Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Tuyuğ (Tuyuk)
Basiretçi Ali
Mehmed Celâl
Osmanlı Devleti ve Hicaz Demiryolu
DURAKLAMA DÖNEMI
Fuzuli'den örnek şiirler ve günümüz Türkçesine çevirileri
Bursa Yıldırım Beyazıt Camii
Serbest Mîr-i Mîranlıklar ve Yurtluk Ocaklık Sancaklar
OSMAN BEY'İN MİRASI
Osmanlı Hukukunda Vakıf Malları Ve Kitap Vakfı

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Ali Canib Yöntem

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

1911'den sonra Millî Edebiyatı’nın hararetli taraftarlığını yapmış olan Ali Canib Yöntem (1887-1967), İstanbul'da doğdu. Öğrenimini İstanbul'da ve Selanik'te yaptı. Selanik Hukuk Fakültesi'nde okurken, İstanbul'da kurulmuş olan Fecr-i Atî Encümen-i Edebîsi'nin de muhabir üyeliğini yapıyor ve Servet-i Fünun'da şiirler ve makaleler yayımlıyordu. 1911'de, Genç Kalemler dergisinin başyazarlığını kabul ederek, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp ile birlikte, "Yeni Lisan"ı açıklamağa çalıştı. 1912'den başlayarak, uzun süre, edebiyat Öğretmenliklerinde, maarif müfettişliklerinde, milletvekilliğinde, İstanbul Üniversitesi öğretim görevliliğinde bulundu.

Önce Fecr-i Âtî'ye girip onun sanat anlayışına uygun şiirler yazmış olan Ali Cânib, 1911'den sonra, şiirlerini "Yeni Lisan”la yazmağa başladı. Kısa bir süre içinde, arûzu da bırakarak heceyi kullandı. Şiirlerinin bir kısmını Geçtiğim Yol (1918) adı ile topladıktan sonra, şiiri de bırakarak, edebî incelemelerle uğraştı.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.

Şiirleri

Şarkın Ufukları

Daldım gözünde vehm uyuyan, susmuş ufkuna;
Ey Şark, kanmadın mı asırlarca uykuna?..

Hâlâ huşûa kubbeler en hisli bir penâh,
Hâlâ, minarelerde tevekkül diyen bir âh.
Hâlâ saçaklarında güler baykuş evlerin,
Hâlâ köpek enînleri serper sokakta kîn,
Hâlâ hurafeler yaşatır her çürük kafes,
Hâlâ beşik gıcırtısı, hâlâ o tozlu ses...

Yükselmeyen tazarru'un ey Şark bitmiyor,
"Hayyün-alel-felâh" mı gökler işitmiyor...

Sönsün fezalarında sükûn işleyen seher,
Dönsün zemînlerinde de isyana secdeler,

Diz çökmesin sağır göğe öksüz duaların,
Yaksın bütün ufukları artık belâların.
Her zulmü, kahrı boğmaya bir parça kan yeter;
Ey Şark uyan, yeter, yeter ey Şark, uyan yeter!..


Ân-ı Meftûr

Sorma aşkın füsun ü razını, âh
Şimdi ondan uzak ve bî-haberim.
Şimdi donmuş, o bir zaman bî-gâh
Tutuşan rûh-ı zâr ü der-be-derim.

Kadın, ümmîd ü ihtiras., eyvah!
Hepsi boş, hepsi bir yalan, gülerim!
Şimdi karşımda bir hayât ı siyah,
Pîş-gâhında secdeler ederim.

Sorma aşkın füsun ü razını, ben
Bir sefîl ihtiyâc-ı mübrimden
Başka hiçbir likaayı sevmiyorum.

İşte en sâde ân-ı meftûrum :
Bir sefîl ihtiyâca râm olarak
Ağlamak, koşmak!.. Ağlamak, koşmak!.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz