Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Galata ve Pera
Tersane Ricali
1768-1774 Yılları Arasında Eyaletlerin Durumu
SULTAN III. SELİM'İN DUASI
Sultan Murat'ın Şahsiyeti
Çalık Hacı Ali Paşa
Osmanlıların Akdeniz ve Avrupa Devletleriyle İlişkileri
Cezayir'in daresi
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Yeniçeri Ocağı
Frenkçin

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Atatürk ve İnönü

Vakit
Hasan Karakaya
hasankarakaya@vakit.com.tr



Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp!

Rahmetli dedem, "Kuymakla kuyu sulanmaz" derdi... Yani, kuyunun kendisinde "su" varsa var; eğer yoksa, istediğin kadar su doldur içine!.. Bir çatlak bulur, akar gider... Bir de; "sokma akıl akıl olmaz"
derler, "herkesin aklı kendine"... Yine, "koyma akıl akıl olmaz, cepten düşer" diye bir söz vardır.
Peki, bu sözler niye söylenmiştir?.. Söylenmiştir, çünkü; "akıl" denilen, "zekâ" denilen insanî hasletler, insanın kendisinde olmalıdır!.. Yani, bir "şırınga"nın içine "akıl ve zekâ" koyup da, insanın beynine zerketmek mümkün değildir!..
İnsan, hele de "nato mermer, nato kafa" ise, onun içine "bilgi" sokmak da mümkün değildir!..
Herhalde söylemeye gerek yok, Hürriyet'çilerde, işte böyle bir "kafa" var!.. öyle bir "kafa" ki, suyunu çekmiş "yafa" portakal gibi!..
GİYİNDİKçE SOYUNDUK!
Hürriyet'e geçmeden önce, Tercüman'dan Tuna Serim'in, bana son derece ilginç gelen tesbitlerini aktarmak istiyorum:
"Osmanlı'dan bu yana Türkiye ne zaman Batılılara özense, onlar gibi yasalar çıkarıp, sistemi değiştirse, onlar gibi giyinmeye kalkışsa, kaybetmiş; ülke parça parça koparılmış...
Tıpkı Yeniçerilerin yerine konan Nizam-ı Cedid ordusunun hep kaybetmesi gibi; sonuçta Batılıların işgaline kadar giden bir süreç başlamış...
Giyinerek edindiğimiz değişim, bir anlamda da yenilgimizin belgesi olmuş.
Şimdilerde Avrupa ne dese yapıyoruz, ya geçmişe ne demeli; o zamanın aydınları da Batılılaşmayı ileriye gidiş olarak düşünmüşlerdi, ama Avrupa kıyafetlerimizi değiştirirken bizi biz yapan ne varsa söküp almıştı.
Belgeselin giyinmeyi anlatmaktan başka amacı yoktu, ama anlatılanlar ve tarih, giyindikçe soyunduğumuzu gösteriyordu."
Demek oluyor ki;
"Batılılaşma"yı esas aldıkça, "ileri" değil, "geri" gitmişiz!..
Batılı gibi "giyindikçe" aslında "soyunmuşuz!"
Sadece "kılık-kıyafet"te, yani "kabuk"ta değil, "öz"de de, "değişim, dönüşüm, başkalaşım" yaşamışız!..
Batılı gibi giyinirken nasıl soyunmuş isek, Batılı gibi düşünürken de; aslında "biz" olmaktan çıkıp, "yabancı" olmuşuz!..
"Kendimize" yabancı!..
"Kültürümüze" yabancı!..
"Milletimize" yabancı!..
"Dinî ve millî değerler"imize yabancı!..
Kısacası, bizi "biz" yapan her şeye yabancı!..
"KUR'AN EN GüçLü KİTAP!"
Olayı biliyorsunuz... Almanya'nın ünlü dergilerinden 1 milyon tirajlı Der Spiegel, son sayısında Kur'an-ı Kerim'i kapak yapmış... Hem de "Noel haftası"nda tam "20 sayfa" ayırmış Kur'an-ı Kerim'e!..
Demiş ki;
"Kur'an, dünyanın en güçlü kitabı"
Spiegel'de çıkan yazıda Kur'an'a bir taraftan övgüler yağdırılırken, diğer taraftan kutsal kitabın kötü amaçlar için de kullanıldığı ileri sürülmüş!..
"Dünya üzerinde hiçbir esere Kur'an-ı Kerim kadar saygı duyulmadığı, aynı zamanda hiçbir eserden bu kadar korkulmadğı ve hiçbir eserin bu kadar kötüye kullanılmadığı" görüşü dile getirilen yazıda, "Kur'an-ı Kerim'in bir yasa olarak görülmesi ya da İncil gibi modern şekilde yorumlanabileceği konusunda Müslümanlar arasında farklı görüşlerin olduğu" ifade edilmiş.
Yazıda "400 milyon baskı"yla İncil'in dünyada en çok baskı yapan kitap olduğu, ancak Kur'an'ın giderek bu açığı kapatmaya başladığı, İncil, kütüphanelerin tozlu raflarında okuyucu beklerken, Kur’an-ı Kerim’in Müslüman ülkelerde el kitabı, cep kitabı olarak milyonlarca baskı yaptığı kaydedilmiş!..
CEHALET FACİASI BİR BAŞLIK
İşte bu konu, bütün gazetelerde ve televizyonlarda haber oldu... Hemen hepsi de, "Kur'an en güçlü kitap" başlığını kullandı.
Bir tek Hürriyet hariç!..
Hürriyet; nereden aklına esti ve nereden çıkardıysa, haberi şu başlıkla verdi:
"Kur'an Türk İncil'i!"
Şimdi, bunun neresini düzeltecek ve neresinden tutacaksın?.. öyle bir başlık ki, lime lime dökülüyor!..
Bir defa, Kur'an-ı Kerim, sadece "Türklerin kitabı" değil; Museviler ve Hıristiyanlar dahil, "bütün insanlığın kitabı!"
Ya da, biraz daha özele indirgeyerek ifade edecek olursak, Kur'an-ı Kerim için "Müslümanların kitabı" diyebiliriz!...
Ama, Hürriyet ne diyor;
"Kur'an, Türk İncil'i!"
Yani "70 milyon"un kitabı... öte yanda, "1.5 milyarlık bir kitle" varmış, onlar da "Kur'an ayetleri"ne göre hareket ediyormuş, kimin umurunda?..
Varsa-yoksa, "Türk İncil'i!"
Kur'an-ı Kerim'i "tahrif edilmiş İncil"lerle kıyaslamak tek kelimeyle "densizlik"tir.
İşte bu başlık, bir "kültürsüzlüğün", bir "yabancılığın" ve bir "cehalet"in göstergesidir!..
Kısacası, bir "cinayet"tir!..
Hiçbir "Müslüman" kalkıp da, Kur'an-ı Kerim için "Türk İncil'i" ifadesini kullanmaz!..
Ama, "İslâm'ın ruhu"na veya İslâmi "kelime ve kavram"lara yabancı isen, Kur'an-ı Kerim'i "İncil"e de benzetirsin, "Tevrat"a da, Zebur'a da!..
DİN CAHİLLİĞİNE öRNEKLER
Her zaman söylüyorum, bunlar daha "abdest" yazmasını bile öğrenemediler!.. Hâlâ "aptes" yazmakta inat ediyorlar!..
"Abdest" yazmasını bilmeyen biri, "abdest alması"nı bilir mi?.. "Abdest" alıp da "Kıble"ye yönelir mi?.. Kıbleye yönelip de "namaz" kılabilir, alnını "secde"ye götürebilir mi?..
Bunlar öyle "aydın"lar, öyle "aydınlanmacı"lar ki, "namazın okunduğunu" zannederler!.. Ve tabiî, "ezanın kılındığını!"
Hatırlarsınız; bu gazetelerden biri, dış ve iç sayfalarında şöyle başlıklar kullanmıştı:
"Yatsı ezanı; bu yıl, yarım saat geç KILINACAK!.. Teravih Namazı bu yıl yarım saat geç OKUNACAK!"
Hani; "namazda gözü olmayanın kulağı ezanda olmaz" diye bir söz vardır ya, işte "Türk aydınları"(!) da böyle bir şey!..
Gözleri "namaz"da, kulakları "ezan"da olmadığı gibi, hayatlarında "din"e ait bir kavrama da hiç yer yoktur!..
Bırakın "camide namaz" kılmayı, bırakın "caminin avlusu"na uğramayı, "caminin duvarı"nın yanından bile geçmemişler!.. Eğer geçselerdi, ezanın "minare"den okunduğunu bilirler, "No-belli Orhan Pamuk" gibi, "cami balkonu"ndan ezan okutmazlardı!..
Ama, dedim ya;
Hepsi birer "din cahili"dir!..
Bunların; "her şeye maydanoz" olduklarına bakıp da, bunların "bir şey bildiklerini" sanmayın!..
Alın, bir örnek daha:
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan'ın, Suudi Arabistan'a gideceği günler... Bir "söylenti" dolaşıyor Ankara kulislerinde;
"Erdoğan Umre ziyareti de yapacak!"
Bunu duyan gazetecilerden biri, sayın Erdoğan'ın basın danışmanlarını arıyor;
"Bir haber aldık, doğru mu?.. Sayın Başbakan Umre ziyareti de yapacak mı?"
Danışmanlar;
"Bilmiyoruz... Henüz program netleşmedi!" deyince, "aydın gazetecimiz" ısrarını sürdürüyor;
"O halde şöyle sorayım; sayın Başbakan Umre ziyareti yaparsa, bu ne amaçla olacak?!?"
Buyrun, burdan yakın!..
Bunlar, "okumuş" olanı!..
Ya "cahiller" ne yapsın?..
Ama durun, daha bitmedi...
Sayın Başbakan, Konya'da her yıl düzenlenen "Şeb-i Arus" gecesine katılacak...
Malûm, "Şeb" demek, "gece" demek... "Şeb-i Arus" da "düğün gecesi" demek... Yani, Mevlâna Hazretleri'nin öldüğü gece...
Adı üstünde, "gece..."
Dolayısıyla törenler de "gece" yapılıyor... Ama, bayan gazetecimiz "haber" telâşında!..
İstiyor ki, bu haber, ertesi günkü gazetesinde yer alsın!..
Arıyor, Erdoğan'ın kurmaylarını;
"Bu Şeb-i Arus, niye gece yapılıyor?.. Gündüz yapılsa da, biz de haberimizi rahat geçsek!!!"
"Olur" diyor, telefondaki kurmay;
"Niye olmasın?!? Siz düğün gecenizi gündüze alırsanız, biz de Şeb-i Arus'u gündüze alırız!"
Ne desin adamcağız?..
Daha, "Şeb"in "gece" demek olduğunu bile bilmeyen "bayan muhabir"e daha ne desin?..
BİLMEK YETMEZ, YAŞAMAK LâZIM
Bilmem, meramımı anlatabildim mi?..
Bunca misalden sonra söylemek istediğim şu:
“Kur’an-ı Kerim”den ve “Kur’an ruhu”ndan, dolayısıyla “İslâm”dan uzak bir insan, Kur’an-ı Kerim’e ancak ve ancak bir “Hıristiyan gözü”yle bakar!..
Nüfus kağıdında “İslâm” yazsa da; onun ne “İslâm”la ilgisi vardır, ne “Hıristiyanlık” ve ne de “Musevilik”le!.. Bilmez ki;
Museviler ve Hıristiyanlar “Allah’ın yolu”ndan saptıkları, “kendilerine göre din icat ettikleri” için gelmiştir İslâmiyet!..
İslâm, “en son din”dir!..
Kur’an da “en son Kitap”!..
Ve sadece “Müslüman”lara değil, “bütün insanlığa” inmiştir!..
Ama, “Hürriyet’çi cahiller” ne diyor;
“Kur’an, Türk İncil’i!”
En başta dedim ya;
“Kuymakla kuyu sulanmaz!”
Böyle bir “kafa”ya ne anlatırsan anlat, anlamaz!.. çünkü, “beyninin panjurları”nı kapatmışlar!.. Artık, içeri “bilgi” sızamaz!..
Kaldı ki;
“Tahsil cehaleti alır, eşeklik baki kalır” sözünde olduğu gibi, böylelerine kelime ve kavramları öğretsen bile “ruh”unu anlatamazsın!..
O “ruh”a ulaşmak için;
“Yaşanması” lâzım!..
Ama, önce “dine fransız” olmaktan kurtulmak lâzım!..
Tabii, bundan da önce;
“Bizden” yana mı, yoksa “domuzdan” yana mı olduklarının bilinmesi lâzım!..
İşte ben, henüz buna karar veremedim!
---------------
Atatürk ve İnönü
"Tek parti diktası"nın "Millî Şef"i olan İsmet İnönü, ölümünün 34. yıldönümü vesilesiyle bugün anılıyor... Onun, "dini istismar" etmemek için "evde, tek başına Cuma Namazı(!) kıldığını" biliyoruz!.. "Allah" demesini isteyenlere, "Allahaısmarladık" diyerek cevap verdiğini de biliyoruz!..
Her şeyi biliyoruz da, onun nasıl; "Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı" olduğunu bir türlü anlayamadım ben!..
Bu nasıl "en yakın arkadaş"tır ki; Atatürk'ü "ölüm döşeği"nde yalnız bırakıp, Ankara'da "kendi cuntası"nı kurmakla meşgûldür!?!..
Sahi, Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nda "son nefes"lerini verirken, yanında kim vardı?.. "En yakın silah arkadaşı" olan İnönü mü, "Atatürkçüler" mi?.. Bu nasıl "Atatürkçülük"tür ki; Atatürk'ten ümit kesilince, hemen herkes trenlere atlayıp Ankara'da İnönü'nün ayağını öpmeye gitmiştir?..
Bu sahtekârlıklar yazılmalı artık!..

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz