu akınlarda elde edilirdi.

Ankara muharebesi'nden sonra fütuhatın durmasına ve dahilî mücadelelere dayanılarak, esir alınamadığından kapıkulu kadrolarındaki noksanı doldurmak için ilk devirlerde Rumeli'deki Hıristiyan tebadan muayyen bir kanunla ve devşirme ismiyle münasip miktarda Hıristiyan çocukları alınmasına başlandı. Bu çocuklar da devşirildikten sonra Anadolu köylüsünün hizmetine verilirler ve sonra acemi ocağına alınırlardı. Pençik ve devşirmelerden güzel ve tenasübe sahib olanları saray için ayrılırlar ve hariç saraylarda yetiştirildikten sonra pâdişâhın sarayına verilirlerdi.

Acemi ocağı efradı yeniçeri ocağından başka cebeci, topçu ve tersane hizmetlerine de verilirler ve oraların ihtiyaçlarını da temin ederlerdi.

Acemi ocağı için tebadan olan Hıristiyan çocuklarının kanun dairesinde alındıklarını söylemiştik. Devşirme kanunu, ihtiyaca ve zamanın icaplarına göre görülen noksanları değiştirilerek olgunlaştırılmıştır. Kanun mucibince devşirme şöyle olurdu: Devşirmeye tâyin edilen memur, eline verilen fermanla kendisine devşirme mıntıkası olarak gösterilen sancak ve kazalara gidip, mahallî kadıların ve sipahilerin yardımlariyle kazaları dolaşır ve kilise hey'etleri vasıtasiıyla çocuk devşirirdi. Kanun mucibince bir çocuğu olanın oğlu alınmıyarak babasının hizmetinde bırakılır ve birden fazla olanın bir tanesi alınırdı; alınacak çocuğun soy ve sopunun belli, iyi bir aileye mensup ve orta boylu olmasına dikkat edilirdi: kısa boylu ve köse ve san'at sahibi olanlar, şehir ve kasabaları gezip gözü açılanlar alınmazlardı. Devşirilen çocuklar içinde uzun boylu ve güzelleri varsa saray hizmeti için seçilirlerdi; alınacak çocuğun yaşı sekiz ile onsekiz arasında olacaktı. Her mıntıkadan devşirilen çocuklar, yüz elli, ikişer yüz kişilik sürü adı verilen kafileler halinde devlet merkezine gönderilerek eldeki defter mucibince iyice muayene edilip hüviyetleri tesbit edildikten sonra Anadolu'ya sevk edilirler ve zamanı gelince Gelibolu ocağı'na verilirlerdi, daha sonraları Gelibolu ocağı yerine İstanbul ocağı kurulmuştu. Ocağın en büyük subayı Gelibolu ağası idi.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz