Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlılardaki Kütüphaneler
Bayram Paşa
Kastamonu - Kemah Köyü Halil Bey Camii
Sultanın kıymetli mücevherleri
Hayatizâde Mehmed Emin Efendi
Subaşı
Topçu ocağının ağa ve zabitleri ile mevcudu
olmayan halifelik
Süleymaniye Camii'nden Görüntüler
Kütahya Süleyman Paşa Mescidi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Ankara Meydan Savaşı

Osmanlı Padişahının Durumu

Timur'un Bağdad'ı ilk defa almasını müteakip doğudan gelmekte olan tehlikeyi hisseden ve durumu henüz hayatta bulunan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Osmanlı ve Mısır hükümdarlarına başvurarak endişe verici durumu anlatarak Timur'a karşı ittifak teklif etmiş ise de her iki hükümdar da bununla olan maceraları ve kendisine îtimadları olmamasından dolayı bu müracaata ehemmiyet vermemişlerdi.

Burhaneddin Ahmed'in ölümünden sonra Sivas, Malatya, Divriği ve havalisine sahip olan Osmanlılar Timur'un ilk hedefini teşkil ediyorlardı. Bundan dolayı Yıldırım Bayezid, Kadı Burhaneddin'in yaptığı gibi Memlûk sultanına müra Caat ile Timur'a karşı müttefikan hareket edilmesini teklif etti ise de Osmanlı hükümdarının Malatya'yı işgalinden müteessir olan Memlûk emirleri bu müracaatı kabul etmiyerek vaziyeti Timur'a müsait bırakmışlardı; o da bu gerginlikten istifade etmekte gecikmiyerek şaşırtıcı hareketlerle her iki devleti de ayrı ayrı vurmağa muvaffak oldu.

Sivas'ı zabt ve tahrip eden Timur bu suretle Osmanlılara ilk darbeyi indirdikten sonra daha ileri gitmemişti. Sivas'ın acıklı vaziyetini duyan Bayezid pek müteessir olmuş ve hazırlıksız olması sebebiyle, derhal mukabele edememiş ve Timur'un daha içeri gireceğini tahmin ile onu dahilde karşılamağı muvafık bularak Kayseri’ye gelip Timur'ı beklemişti; fakat Timur böyle yapmayarak Sivas önünden dönüp hemen Suriye üzerine yürümüştü.

Bunun üzerine Bayezid, bizzat ordusunun başına geçerek doğu hududuna gelmiş Erzincan ile Kemah'ı Timur'un müttefiki ve aralarının açılmasında âmil olan Mutahharten'in elinden almış ve kendisinin yüksek hâkimiyetini tanımak şartıyla yine ona vermiş ise de Kemah kalesini iade etmeyerek buraya muhafız koymuş ve rivayete göre Mutahharten'in ailesini de rehine alarak Bursa'ya göndermiştir (803 Zilhicce / 1401 Temmuz). Bu suretle Timur'a tâbi olan Erzincan ve Kemah beyine karşı yapılan bu muamele Bayezid'le Timur'un arasını büsbütün açmıştır.

Timur, Suriye seferi esnasında Bayezid'e gönderdiği tehdidi havi mektupta kendi muvaffakiyetlerini sayıp döktükten sonra neticede Bayezid'in kendisine itaat etmesini bildirmiş ve buna karşı Bayezid de elçisi Yakup Bey ile yolladığı mektup ile kendi aslını, neslini ve muzafferiyetlerini sayıp döktükten sonra karşısına çıkacak düşmana karşı hazır olduğunu bildirmiştir. Timur bu cevaba karşı arada kurulacak dostluğun kâfirlere karşı İslâm’ın kuvvetini arttıracağını söyledikten sonra oğullarından birisinin kendisine göndermesini bildirmiştir. Timur'un bu tarzdaki yumuşak görünen hareketi hakikatte Bayezid'i kendi nüfuzu altına almak olduğu için onun oğullarından birisinin kendi yanında bulunmasını, yani rehin olmasını istiyordu.

Timur'un zaferden zafere koştuğunu gören Osmanlı devleti erkânı başta vezir-i âzam Çandarlı zade Ali Paşa olduğu halde Yıldırım Bayezid üzerinde etkili olarak onu barışa meylettirmişler ve bu yolda Timur'a elçi göndertmeğe muvaffak olmuşlardır. Bayezid gönderdiği nâmede aradaki nefrete hiç bir sebep olmadığını ve bütün ecdadı gibi kendisinin de küffar ile gazada olduğunu beyan ile anlaşma teklif ediyordu; Timur, ilk baharda Anadolu hududuna gelerek Bayezid'in cevabını orada bekleyeceğini bildirerek elçilerin dönmesine izin vermiş ve kendi elçisini de onlarla beraber yollamıştı.

Timur, bilhassa Kara Yusuf'un ölü veya diri olarak kendisine teslimini istiyordu; Bayezid, bir mültecinin teslim edilemeyeceğini ve zaten Kara Yusuf'un evvelce gitmiş olduğunu ve tekrar gelecek olursa yine kabul edilmesinin misafirperverlik icabından olduğunu, mamafih Kara Yusuf'a hiç bir veçhile yardım etmeyeceğini cevaben bildirmişti.

Timur, Bayezid'e karşı diğer yerlerde olduğu gibi elindeki kuvvetle bir iş göremeyeceğini anlayarak, Orta Asya'da bulunan en güzide kuvvetlerini getirtmeğe mecbur olmuş ve kışı Karabağ' da geçirdikten sonra Anadolu'ya yürümeğe karar vermiştir. Bu sırada Çin İmparatoru ölmüş ve Çin'de karışıklıklar çıkmıştı; Timur Çin'in istilâsını iyi bir netice saymakta ise de burada bir netice almadan geri dönecek olursa Bayezid'in Irak, Elcezire ve Azerbaycan taraflarını elde etmesi ihtimalini düşünerek bu kuvvetli rakibi arkasında bırakmak istemiyordu; kendisini Anadolu harekâtından men etmek isteyenler ve muvaffakiyetin şüpheli olduğunu ve hezimet olursa neticenin felâketi mucip olacağını söyleyenler oldu ise de kendisini teşvik edenler de vardı. Nihayet ordusunu, getirttiği büyük kuvvetlerle takviye eden Timur, Bayezid'den başlıca aşağıdaki isteklerinin kabulünü istedi:

1 —Kemah'ın Mutahharten'e geri verilmesiyle ailesinin serbest bırakılması.
2 — Şehzadelerden birisinin kendi yanına gönderilmesi.
3 — Metbuiyet alâmeti olarak kendisine gönderilecek olan külah ile kemerin kabul edilmesi.
4 — Anadolu beylerinden alınan yerlerin yine eski sahiblerine iadesi.
5 — Kara Yusuf'un kendisine teslimi olup halbuki Kara Yusuf daha evvel Osmanlıların yanından ayrılmış olduğundan bunun ailesinin teslimi istenmekte ve diğer bazı tekliflerde bulunulmakta ve bunlara mukabil kâfirlerle muharebe eden Osmanlılara yardım edileceği beyan olunmakta idi.

Bütün bunlara karşı ihtiyatlı hareket edilmesini tavsiye eden vezir-i âzam Ali Paşa'ya Sultan Bayezid :
— "Şerefimiz ve karşı koyacak kuvvetimiz vardır; tâbi olamayız ve istiklâlsiz yaşayamayız" sözleriyle mukabele etmiş ve Timur'la harbin tahakkuk etmesi üzerine malûm şekilde imparatorla anlaşarak İstanbul muhasarasını kaldırıp oradaki askerini çekmiştir.

Diğer bazı kayıtlara göre Yıldırım'ın son gönderdiği hediyeler de Timur'un canını sıkmıştı. Hediyelerden her kısmın miktarı on adetti; halbuki Türklerde makbul rakam dokuz olduğundan hediyeler dokuzar olmalı idi. Bundan başka Bayezid nâmesinde kendi adını yaldızlı olarak iri harflerle yazdığı halde Timur'un adını siyah ve küçük harflerle yazmıştı.

İki Taraf Ordularının Hareketi

Nihayet muharebe iki tarafça da kaçınılmasının hareketi mümkün olmayan bir hal alınca ordular harekete başladı, iki koldan yürüyen Osmanlı ordusu Ankara önüne geldi. Timur da harekete geçti ve torunu Mirza Mehmed sultan'ı göndererek on iki gün muhasaradan sonra Kemah kalesini alarak yine eski sahibi Mutahharten'e verdi. Timur sonra Sivas'a yürüdü. Muntazam casus teşkilâtıyla Osmanlı ordusundan ve vilâyetlerden haber alıyordu.

Yıldırım Bayezid, Timur'un Sivas'ta olduğunu haber alınca ağırlığını Ankara'da bırakarak Akdağ madeni ve Kadı şehri dağlık mıntıkasında mevzi almak istedi; askerlerinin yaya kısmı ziyade olduğundan Timur'un atlı kuvvetlerine karşı bu tarzda hareket etmeyi muvafık buldu. Vezir-i âzam Çandarlızade Ali Paşa ile kumandanların çoğu meydan muharebesi yapılmayarak Timur'un bulunduğu mıntıkanın hariçle bağlantısının tamamen kesilmesini ve ayrı düşen kuvvetlerinin vurulmasını müteakip taarruza geçilmesini tavsiye ettilerse de Bayezid kuvvetine ve kendisine güvenerek bu mütalaalara yanaşmadı.

Ankara Meydan Savaşı

Yıldırım Bayezid ile Timur'un öncü kuvvetleri Sivas ve Tokat mıntıkalarında temasa geldilerse de Osmanlı hükümdarı Sivas ile Tokat arasındaki geçitleri tutmuş olduğundan burada muharebe yapılmasını kendisi için tehlikeli gören Timur, Osmanlı kuvvetleri hakkında epey malûmat almış olduğundan Kayseri'ye doğru yürüdü; yandan bir taarruza uğramamak için pek ihtiyatlı ve çok ağır gidiyordu. Timur'un Sivas'la Tokat arasında muharebeyi kabul etmemesi üzerine Osmanlı kuvvetleri de mevzilerini terk ederek kendi istikametlerinde Timur kuvvetlerine muvazi olarak batıya doğru çekiliyorlardı. Timur, Bayezid'i kendisine doğru çekmek istediyse de vaziyete vakıf olan Osmanlı hükümdarı bu tuzağa düşmedi ve yapacağı taarruzun zamanını bekledi.

Timur, Kırşehir'e doğru yürüyordu; o sırada Osmanlı kuvvetlerinin kendi üzerine doğru gelmekte olduğunu haber alınca vaziyetin kendisine müsait olmamasından dolayı telâş etti; ordusu erkânıyla görüşerek süratle ileriye gitmeyi ve düşmanı arkasında bırakmağı muvafık gördü ve Ankara yolunu tuttu.

Timur, Ankara önüne gelir gelmez kaleyi kuşattı; kale muhafızı olan Yakup Bey, burasını şiddetle müdafaa etti. Timur, Bayezid'in kendisinin geldiği yoldan geleceğini tahmin ile o cepheyi iyice tahkim etti ve Ankara kalesini kuzey-doğu yani iç kale tarafından almak istiyor ve kalenin suyunu keserek Osmanlı kuvvetleri gelmeden önce burayı düşürmeğe çalışıyordu.

Timur Osmanlı ordusunun daha geç geleceğini tahmin etmiş ise de bu tahmininde aldanmıştı; çünkü Bayezid kuvvetleri seri bir yürüyüşle çok daha evvel ve hem de Timur'un hiç beklemediği bir yoldan meydana çıkıvermişti. Halbuki Timur, Osmanlı ordusunu güney-doğudan gelecek diye beklerken Osmanlılar kuzey-doğudan yani Kalecik, Bavlı üzerinden gelerek Çubukova'da Melikşah köyü'ne inmişlerdi. Bu hale göre Timur bir baskına uğramış demekti. Bu an ve tehlikeli vaziyet karşısında Timur çok buhran geçirmekle beraber itidalini muhafaza etti, bütün gece çalışarak cephesini değiştirdi ve kalenin kenarından da çekildi.

Timur'u böyle bir vaziyette yakalayan Yıldırım Bayezid, oğullarının ve kumandanlarının derhal taarruza geçirilmesi hakkındaki ısrarlarını dinlemedi ve bu mütalaaları reddederek büyük bir fırsatı kaçırdı ve kaide üzere mertçe harb etmeği muvafık gördü; tabii bu hareket Timur'a vakit kazandırıp onu düşmüş olduğu tehlikeli durumdan kurtardı. Ankara muharebesi diye meşhur olan ve Osmanlı istilâsını yarım asır gerileten bu savaş ya 19 Zilhicce 804/20 Temmuz 1402 Cuma günü, yahud 27 Zilhicce 804/28 Temmuz 1402 Cuma günü yapılmıştır.

İki taraf kuvvetleri nisbetsizdi. Timur, Bayezid'in korkunç bir hasım olduğunu anladığından Maveraünnehir'deki en kudretli ve zırhlarla donanmış kuvvetlerini de getirtmiş olup onun ordusunun mevcudu 160.000 ve Osmanlı kuvvetleri ise Timur'un Fetihnâmesindeki kayda göre 70.000. Sırp despotunun yardımcı zırhlı kuvveti de bu yekûna dahildi. Bu suretle Timur'un kuvvetleri adetçe üstün olduğu gibi bilhassa süvari adedi de pek çoktu. Bundan başka Timur ordusunda 32 fil vardı. Bu durum üzerine Yıldırım Bayezid, ordu kumandanlarına muvaffak olmak için fedakârane gayrette bulunmalarını söylemişti.

Osmanlıların harb nizamı üzere merkezde pâdişâh ve vezir-i âzam ile şehzadeleri Mustafa, Musa ve İsa Çelebiler bulunuyorlardı. Sağ kolda Anadolu kuvvetleri, Kara Tatarlar ve onların sağında okçular ve okçuların sağında ise Mire dag'ı vardı. Sırp despotu bu kolda olup kuvvetleri 20.000 kadardı. Bir miktar Arnavut kuvveti de vardı.

Sol kolda ise Aydın, Saruhan ve Karesi sancakları valisi Şehzade Süleyman Çelebi ve Rumeli eyaleti kuvvetleri ve bunların gerisinde de Timur'un gizlice elde ettiği Kara Tatarlar ve onların gerisinde de Amasya sancak beyi Şehzade Mehmed bulunmakta idi ki ihtiyat kuvvetlerini teşkil ediyordu; sol cenah ova tarafına düşüyordu.

Timur ordusunun sağ kolunda Timur'un oğlu Miranşah ve Emirzâde Mehmed Sultan ve diğer emirler ve sol kolda yine Timur'un oğlu Şahruh Bahadır ile Halil Sultan ve emirler bulunuyorlardı. Yıldırım Bayezid merkezde Melikşah köyü'nün güneyindeki tepede bulunup önünde ve çevresinde kanun üzere yeniçeriler ve onların önlerinde de Azap denilen hafif yaya kuvvetleri bulunmakta idi.

Osmanlıların sol koluna yüklenen Timur kuvvetleri ilk zamanlarda bir şey yapamadılar; fakat sol cenahın gerisindeki Kara Tatarların —ki Timur tarafından gizlice elde edilmişlerdi— geriden Rumeli askerleri üzerine ok atarak bu cenahı iki ateş arasında bırakmaları ve buna mukabil ihtiyat kuvvetlerinin vaziyeti düzeltmek için yaptıkları gayretin boşa gitmesi üzerine Osmanlı sol kolu bu ihanetin kurbanı olarak geri çekilmeğe mecbur olmuştu.

Merkeze yapılan hücumlara karşı Yeniçerilerin müdafaaları burada Osmanlıların hâkim vaziyetini gösteriyordu. Sağ koldaki muharebede de bu kol yine hıyanetle karşılaşmıştı. Bu kolda galip gelen Osmanlı kuvvetleri düşmanı sürmüşlerdi; bunun üzerine takviye alan Timur kuvvetleri tekrar faaliyete geçtilerse de muvaffakiyet Osmanlılarda idi; hattâ Timur buradaki kritik durumu ehemmiyetli gördüğü için muharebeyi büyük bir alâka ile takip ediyordu, işte tam bu sırada Anadolu beylerine tâbi tımarlı sipahiler Timur tarafına geçiverince bu cenah da geri çekilmeğe mecbur oldu. Bu durum üzerine merkezde mukavemet eden kuvvetlerin iki yanları açılmış ve mağlûp olan kollar dağılmak üzere bulunmuştu; muharebeye iştirak etmiş olan Sırp kuvvetleri kahramanca dövüştüler, bunların savaşını Timur bile takdir etmişti.

Bu tehlikeli hal üzerine Bayezid'e geri çekilmesini tavsiye ettilerse de başta bunu kabul etmedi. Harbin kaybedildiğini gören vezir-i âzam Ali Paşa ile Murad Paşa, Yeniçeri ağası Hasan Ağa ve Karesi subaşısı İnebey büyük şehzade Süleyman Çelebi'yi alıp kaçtıkları gibi ihtiyat kumandanı olan Çelebi Mehmed de bin kadar maiyyeti kuvvetleriyle sancak merkezi olan Amasya'ya doğru kaçmıştı. Bundan başka Sırp despotu ile kardeşinin kumandası altındaki kuvvetler de kaçmışlardı; Yıldırım Bayezid ise yerinde duruyordu. Ümeradan Minnet Bey'in kaçma teklifini reddederek şerefle ölmeği tercih ettiğini söyledi. Fakat bulunduğu yerde kalmasının muvafık olmadığım anlayarak daha gerideki Çataltepe'ye çekildi; maiyetinde ancak iki, üç bin yaya ve atlı kuvveti kalmıştı. Bu kuvvetlere karşı merkezden yetmiş bin kişilik Timur kuvvetleri hücum ediyordu; Çataltepe bir kaç kat Timur kuvvetiyle sarılmıştı; Bayezid, orada elinde balta ile hücum edenleri düşürüyordu.

Bayezid kaçabilmek için ortalığın kararmasını bekliyordu; bir aralık az bir kuvvetle birinci muhasara hattını yarıp fırlamağa muvaffak oldu, fakat çok sayıda çemberle çevrilmiş olduğundan her bir muhasara hattını zorlukla geçiyordu; kaçtığı haber alınınca takibine çok kuvvet sevk edildi; nihayet son müdafaa tepesinden üç saat ayrıldıktan sonra atı yuvarlandı; tekrar bir ata binmesine meydan kalmadan yakalandı.

Bayezid'i, Timur'un yanına getirdikleri zaman, Timur kendisini karşıladı ve hakkında hürmet gösterdi ve kendisini teselli etti; bu hale sebebiyet verenin kendisi olduğunu söyledi; hil'at giydirdi ve kaçırılmaması için tertibat alındı. Bayezid'le beraber oğullarından Musa ve Mustafa Çelebilerle beylerbeyi Sarı Timurtaş Paşa, Kara Timurtaş Paşa oğullarından Ali Bey esir düşerek Kara Timurtaş'ın diğer oğlu Yahşi Bey maktul oldu. Yine Osmanlı ümerasından Hoca Firuz paşa —ki Timur'la harb taraftarı idi— Minnet bey, Mustafa bey esir düştürler.

Timur, Ankara muzafferiyetini bildirmek üzere Fransa kralı VI. Şarl ile İngiltere kralı IV. Hanri'ye nâme yollamış ve kendilerinin — Niğbolu muharebesinde — yenemedikleri Osmanlı hükümdarına galip geldiğini bildirmiştir.

Timur, muharebeden sonra Osmanlı kuvvetlerini takip için asker sevk ettiği gibi Osmanlı şehzadesi Süleyman Çelebi'yi yakalamak üzere torunu Mehmed Mirza'yı otuz bin kişilik bir kuvvetle ‘’Bursa’’ tarafına göndermiştir.

Timur, Ankara önünde sekiz gün kaldıktan sonra Kütahya'ya gelmiş ve buradan hoşlanarak bir ay kadar oturmuştur. Timur Kütahya'da bulunurken Bursa'dan esir edilen Bayezid'in damadı Seyyid Mehmed Buharı ve Molla Fenarî diye meşhur Şemseddin Mehmed ile Şemseddin Cezerî gibi üç büyük zatı getirmişlerdi. Bunlardan başka Bursa'da. nezaret altında bulunan Karamanoğulları'ndan Maktul Alâaddin Bey'in oğullan Mehmed ve Ali Beyler de kurtarılarak Kütahya'ya getirilmiş Timur bunlara iltifat etmiş babalarının mülklerinden başka Osmanlılara ait olan Kayseri, Beypazarı, Akşehir, Sivrihisar Bolvadin taraflarını da Karamanoğulları'na vermişti.

Osmanlı tarihleri ile Bizans kaynakları Yıldırım Bayezid'i esaretten kurtarıp kaçırmak için oğlu Çelebi Mehmed'in teşebbüsünü beyan ederlerse de, ne dereceye kadar doğru veya hangi kısmı hakikat olduğu anlaşılamamaktadır.

Ankara Savaşından Sonraki Durum

Ankara muharebesinden sonra yukarıda görüldüğü gibi, Timur Bursa, Konya, Akşehir, Karahisar ve diğer mahallere kol kol kuvvetler sevk etmişti. Bursa'ya giden Mehmed Mirza kumandasındaki otuz bin kişilik kuvvet şehzade Süleyman Çelebi'yi yakalamak istedi ise de muvaffak olamadı. Süleyman Çelebi, vezir-i âzam Ali Paşa ile muharebe meydanından kaçtıktan sonra Bursa'ya gelmiş ve oradan hazineyi ve kız kardeşi Fatma Sultan ile küçük kardeşi şehzade Kasım'ı alarak hemen Gemlik sahiline inmiş ve oradan da deniz yoluyla Darıca veya Boğazdaki Güzelcehisar'a yani Anadoluhisarı’na geçmeye muvaffak olmuş, Gemlik’e kadar gelmiş olan Ebubekir Mirza bunları yakalayamamıştır. Süleyman Çelebi pederinin ailesini götürememiş ve bunlar Bursa Yenişehir’de bulunurlarken on bin kadar kuvvetle kendisini takip eden Emir Mirza Ebu Bekir'in eline esir düştüler. Bayezid'in Sırp despotunun kız kardeşi olan zevcesi ile iki kızı Yenişehir'de bir evde saklanmışlardı. Yakalanıp Kütahya'da bulunan Timur'un yanına götürüldüler. Timur bunları Bayezid'in yanına gönderdi. Zafernâme’nin kaydına göre Bayezid'in bir kızı Timur'un torunu Ebu Bekir Mirza'ya nikahlandı. Bursa'da Şehzade Mustafa'ya nişanlanmış olan Sultan Ahmed Celâyirî'nin kızı da ele geçti; Emir Şeyh Nureddin Bursa kalesine giderek oradaki hazinede altın, gümüş, mücevherat ve kumaş ne varsa aldı ve bir defterini yaptırdı; Bursa da yağma edildikten sonra şehir ateşe verildi.

Timur Kütahya'da bulunduğu müddet zarfında etrafı vurdurup sindirip emniyet hasıl ettikten sonra Yıldırım Bayezid'in memleketlerini almış olduğu Karaman, Germiyan, Aydın, Saruhan, Menteşe ve Hamidoğulları'nın beyliklerini iade etti; bunlar Timur'un yüksek hâkimiyeti altında ecdatlarından kalan yerlere sahip oldular.

Sinop hükümdarı Candaroğlu İsfendiyar Bey, daha Timur Bayezid üzerine yürümeden evvel Erzincan emiri Mutahharten'in yanına gitmişti. Mutahharten onu beraberine alarak Alıncak kalesini görmeğe gelen Timur'un yanına götürmüş, İsfendiyar sonra yine memleketine dönmüştü. Timur, İzmir tarafına giderken İsfendiyar Bey, Menteşeoğlu Mehmed Bey'le beraber Timur'a peşkeşlerini çekerek tazimlerini arzeylemişti; Timur ona Sinop'tan başka ecdadının tekmil yerlerini yani Kastamonu, Tosya, Çankırı, Kalecik taraflarını da verdi. Timur Kütahya'dan kalkarak Denizli'ye, Menderes vadisine ve Aydın Güzelhisarı'na. ve oradan Ayasoluğ (Selçuk) ve Tire'ye gelmiş ve İzmir üzerine giderek Rodos şövalyelerine kalenin teslimini yahut vergiyi kabul etmelerini teklif etti ise de şiddetle red cevabı alınca şehrin etrafına sedler ve harb kuleleri yaptırıp orasını da derhal muhasara ile on beş gün dayanabilerek alınmıştır (6 Cemaziyelevvel 805/2 Aralık 1402). Malûm olduğu üzere bu sahil İzmir'i Frenkler Aydınoğlu Umur Bey'den almışlardı. Umur Bey burasını geri alamayarak bu uğurda şehid düşmüştü. Hayrete şayandır ki en müstahkem surlar bile bu cihangirin önünde dayanamamakta idi. Bundan sonra Foça ile Sakız adasındaki Latinler de Timur'a vergiyi kabul etmişlerdi. Timur, İzmir'i Aydınoğulları'na bırakarak onlara harb levazımı da verdi.

Timur Bayezid'in oğlu Emir Süleyman Çelebi'ye de nâme yazarak kendisine tâbi olmasını bildirmiş ve o da Şeyh Ramazan ismindeki elçisi vasıtasiyle bu teklifi kabul eylediğinden kendisine bağlılık alâmeti olarak tac ve hil'at gönderilmişti.

Yine bu İzmir fethinden sonra Yıldırım'ın diğer oğlu İsa Çelebi de Foça'nın Timur'un hâkimiyetini tanıdığı sırada Kutbeddin ismindeki elçisi ile itaatini arz eylediğinden ona da kemer, külah ve hediyeler gönderdi. Amasya sancak beyi Mehmed Çelebi'nin, Timur'a elçi gönderdiğine dair Zafernâme-lerde bir kayıt yoksa da Osmanlı tarihlerinde bu hususta malûmat vardır; Timur, Bayezid sağ iken Amasya valisi Çelebi Mehmed'i yanına davet etmiş, Çelebi Mehmed yola çıkarak yolunu kesenlerle çarpışa çarpışa Ankara civarına kadar gelebilmişti. Bu durum üzerine Çelebi etrafının muhaliflerle sarılı olup yolunu kestiklerini arz eyleyerek Sofu Bayezid ismindeki hocasını göndermiş ve ona verdiği nâme ile vaziyetini Timur'a bildirmiş ve hediyelerini de takdim eylemiştir; Çelebi Mehmed'in, Meskukât kataloglarında Timur namına sikkesi olduğu malûm olduğundan onun da Timur'un yüksek hâkimiyetini kabul etmiş olduğu görülüyor.

Timur'un Rumeli'ye geçeceğinden bahis ile gemi hazırlaması hakkında gönderdiği nâmeden korkan Bizans imparatoru Manuel, Timur'a itaatini arz ile haracı kabul ederek bir çok altın ve hediyeler takdim eyledi. Mısır ve Suriye'ye sahip olan Memlûk Sultanı Ferec de Timur'un yüksek hâkimiyetini kabul etmişti.

Timur sekiz ay Anadolu'da kalmış ve Rumeli'yi, Adaları ve Bizans İmparatoru ile, Memlûk sultanını nüfuzu altına alıp Anadolu'da parça parça eski beylikleri tekrar kurarak Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtıp karışıklık içinde bıraktıktan sonra memleketine dönmüştür. Timur giderken Moğolların, Selçuklular zamanında Anadolu'ya getirip yerleştirdikleri Kara Tatarlar’ı da götürmeye karar vermiştir. Kara Tatarların ileri gelenlerinden Teberruk ve Mürüvvet isimlerinde iki kişiyi davet ederek onları yine eski yurtlarına götürmek istediğini söylemiş ve onlar da muvafakat eylemişler ve bunun üzerine bir hile ile hiçbir tarafa kaçmamaları için evvelce alınan tertibat üzerine bütün mal ve aileleriyle ve hiç bir surette incitmeden pek azı müstesna alıp götürmüştür.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz