Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Sultan Abdülhamid'in petrol savaşı!
2. Silâhtar Mehmet Paşa
Kasr-ı Şirin (Kasrışirin) Antlaşması
Fatih'in fermanı niçin çok önemli?
Padişahların Ölüm Sebebi
XVI. ve XVII. Yüzyıl Osmanlı Islahat Risaleleri
Sultan İbrahim'in Hükümdarlığı
Osmanlıların İslâm Devletleriyle İlişkileri
Köprülü Mehmet Paşa Zamanındaki Bütçe
Osmanlı Kıyafetleri ve Fenerci Mehmet Kıyafetnamesi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Aruz Vezni

Aruz, "çadırın ortasına destek olarak dikilen direk" demektir. Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında "hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü” anlamında kullanılır.

Arapların ilmü'ş-şi'r dedikleri şiir bilimi, aruz bilimi (ilmü'l-aruz) ve uyak bilimi (ilmü'l-kâfiye) diye ikiye ayrılır. Aruz bilimi, aruz ölçüsü (aruz vezni)'nün kurallarını bildirir.

Aruz Ölçüsü, Arapçanın hece dizgesine sıkı sıkıya bağlıdır, ondan ayrı düşünülemez. Arapçada temel harfler ünsüzlerdir. Bu harfler ya harekesiz (sakin) ya da harekeli (müteharrik) olurlar. Hastalıklı harfler (hurûf-ı illet) denilen elif, vav, ye, yani bizim uzun â, û, î ile gösterdiğimiz ünlüler, Arap dilcilerine göre bir hareke ile bir harekesiz ünsüzden birleşmiş seslerdir. Buna göre bir beyti oluşturan harfler arasında harekesiz ve harekeli harfler birlikte bulunacaktır. Bu harflerden ikisinin birleşmesine sebeb (ip), üçünün birleşmesine veted (ağaç kazık) denir. Bunların da kendi aralarında ikiye ayrılmasından dört çeşit temel hece yapısı oluşur:

a. ben, gel, kar gibi yatay bir çizgi (_) ile gösterilen kapalı
heceler.
b. te-pe, ka-ra, ya-ra gibi bir nokta (.) ile gösterilen açık heceler.
c. gö-nül, ka-lem, se-pet gibi bir açık bir kapalı (._) heceler,
ç. bâ-de, hâ-ne, lâ-le gibi bir kapalı bir açık (_ .) heceler.

Bu temel parçaların birleşmesinden 8 ana kalıp ortaya çıkar.
Her beyitte en az dördü bulunan bu parçalara tef'il, tef'ile ya da
cüz denir. Bu temel parçalar şunlardır:

1. fa'ûlün (fe'ûlün) (._ _)

2. fâ'ilün, fâ'ilât (_._)

3. mefâ'ilün (._._)

4. fâ'ilâtün (_._ _)

5. müstef'ilün (_ _._)

6. mef’ûlâtü (_ _ _ .)

7. müfâ'aletün (._.._)

8. mütefâ'ilün (.._._)


Bu ana parçaların hece düzenlerinden birtakım değişik parçalar daha doğmuştur. Bunlar da şöyle gösterilebilir:

1. fa', fâ' (_)

2. fa'ûl (fe'ûl) (._)

3. fa'lün, fâ'il (_ _)

4. fa'ûlün (fe'ûlün), mefâ'il (._ _)

5. fe'ilün, fe'ilât (.._)

6. fâ'ilün, fâ'ilât (_._)

7. mef'ûlü (_ _.)

8. mefûlün, mef'ûlât (_ _ _)

9. fe'ilâtün (. . _ _ )

10. mefâ'ilün (._._)

11. mefâ'îlün(._ _ _)

12. mefâ'îlü (. _ _ .)

13. fe'ilâtü (. . _ .)

14. fâ'ilâtün (_._ _).

15. müstef'ilün (_ _ . _)

16. müfte'ilün (_.._)

17. fâ'ilâtü (_ . _ .)

18. mef'ûlâtü (_ _ _ .)

19. mütefâ'ilün (.._._)

20. müfâ'aletün (._.._)

21. müstef'ilâtün (_ _ ._ _)

Bu tef'ile ve cüz adı verilen temel parçaların türlü biçimlerde yan yana gelmelerinden daha büyük kalıp (vezin)'lar ortaya çıkar. Bunların sınıflanmasıyla ortaya çıkan dizge de bahirler ve dairelerdir.

Bu ölçüler İran ve Türk sınıflamasına göre 14 bahir 4 dairedir. Bu daire ve bahirlerdeki ölçüler örneklerle birlikte aşağıda gösterilmiştir.

Aruz bilimini böyle bir öğreti biçiminde ilk olarak ortaya koyan ünlü Arap dilcisi İmam Halil bin Ahmed (öl. 786)'dir. Bu bilimle ilgili kuralların bir bölüğü İslâmlığın ilk çağlarında bilinmiyordu. İmam Halil'in ortaya attığı bu dizge ilk zamanlar kabul edilmedi. Öyle ki, zamanın kimi ünlü şairleri kendilerini bu ölçülerin üstünde görerek onlara uymayan ölçülerde şiirler yazdılar.

Arap aruzu, önce İran'a geçmiştir. İranlılar aruzun kendi eski ölçülerine yakın olanlarını seçmişler, bu ölçüler içinde bahirler bile uydurmuşlardır, örneğin, hezec bahrinin türlü biçimlerinden oluşan 24 rubai kalıbını İranlılar bulmuşlardır.

Türklerin çok eski çağlardan beri güçlü bir halk şiiri geleneği vardı ve hece ölçüsünü kullanıyorlardı. İslâmiyet’i kabul ettikten sonra, İran edebiyatının etkisiyle Türkler de Farsça şiirler yazmışlar ve Farsçayı şiir dili olarak benimsemişlerdir. Böylece Türkler, ilk şiirlerinde İran aruzunu kullanmaya başlamışlardır. Türkçede Kutadgu Bilig adlı yapıtta ilk olarak kullanılan (kalıp, fa'ûlün fa'ûlün fa'ûlün fa'ûl'dür. Firdevsî Şeh-nâme'sini bu kalıpla yazmış olmasından dolayı, bu kalıba Şeh-nâme vezni de denilir.

Aruzu kullanmaya başlayan Türk şairleri büyük bir güçlükle karşılaştılar. Çünkü Tükçenin yapısı Arapça ve Farsçaya benzemiyordu. Türkçede uzun ünlü bulunmaması Türkçe sözcüklerdeki kimi ünlülerin uzatılması sonucunu doğuruyordu. Bununla birlikte Türkler ilk zamanlarda hece ölçüsüne en yakın olan kalıpları seçerek işe başlamışlardır. Türkçenin yüzyıllarca direnerek karşı koyduğu aruz, —birkaç ünlü divan şairi dışında— ancak XIX - XX. yüzyıllarda Tevfik Fikret, Mehmed Akif Ersoy, Yahya Kemal gibi şairlerin elinde bir Türk aruzu durumuna gelmiştir.

Tanzimat’tan sonra başlayan toplum yapısındaki değişme ve yenileşme, edebiyatı da etkilemiştir, özellikle Fransız edebiyatından Türk edebiyatına aktarılan yeni tür ve kavramlarla birlikte, eski sorunlar da yeni bir bakışla tartışılmıştır. Bunlar arasında en önemli yeri tutan aruz - hece sorunudur.

Tanzimat döneminde, aruza karşı ilk tepki, Ahmet Cevdet Paşa'dan gelmiştir. Ahmet Cevdet Paşa, Türk şiirinin doğal ölçüsünün hece ölçüsü olduğunu söyleyerek aruzun Türk lehçesini bozduğunu ileri sürmüştür. Namık Kemal de birçok yazılarında hece ölçüsünü savunmuş ve özellikle tiyatro yapıtlarında aruz yerine hece ölçüsünün kullanılmasını salık vermiştir. Buna uyarak Abdülhak Hamit, Nesteren ve Liberte adlı oyunlarını hece ölçüsüyle yazmıştır.

Recai-zade Mahmud Ekrem, "aruz ölçüsü içinde Türkçe sözcüklerin imalelerle bozulduğunu" kabul etmekle birlikte yine aruzu heceye yeğler. Ekrem, La Fontaine'den kimi hikâyeleri hece ölçüsüyle Türkçeye çevirmek ister, fakat, başarı sağlayamayarak aruza döner.

Aruzun, önemli bir edebiyat sorunu olarak ele alınması Servet-i Fünûn şairleriyle başlar. Servet-i Fünun şairleri, aruz kalıplarım önce, müzik değerleri bakımından ele almışlar; sonra, kullanılan kalıbın, şiirin konusuna ve dize içindeki sözcüklerle olan uygunluğu üzerinde önemle durmuşlar, hatta, ölçünün müzik değeri açısından konu ile bağlılığını sağlayabilmek için, konunun gelişmesine göre bir şiir içinde birkaç kalıp kullanmışlardır. Bunun en başarılı örnekleri Tevfik Fikret ve Cenab Şehabeddin'de görülür.

Cumhuriyet döneminde, hece ölçüsü aruza karşı kesin bir üstünlük kazandıktan sonra bile aruz-hece tartışması sürmüştür. Aruz ölçüsünün Arapça sözcüklere göre düzenlenmiş bir çeşit ezgi olduğu, bugün de dilimizde Arapça ve Farsça sözcükler bulunduğu için, aruz ölçüsünü bırakmamızın olanaksızlığı üzerinde durulmuştur. Ayrıca, Arapça olan aruz kalıplarının, örneğin "fâ'ilâtün fâ'ilâtün" parçalan, "geldiğim gün geldiğim gün" gibi bir sözle karşılanırsa, Türkçeleştirilmiş olacağı da ileri sürülmüştür.

Aynı görüşten yararlanarak, İbrahim Alaeddin Gövsa, Osmanlıcayı bilmeyenlere, aruzu "fi'l" sözcüğünden üretme kalıplarla anlatmak yerine, "sevmek" eyleminin türlü çekimleriyle bunu sağlamayı düşünmüş ve adını da "sevmek, sevilmek" ölçüsü koymuştur. Bu ölçüye göre fâ'ilâtün "sevmeseydim",fe'ilâtün "sevebildim", mefa'ilün "sever misin", mef'ûlü "sevmezse", fa'ûlün "severken" gibi sözlerle karşılanmıştır.

Bütün bu çalışmalardan sonra, aruza yeni bir düzen verme çabaları başlangıç noktasından ileri gidememiş ve sonuçsuz kalmıştır.

Aruz Ölçüsünün temeli, hecelerin uzun ve kısa olmaları özelliğine davanır. Ölçünün doğru olarak bulunabilmesi için önce, dizedeki hecelerin değerlerinin saptanması gerekir. Türkçe, Arapça ve Farsça sözcüklerdeki heceler iki ana bölümde toplanır:

A. Açık hece : Buna muallak (asıllı, boşlukta duran) da denir. Ölçü uygulamasında açık heceler bir nokta (.) ya da ters bir yay işaretiyle gösterilir. (+) işaretiyle gösterenler de yardır. Türkçe sözcüklerde iki türlü açık hece bulunur.

1. Yalnız bir ünlü olan heceler: a-dım, e-rik, e-kin, t-şık, t-pek, ozan, ö-rümcek, u-zak, u-sanmak, ü-züm, ü-şütmek gibi.

2. Bir ünsüz ve bir ünlüyle kurulmuş heceler: ka-ra, ke-mik, sa>rt, de-li, to-pak, kö-mür, su-lu, yü-rü-mek gibi.

Arapça ve Farsça sözcüklerde de iki türlü açık hece vardır.

1. Yalnız bir kısa ünlü olan heceler: a-rak, e-mel, ı-yan, i-rem,
ö-mer, u-beyd, ü-büvvet gibi.

2. Bir ünsüz ve bir kısa ünlüyle kurulmuş heceler: ha-zân,
me-kân, rı-zâ, ri-câ, rü-bâb, sü-han gibi.

B. Kapalı hece: Buna müsned (dayanılmış) de denir. Ölçü uygulamasında kapalı heceler vatav_(—) va da dikev bir çizgiyle gösterilir.

Türkçe sözcüklerde 4 türlü kapalı hece bulunur:

1. Bir ünlü ve bir ünsüzle kurulmuş heceler: ak, al-mak,
es-mek, ıs-lak, ür-kek gibi.

2. Bir ünsüz, bir ünlü ve bir ünsüzle kurulmuş heceler: bak,
kar, kes-mek, gel-mek, köp-rü, kur-şun, küs-mek gibi.

3. Bir ünlü ve yan yana iki ünsüzle kurulmuş heceler: ast, art,
örtanek, üst gibi.

4. Bir ünsüz, bir ünlü ve yan yana iki ünsüzle kurulmuş hece¬ler : kart, tart-mak, kırk, sırt, dört, yurt, sürt-mek. gibi.

Arapça ve Farsça sözcüklerde de 9 türlü kapalı hece bulunur.

1. Yalnız bir uzun ünlü olan heceler: â-şık, â-det, î-câd, î-câb gibi.

2. Bir ünsüz ve bir uzun ünlüyle kurulmuş heceler: bâ-de,
sâ-de, bî-kes, sû-ret gibi.

3. Bir kısa ünlü ve bir ünsüzle kurulmuş heceler: er-kân, imkân, üş-tür gibi.

4. Bir uzun ünlü ve bir ünsüzle kurulmuş heceler: âb, âş-nâ,
âf-tâb gibi.

5. Bir ünsüz, bir kısa ünlü ve bir ünsüzle kurulmuş heceler:
ta-hammül, bül-bül, gül, e-mel, e-cel gibi.

6. Bir ünsüz, bir uzun ünlü ve bir ünsüzle kurulmuş heceler: bâb, yâr, zîr, şîr, sâz,, rûy, bûy gibi.

7. Bir kısa ünlü ve yan yana iki ünsüzle kurulmuş heceler: asr, aşk, eşk, emr, ömr, ufk gibi.

8. Bir ünsüz, bir kısa ünlü ve yanyana iki ünsüzle kurul¬muş heceler: rahm, zahm, derd, dest, çeşm, gird, dürd, mürg, müşg gibi.

9. Bir ünsüz, bir uzun ünlü ve yan yana iki ünsüzle kurulmuş heceler: dost, post gibi.

Aruzu dizelere uygularken göz önüne alınacak birkaç kural vardır. Bunlar, ölçü takti’inde çok önemli yeri olan kurallardır.
1. Vasl: "Bağlayış, ulama" demektir. Sonu ünsüzle biten bir sözcüğü, ondan sonra gelen sözcüğün ünlü harfine bağlamaktır. Ulama, ölçüde yan yana iki açık hece gerektiği zaman yapılır.
(Aşağıdaki beyitte vasl olan yerler _ ile gösterilmiştir.)

Hürr_olmak_eğer ister_isen olma cihânın
Zevkında safâsında gamında kederinde (Ziya Paşa)

Yukarıdaki beytin ölçüsü mefûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûlün'dür. Beyitteki "olmak eğer" ve "ister isen" sözcükleri arasında iki açık heceye gerek vardır. Eğer bu sözcükler ulama yapılmadan okunursa ölçü bozuk olur. ölçüyü düzeltmek için bu sözcüklerdeki heceleri şöyle birbirine bağlayarak okumak gerekir : "ol-ma-ke-ğer", "is-te-ri-sen" gibi.

2. İmale: "Çekme" demektir. Ölçüde kapalı hece gereken yerlerde açık heceyi biraz uzatarak okumaya ‘’imale’’ denir. İmale aruzda bir kusur sayılır. Arapça ve Farsça sözcüklerdeki kısa hecelerde yapılmaz. Daha Türkçe sözcüklerdeki kısa heceli sözcüklerde kısa heceli eklerde ve Farsça tamlamalardaki “izâfet kesreleri”nde yapılır. Yazıda uzun okunması gereken hecelerdeki ünlülerin altı küçük bir çizgi (-) ile çizilerek gösterilebilir. Ölçüsü “mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün" olan aşağıdaki beyitte, ölçünün doğru olabilmesi için altı çizilen hecelerin uzun okunması gerekmektedir.
(Ancak biz burada şimdilik –konuya dair bu ve bundan sonraki örneklerde-, uzun okunması gerekenleri parantez içinde göstereceğiz)

Kam(u) bîmârın(a) cânân devâ-y(ı) derd eder ihsân
Niçin kılmaz ban(a) derman ben(i) bîmâr sanmaz mı (Fuzulî)

İmale aruzda her ne kadar kusur ise de, Türkçeyi ve aruzu başarıyla kullanabilen şairler, cümle vurgusunu da imaleli hecelere getirerek sözün anlamını daha da güçlendirmeyi sağlamışlardır, örneğin:

D(ö)ğülmeğe s(ö)ğülmeğe k(o)ğulmağa bi’llâh
Hep kailim amma ki efendim senin olsam (Nedim)

beytinin ölçüsü mef ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûlün'dür. Birinci dizede arka arkaya gelen sözcüklerde 3 imaleli hece vardır. Bunların uzun okunmasıyla, sevgiliye karşı boyun eğiş, onun her türlü eziyetine gönül rızasıyla katlanıp en canlı bir biçimde anlatılmaktadır. Yine ölçüsü mefâ'ilün fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün olan aşağıdaki beyitte "kanı" sözcüklerindeki ikinci hecelerin arka arkaya uzatılarak okunması, sevgiliden beklenen haberin nasıl bir heyecanla beklendiğini ve rüzgârın vefasızlığına karşı yapılan sitemi çok canlı olarak anlatmaktadır.

Kan(ı) selâmı kan(ı) bir peyâmı cananın
Sabâ senin de işin hep hevâ imiş hayfâ (Nahifî)

3. Med: "Uzatma" demektir. Yani iki kapalı hece arasında bir açık hece bulunması gerektiğinde sonu bir uzun ünlü ve bir ünsüzle biten birinci heceyi imaleden biraz daha fazla uzun okumaktır. İmale çoğu yerde ölçü kusuru olmakla birlikte, med bir ses sanatıdır ve şiirde iç uyumu yaratan en önemli öğelerden biridir.

Med, son iki harfi ünsüz olan Arapça, Farsça ve Türkçe söz¬cüklerde de yapılır. Ölçüsü fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün olan aşağıdaki beyitte olduğu gibi:
(Örnekte medler parantez içinde belirtilmiştir.)

(Dost) bî-pervâ felek bî-(rahm) devran bî-sükûn
(Derd) çok hem-(derd) yok düşmen kavî tâli' zebûn (Fuzulî)

Med, bu tür heceli sözcüklerden başka, "var", "yok", "çok", "az" gibi tek heceli Türkçe sözcüklerde de yapılmıştır.

4. Zihaf : "Kısma" demektir. Aruzda, ölçü zorunluluğuyla Arapça ve Farsça sözcüklerdeki uzun bir heceyi kısa okumaktır. Bu da imale gibi güzel kullanılmadığında bir ölçü kusuru sayılır. Aşağı¬aki beytin Ölçüsü fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün'dür. "Pehlû" sözcüğünü, ölçüye uyması için "pehlu" biçiminde yani uzun olan "-lû" hecesini kısaltarak okumak gerekir.

Ol kadar âsûde âlem sâye-i adlinde kim
Hâb-gâh eyler gazâle pehlu-yı şîr-i neri (Nef'î)

Bundan başka ünsüzle biten bir uzun heceden sonra yine ünsüzle başlayan bir sözcük gelirse, bir önceki sözcüğün uzun hecesini kısa okumak yoluyla da zihaf yapılır Bu bir ölçü kusuru sayılmaz, zaten ölçü böyle okumayı gerektirir. Ölçüsü mef’ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûlün olan aşağıdaki beyitte, "cânân" ve "rindân" sözcüklerinin ikinci heceleri aslında uzundur, ölçü zorunluluğuyla bunların kısa okunması gerekir. Uzun okunduğunda ölçü bozulduğu gibi cümle vurgusu da kaybolur:

Cânan gide rindan dağıla mey olan rızân
Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde (Ziya Paşa)

5. Kasr: "Kısa kesme, kısaltma” demektir. Aruzda uzun olan Arapça, Farsça bir sözcğü “hafifleştirerek” okumaktır. Yani "mâh" yerine "meh", "şâh" yerine "şeh" "nigâh" yerine “nîgeh" denmesi gibi. Ölçüsü mef’ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün olan aşağıdaki beyitte aslı uzun olan "şâh-süvâr" sözcüğünü "şeh-süvâr" biçiminde kısaltarak okumak gerekir.

Ol şeh-süvâr-ı raülk-d saadet ki rahşına
Cevlan deminde arsa-i âlem gelirdi teng (Bakî)

Bundan başka kimi özel adlarda da kasr yapılmıştır. "İstanbul", "İskender", "Eflâtun", "Aristo" sözcüklerinin “Stanbul", "Skender", "Felâtun", "Risto" okunması gibi. Ölçüsü mefûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fa'ûlün olan aşağıdaki beyitte "İstanbul" sözcüğünün ölçüye uyması için "Stanbul" biçiminde okunması gerekir.

Bu şehri Stanbûl ki binmişi ü bahâdır
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedadır (Nedim)

6. Sekt-i melih: Sözlük anlamı "güzel kesme, güzel durgunluk"tur. Yamız mef’ûlü mefâ'ilün fa'ûlün kalıbında yapılır ki “mef’ûlü mefâ’ilün” parçalarındaki “-lü” ve “-me” açık hecelerinin birleşerek bir uzun hece oluşturmasıyla bir uyum kesikliği yaratmaktır. Bu durumda ölçü “mef’ûlün fâ’ilün fa’ûlün” biçimine girer. Bu ölçüyle yazılan şiirlerde bütün dizeleri böyle yazmak koşulu yoktur. Yalnız bu ölçüyle yazılan mesnevilerde şair, tekdüzeliği önlemek için istediği dizelerde sekt-i melih yapar.

Aşağıdaki şiirin, ikinci ve dördüncü beyitlerinin ikinci dizeleriyle son beytin birinci dizesinde sekt-i melih vardır.

Gece

Kandilli yüzerken uykularda,
Meh-tâbı sürükledik sularda.

Bir yoldu parıldayan, gümüşten,
Gittik... Bahs açmadık dönüşten.

Hülya tepeler, hayâl ağaçlar...
Durgun suda dinlenen yamaçlar..

Mevsim sonu öyle bir zaman ki
Gâib bir mûsikiydi sanki.

Gitmiş kaybolmuşuz uzakta,
Rü’yâ sona ermeden şafakta... (Yahya Kemal Beyatlı)

7. "Fe'ilâtün" (.._ _) parçasıyla başlayan ve çok kullanıl¬mış aşağıdaki kalıplarda baştaki ilk "fe'ilâtün" şiirin herhangi bir dizesinde ya da dizelerinde "fâ'ilâtün" (_._ _) olabilir.

fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün

fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün

ölçüsü fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün olan aşağıdaki gaze¬lin, ikinci beytinin ikinci dizesi ve üçüncü beytinin ikinci dizesi dı¬şında öteki dizelerin ilk "fe'ilâtün”leri "fâ'ilâtün" olarak gelmiştir.

Gittin ammâl ki kodun hasret ile canı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile

Devr-i meclis bana gird-âb-ı belâdır sensiz
Mey-i zehr-âb-ı sitem sâgar-ı gerdanı bile

Bâğa sensiz varamam çeşmime âteş görünür
Gül-i handânı değil servi hırâmânı bile

Sîneden derci ile bir âh edeyim kim dönsün
Aksine çarh-ı felek mihr-i dırahşânı bile

Hâr-ı firkatle Neşâtî-yi hazînin vâ-hayf
Dâmen-i ülfeti çâk oldu girîbânı bile (Neş atî)

Sonu "fe'ilün" (.._) parçasıyla biten ve çok kullanılmış aşa¬ğıdaki kalıplarda, sondaki "fe'ilün" şiirin herhangi bir dizesindeya da dizelerinde "fa'lün" (_ _) olabilir.

fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün

fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

mefâ'ilün fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün

8. Bütün kalıplarda son parçanın son hecesi karşılığında, dizede açık bir hece de bulunsa, kapalı bir hece olarak işlem görür. Yani dizelerin sonundaki açık heceler kapalı hece sayılır.

Örneğin, ölçüsü fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün olan aşağıdaki gazelin "üstüne", "gurbete" ve "hakkıma" sözcüklerinin son heceleri bu kurala göre kapalı hece değerindedir.

Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Urma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne

Rîze-i elmas eker her açtığı zahma o şûh
Lûtfu var olsun eder ihsan ihsan üstüne

Dilde gam var şimdilik lûtf eyle gelme ey sürûr
Olamaz bir hanede mihmân mihmân üstüne

Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi bize hicran hicran üstüne

Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkıma
Eylemişler RâSih'e bühtan bühtan üstüne (Râsih)

Aruzla yazılmış bir dizeyi veznin parçalarına ayırmaya takti' denir. Bu da dizedeki sözcüklere göre değil hecelere göre yapılır. Kalıbın bir parçasına birden artık sözcük rastlayacağı gibi, parçaya göre sözcükler başlarından, ortalarından, sonlarından bölü¬nebilir.

ARUZ KALIPLARI

Türk aruzunun 14 bahir ve 4 daire üzerine kurulur. Bu daire ve her dairedeki bahirler ve kalıplar (vezinler) şunlardır:

I. Daire-i mu’telife

1. Bahr-i Hezec

1. mefâ'ilün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'ilün

2. mefâ'îlün mefâ'îlün fa'ûlün

3. mefâ'îlün fa'ûlün mefâ'îlün fa'ûlün

4. mefâ'îlün fa'ûlün

5. mefâ'îlün mefâ'îlün

6. mef'ûlü mefâ'îlün mef'ûlü mefâ'îlün

7. mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fa’ûlün

8. mef'ûlü mefâ'îlü fa'ûlün

9. mef'ûlü mefâ'îlün

10. mef'ûlü fa'ûlün

11. mef'ûlü mefâ'ilün fa'ûlün

12. mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün fa'ûlün

2. Bahr-i Recez

13. müstef’ilün müstef’ilün müstef’ilün müstef’ilün

14. müstef'ilün müstef'ilün müstef'ilün

15. müstef'ilün müstef'ilün

16. müfte'ilün müfte'ilün

17. müfte'ilün müfte'ilün mefâ'ilün müfte'ilün

18. müfte'ilün mefâ'ilün müfte'ilün mefâ'ilün

19. müstef'ilâtün müstef ilâtün

3. Bahr-i Remel

20. fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün

21. fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün

22. fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün

23. fâ'ilâtün fâ'ilâtün

24. fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün

25. fâ'ilâtün fâ'ilün

26. fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

27. fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün

28. fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün

29. fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün

30. fe'ilâtün fe'ilün

31. müstefittin fâ'ilün

32. fe'ilâtün fe'ilâtün fâ'ilün

II. Daire-i Muhtelife

4. Bahr-ı Münserih

33. müfte'ilün fâ'ilün müfte'ilün fâ'ilün

34. müstef'ilün fa'ûlün

5. Bahr-i Muzâri’

35. mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün

36. mef'ûlü fâ'ilâtün mef'ûlü fâ'ilâtün
Bu kalıp "mûstef'ilün fa'ûlün müstef'ilün fa'ûlün" tef’ileleriyle de kullanılır.

37. mef'ûlü fâ'ilün

6. Bahr-i Müktedâb

38. fâ'ilâtü müfte'ilün

7. Bahr-i Müctes

39. mefâ'ilün fe'ilâtün mefâ’ilün fe'ilün

40. mefâ’ilün fa’lün

III. Dâire-i Mütenevvi’a

8. Bahr-i Serî’

41. müfte’ilün müfte’ilün fâ’ilün

42. mefâ'ilün mefâ'ilün mefâ'ilün mefâ'ilün

43. mefâ'ilün mefâ'ilün

44. müstefilün müstefilün fâ'ilün

9. Bahr-i Karîb

45. mef'ûlü mefâ'îlü fâ'ilün

10. Bahr-i Cedîd

46. fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün

47. fe'ilâtün fe'ilâtün mefâ'ilün

11. Bahr-i Müşâkil

48. fâ'ilâtü mefaîlü fa’ûlün

IV. Dâire-i Müttefika

12. Bahr-ı mütekârib

49. fa'ûlün fa'ûlün fa'ûlün fa'ûlün

50. fa'ûlün fa'ûlün fa'ûlün fa'ûl

51. fa’ûlün fa’ûlün fa’ûlün

52. fa’ûlün fa’ûlün fa’ûl

13. Bahr-i Mütedârik

53. fâ'ilün fâ'ilün fâ'ilün fâ'ilün

54. fe'ilün fe'ilün fe'ilün fe'ilün

55. fa'lün fa'lün fe'ilün fe'ilün

14. Bahr-ı Kâmil

56. mütefâ'ilün mütefâ'ilün mütefâ'ilün mütefâ'ilün

57. mütefâ'ilün mütefâ'ilün

58. mütefâ'ilün fa’ûlün mütefâ'ilün fa’ûlün

59. mütefâ'ilün fa’ûlün


I. Ahreb kalıpları

1. mef’ûlü mefâ'ilün mefâ'îlün fâ'

2. mef’ûlü mefâ'ilün mefâ'îlün fa'

3. mef’ûlü mefâ'ilün mefâ'îlü fa'ûl

4. mef’ûlü mefâ'ilün mefâ'îlü fa'il

5. mef’ûlü mefâ'îlün mefûlün fâ'

6. mef’ûlü mefâ'îlün mef'ûlün fa'

7. mef’ûlü mefâ'îlün mef'ûlü fa'ûl

8. mef’ûlü mefâ'îlün mef'ûlü faMl

9. mef’ûlü mefâ'ilü mefâ'îlün fâ'

10. mef’ûlü mefâ'ilü mefâ'îlün fa'

11. mef’ûlü mefâ'ilü mefa'îlü fa'ûl

12. mef’ûlü mefâ'ilü mefa'îlü fail


II. Ahrem kalıpları

1. mef’ûlün fâ'ilün mefâ'îlün fâ'

2. mef’ûlün fâ'ilün mefâ'îlün fa'

3. mef'ûlün fâ'ilün mefâ'îlü fa'ûl

4. mef'ûlün fâ'ilün mefâ'îlü faMl

5. mef’ûlün mef'ûlün mef'ûlün fâ'

6. mef’ûlün mef'ûlün mef'ûlün fa'

7. mef’ûlün mef’ûlün mefûlü fa'ûl

8. mef’ûlün mef'ûlün mefûlü fa'il

9. mef'ûlün mef’ûlü mefâ'îlün fâ'

10. mef'ûlün mef'ûlü mefâ'îlün fa'

11. mef'ûlün mef'ûlü mefâ'îlü fa'ûl

12. mef'ûlün mef'ûlü mefâ'îlü fa’il

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz