Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Divan Edebiyatı Özellikleri
Küçük Çelebizâde İsmail Âsım Efendi
İstanbul Çeşmeleri Kronolojik Listesi
Halil Paşa (Çandarlızâde)
Padişahların Saltanat ve Yaşları
Ciltçilik
Estetiğin Mührü:Tuğra
İstanbul Çeşmeleri Kronolojik Listesi
Osmanlı Devleti'nin Taşra Yönetimi
Canbazlar - Tatarlar

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Ahmed Reşîd Rey

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

1870 te, İstanbul'da doğdu. Babası, mutasarrıflardan Şefik Bey'dir. Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi'nde ve îdâdîde okuduktan sonra Mekteb-i Mülkiye'ye girerek, 1888 de oradan me'zûn oldu. Bir yıl Mülkiye'de tabîiyye (biyoloji) muallim muavinliğini yaptıktan sonra, Mâbeyn kâtibliği ile saraya alındı (1890). Ali Ekrem Bolayırlı ile birlikte, on altı yıl Mâbeyn'de bulundu. 1905 de, Kudüs mutasarrıflığına gönderildi. Rumeli Vilâyetleri Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa'nın isteği üzerine Manastır valiliğine getirildi ise de, burada bir buçuk ay kaldıktan sonra azl ve kısa bir müddet geçince de Ankara valiliğine tâyîn edildi. 1908 Eylülünde Haleb valiliğine gönderildi. Fakat, bir yıl sonra oradan da ayrılarak, İstanbul'a geldi. Fikret'in, Sultanî Müdürlüğü ile birlikte edebiyat muallimliğinden de istîfâsı üzerine, Sultânî'ye edebiyat muallimi oldu (1910). İki yıl kadar bu görevde bulunarak, derslerinin notlarını Nazariyyât-ı Edebiyye (1912) isimli iki cildlik bir eserde topladı. 1912 yılı başlarında, Aydın valiliğine tâyîn edildi ve aynı yılın ekiminde de. Kâmil Paşa kabinesinde, Dâhiliye Nâzın oldu. 1913 ocağında Kabinenin düşmesi üzerine, Mısır'a ve oradan da Paris'e gitti. Mahmud Şevket Paşa'nın ölümünde suçlu sayılarak, gıyaben îdâma mahkûm edildi. Bunun üzerine, Birinci Dünya Savaşı yıllarını Cenevre'de geçirmeğe mecbur kaldı. Mütâreke'den sonra İstanbul'a döndü. 1919 da, Tevfik ve 1920 de Dâmâd Ferîd Paşaların kabinelerinde Dâhiliye Nazırlığı yaptı. Sulh anlaşmasını müzâkere ve imza etmek üzere Osmanlı Devleti'nce 1920 de Paris'e gönderilen murahhaslar arasında Ahmed Reşîd de vardı. Sonraları Sevr'de Osmanlı Devleti’nin başka murahhasları tarafından imzalanan muahedeyi kabul ve imza etmeyerek murahhaslıktan ve Dâhiliye Nazırlığından istîfâ etti. O zamandan sonra resmî hiçbir görevde çalışmayarak, arasıra şiirler yazmak ve bilhassa tercümeler yapmakla meşgul oldu. Racine (Rasin) in piyeslerini Rasin Külliyyâtı (1934-35) ismi ile dört cild hâlinde tercüme ettiği gibi, Virjil'den yaptığı Eneid (1936) tercümesini de bastırmıştır. 14 Ağustos 1955 de, İstanbul'da öldü.

Küçük yaşlarda şiirle uğraşmaya başlayarak 1896 dan sonra Serveti Fünûn şâirleri arasına karışan Ahmed Reşîd'in ilk şiirleri Gülsen dergisinde çıktı (1885). Bu manzumelerinde, Recai-zade Mahmud Ekrem'le Abdülhak Hâmid Tahran'ın te'sîrleri çok açıktır. Sonraları, yavaş yavaş, bu te'sîrlerden kurtuldu. Mekteb dergisinde (1895) ve Servet-i Fünûn'daki (1896) şiirlerinde, şahsiyetini bulmuş olarak karşımıza çıkar. Bu sıralarda, H. Nâzım imzasını kullanıyordu. Mekteb dergisinde yayımlanan şiirlerinde, meselâ Bir Gece parçasında, devrine göre şahsî ve hattâ Fecr-i Âtî dil ve üslûbunu andıran, daha çekici ve açık bir ifâde tarzına sâhib iken, zamanla bu özelliğini terk ederek, Servet-i Fünûn nazmının umûmî söyleyişine tâbi olmuş ve gittikçe ağırlaşıp açıklığını kaybetmiştir. Bu ifâde değişmesinin yanı başında, muhtevaca da bir değişikliğin varlığı görülebilir: Önceki şiirlerinde lirizmin daha bol olarak bulunduğu ve sonraları bunun da azalmış olduğu söylenebilir. Realist olmağa çalıştığı bâzı tasvirlerinde, lirizm azlığı daha da bellidir. Üslûbta ve nazmın tekniğinde titizlik gösterir. Şiirlerini bir araya toplamış değildir.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1985.

Şiirleri

Bir Gece

Orman büyük, ağaçlan yüksek, küşâde-bâl
Birbirleriyle dâim ederler musahabe:
Meh-tâb parça parça düşer ba'zı yerlere.
Orman bu hey'etiyle, semâ-yı mükevkebe
Benzer. Öper de nûr-ı mehi gizlice zılâl,
Îrâs eder o buse - sirayetle her yere –
Bir fecr-i nev-ziyâ-nigehin rengini şebe.

Kuşlar - o hande-zâr-ı tabîat perîleri –
Başlar nisâr-ı nağmeye, orman sükût eder.
Rîzân olur yavaşça zemîne o nağmeler;
Takbîl edip şemîm-i ziyâ-dâr-ı meşceri
Sevda gezer ağaçların umkünda der-be-der.

Tehzîz eder havayı bu âheng-i nûr-fâm;
Bir hüsn-i muhtecib açar aheste bâlini
Elhân-ı Işve-kâr ile leb-ber-leb-î garâm...
Aheng-I hüsnünün duyarım ben mealini.


Her Zaman Görülür

Sıyrılıp zulmet açılınca hâver
Parlak bir kahkaha uçar havada;
Denizde, kıyıda, dağda, ovada
Gezinir mâi etekli perîler.

Yavaş yavaş eser de bâd-ı seher
Kuşlar sevinir, oynarlar yuvada;
Otta, ağaçta, toprakta, kayada
Mübtesim bir neş'e telâtüm eder.

Gece bir balıkçı sabaha kadar
Denizde dolaşır, rızkını arar
Yalnız başına bir kandil ile.

Sabahleyin artık ümîdi biter,
Eski sandalını sürükler gider,
Etrafına bir kere bakmaz bile!

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz