Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Karaman Arapzade ve Dikbasan Camii
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Azaplar
Ana Sayfa
Ayas Paşa
Kanuni ve Sinan İstanbul’u susuzluktan nasıl kurtarmıştı?
Hat Sanatı ve El Yazmaları Fotoğrafları
tokmak
Deniz Siyaseti-6
Yeniçerilerin diğer hizmetleri
Kaygusuz Abdal

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Ali Mümtaz Arolat

Sayfadaki Başlıklar


Şiirleri


1897 de, İstanbul'da doğdu. Babası Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa'dır. Galatasaray Sultanîsi'nde okurken, gönüllü olarak, Birinci Dünyâ Savaşı'na katıldı. Üç yıl sonra öğrenimine Ticâret Lisesi'nde devam ederek, oradan me'zûn oldu. Önce bâzı yabancı bankalarda ve sonra da İş Bankası'nda çalıştı. 1967'de İstanbul'da öldü.

Küçük yaşta edebiyata merak saran şâirin, daha okul sıralarında iken, Dergâh dergisinde birçok şiirleri çıkmış (1921) ve birkaç yıl sonra da bunları Bir Gemi Yelken Açtı (1926) adlı bir kitabta toplamıştır. Uzun zamandan beri imzası dergi sahifelerinde görülmemekle beraber şiiri terk etmemiş olan sanatkâr, birinci kitabından sonra yazılmış şiirlerini Hayâl İkliminden Dönen Diyor Ki (1960) ismi ile bir araya getirmiştir.

Millî Edebiyat Cereyânı'na katılıp, hecenin ve konuşma Türkçesinin güzel örneklerini veren şahsiyetler arasında gördüğümüz şâirin şiirlerinde, ince bir melalin yanıbaşında, mûsikîyi değerlendirmek için sarf edilen sürekli bir cehdin mevcudiyeti de göze çarpmaktadır.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1985.

Şiirleri

Bir Gemi Yelken Açtı

Bir gemi yelken açtı hayâl iklimlerine.
Civarından çığlıkla yorgun martılar kaçtı;
Rüzgâr sürüklenirken derinlerden derine,
Hayâl İklimlerine bir gemi yelken açtı.

Beyaz yelkenlerinde ölgün bir kızıllığın
Titrek son akisleri dalgalandı belirsiz;
Toplanırken göklerde 'bulutlar yığın yığın,
Hırçın bir fırtınayı düşünüyordu deniz.

Uzaklarda solarken altın şafak gülleri,
Yabancı âlemlerden saadetler, emeller,
ihtiraslar bekleyen kimsesiz gönülleri
Gizlice sıkıyordu kızgın demirden eller.

En katı yüreklinin bile bu sabah iki,
Üç damla yaş kurudu solgun yanaklarında;
Açılan yolcuların hepsi hiss etmişti ki
Bugün de erişilmez o diyara, yarın da...

Madem ki o fklîme erişmeye imkân yok,
Neden böyle vakitsiz enginlere çıkışlar?
Bulutlar toplanıyor, ufukta dalgalar çok,
Kış geliyor, yelkenler emîn bir yerde kışlar!

Yolcular diyorlar 'ki: — Erişmek ümîdi az;
Biliriz, dalgaların her biri bir mezarlık.
Belki de, içimizden hiçbiri ayak basmaz;
Lâkin yolunda ölmek, bu da bir bahtiyarlık!
Ufkun dört duvarına kanadım vurarak
Rüzgâr sürüklenirken derinlerden derine,
Üşümüş yelkenlerini yüksekten savurarak
Bir gemi yelken açtı hayâl iklîmlerine.


Hayâl İkliminden Dönen Diyor Ki

Yeşil bahçesinden bir al yanaklı
Elma kopardım ki inci dişlerin,
Üstünden ısırıp menevişlerin,
Tatsın hangi cennet içinde saklı.

Ormanların en sık yerine girdim;
Sülün tüylü, altın bakışlı, insan
Gibi düşünmeden gülen, konuşan
Bu kuşu da tuttum, sana getirdim.

Bak, bir yıldız gözü gibi parlıyor...
Gizli bir kumsalda buldum bu taşı.
Denizden dalgalı saçında taşı;
İsmini bilenden, anlayandan sor.

Bunların hepsini getirdim sana;
Yorucu ve uzun yolculuğumdan
Kulaklarımdaki türküdür kalan...
O türküyü sen de çok görme bana.

Bir geceydi, su ve gök son nefeste,
Denizkızlarının şakrayan sesi
Yaktı kalbimdeki eski hevesi;
Bilmem, hangi sihir vardı bu seste?

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz