Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Ruhsatî
Genç Osman
Osmanlı padişahların eşleri
KARA MÜHENDİSHANESİ
Divan Şiiri Nazım şekli ve Nazım Türü
Osmanlı padişahları neden hacca gitmediler?
Hastahaneler
Çanakkale'yi Kazandıran Ruh
Padişahların Ölüm Sebebi
MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Büyük Haçlı Seferi ve Niğbolu Savaşı

Osmanlıların Rumeli'deki faaliyetleri devam ediyordu. Türk akıncılarının Bosna'ya ve Arnavutlukla yaptıkları akınlarla yerleşme suretiyle ilerlemeleri Boyana nehri ve Venediklilerin eline geçmiş olan Drac limanına doğru yayılmaları Lâtinleri ve bilhassa buraları nüfuz mıntıkası yapan Venediklileri düşündürüyordu. Bundan başka Ege sahili beylikleri elde edildikten sonra bu beyliklere mensup korsan gemilerinin devam eden faaliyetleri Sakız, Eğriboz adalarıyla Doğu Yunanistan'ın bu Türk korsanları tarafından vurulması Ceneviz ve Venediklilerin haklı telâşlarını mucip olmakta idi; Fakat Osmanlılar gemicilikte henüz acemi olup Venediklilerle boy ölçüşecek kuvvetli bir donanmaları ve mahir gemicileri olmadığından ada ve limanların Osmanlıların eline geçmesi henüz uzaktı. Bununla beraber Venedik Cumhuriyeti ticaret işleri münasebetiyle Ege sahillerine sahip olan Osmanlılarla hoş geçinmek istiyorlardı. Cenevizliler ise rakipleri Venediklilerden ziyade Osmanlılara sokularak fazla kazanmaktan başka bir şey düşündükleri yoktu; bunun için Osmanlı hükümdarını memnun etmek için çalışmışlar ve muvaffak da olmuşlardı. Bunun için Haçlı seferinde bunlardan Hıristiyanlık adına bir fayda görülmemişti. Bundan dolayı Macar kralı Sigismund'un Osmanlılarla savaşmak için 1392 ve 1394'de Cumhuriyete yaptığı iki teklif tam bir arzu ile kabul edilmemiş ve bununla beraber Türklerin Anadolu'dan Rumeli'ye asker geçirmelerine mâni olmak maksadıyla Çanakkale boğazına dört gemi yollamaları kararı verilmişti.

Osmanlılara karşı ittifak

Türkler tarafından gelecek büyük tehlikeyi asıl hisseden Macarlardı. Kral Sigismund Türklerle yalnız başına uğraşamayacağını Bulgaristan üzerine yapmış olduğu harekâtla tecrübe etmiş olduğundan Avrupa devletlerinin bu hususta kendisiyle beraber hareket etmelerini istemişti, ittifaka davet edilen devletler arasında Bizans İmparatorluğu da vardı.

Sigismund'un yaptığı teklif kabul olunarak 1396 Mayısında sefere çıkılacağı îlân edilmişti. Bu hususta Sultan Bayezid'in 1396 baharında beş seneden beri devam etmekte olan İstanbul muhasarasının da tesiri vardı. Bu haçlı seferinde İstanbul'u Türklerin işgalinden kurtarmak da esastı. Zaten İmparatorun müracaatı üzerine böyle bir yardım da kendisine vadedilmişti.

Türklere karşı Sigismund'un kumandası altında sevk edilecek kuvvetler, Macarlardan başka Fransız, Alman, Belçika, Felemenk, İsviçre şövalyeleriyle, İngiltere haçlıları, İskoçya, Savua, Lombardiya ve Rodos şövalyeleri ve Ulah (Eflâk)'lardan mürekkep olup toplamı son tetkiklere göre yüz bin ile yüz yirmi bin arasında idi.

Bunlar arasında on bin kadar Fransız kuvveti bulunuyordu. Bunların kumandanı Kral VI. Şarl'ın dayısı Burgondiya dukası Filip'in oğlu olan Kont dö Never (Jean Nevers) yani Korkusuz Jan adındaki genç idi. Bundan başka kralın üç yeğeni ile mareşal Busiko (Boucicaut) amiral prens A. Jaque de Vienne vesair meşhur şövalyeler vardı. Almanlar Hohenzolren kontu Fredrik kumandasında iki bin Toton şövalyesi gönderdikleri gibi İngilizler de bin kişi ile sefere iştirak etmişlerdi. Yukarıda saydığımız diğer memleketlerden de mühim miktarda muharip kuvvet ve şövalye gelmişti.

İtalya'da toplanmış olan deniz kuvvetleri Venedik amirali Tommaso Mocenigo'nun kumandası altında olup emrinde kırk kadar gemi vardı; daha sonra bunlara Rodos şövalyeleri de katılmışlardı. 1396 Mayısında ileri yürüyüşe hazır bulunulduğu ve vadedilen donanmanın gönderilmesi için Venedik'e elçi gönderildiği zaman Venedikliler yalnız dört kadırga taahhüd ediyorlar ve aynı zamanda Rodos, Sakız ve Midilli'nin de kendileriyle birlikte hareket etmelerini şart koşuyorlardı. Osmanlılardan zarar gördükleri halde Haçlı seferine açıkça katılarak kuvvetli donanmasıyla Çanakkale boğazını tutarak Anadolu kuvvetlerinin Rumeli'ye geçmesine mâni olmak elinde iken Venedik Cumhuriyetinin bunu yapmaması dikkate şayan olup bunun Macarların Rumeli'ye inmeleri endişesinden ileri geldiğini tahmin edenler vardır.

Haçlıların sınırı geçmeleri

Sigismund, Bayezid'in 1396 baharında Macaristan’a geçeceğini söylediğini beyan ederek onu memleketi dahilinde karşılamak üzere hazırlanmıştı; fakat Osmanlı hükümdarının böyle bir hareketini görmeyince kendisinin onu aramak üzere sınırı geçmesi icap etmişti. Bunun için müttefikler 1396 paskalyasını Viyana'da yapmışlardı. Sonra Sigismund kumandasında olarak güneye doğru hareket ettiler. Haçlı ordusu iki koldan yürüyordu. Birinci kol Fransız şövalyeleriyle beraber Transilvanya, Karpat geçitlerinden Sina'dan geçerek Eflâk'a girdi ve Sigismund ile beraber olan ikinci kol da Belgrad, Demirkapı ve Orsova yoluyla Tuna kenarından yürüdü. Geçtikleri yerlerdeki Ortodoks mezhebine mensup Hıristiyanlar arasında yağma ve katiller yaptılar.

Orsoua'daki Türkler mukavemet ettiler ise de yerli Hıristiyanlar onları zorla şehirden çıkardıklarından burası işgal edildi; Vidin önüne gelen Sigismund kuvvetleri Osmanlı hâkimiyeti altında bulunan Bulgar kuralı İvan Stratişimir'i kuşattı; kral kaleden çıkarak teslim oldu; Hıristiyanlar serbest bırakılarak muhafız Türk kuvvetleri şehid edildiler; keza mukavemet gösteren Rahova'daki Türk muhafız kuvvetleri de aynı akıbete uğradılar; nihayet Sigismund kolu ile Transilvanya yoluyla Eflâk'tan gelen kuvvetler 1396 Eylülünde Niğbolu önünde birleştiler ve kaleye hücum etmeyerek on altı gün karadan ve nehirden kuşattılar. Niğbolu muhafızı Doğan Bey mukavemet ederek teslim olmadı; haçlılar da asıl kuvvetlerini Bayezid'e karşı sakladıklarından kaleyi çok sıkıştırmadılar; bundan maksatları Türk ordusunun nerede olduğunu öğrenmekti. Vidin ile Orsova’nın düşmesi ve Türk ordusunun görünmemesi Haçlıların ümidini arttırdı; harbi kazanacaklarına o kadar inanmışlardı ki, Sigismund Suriye'nin işgaliyle Kudüs'ün alınmasından bile bahsetmişti.

Yıldırım bayezid’in düşmana karşı hareketi

Haçlıların hududu geçtiklerini haber almış olan düşmana karşı Yıldırım Bayezid, İstanbul muhasarasını kısmen kaldırarak kuvvetlerini Edirne'de topladı ve hemen buradan düşman üzerine yürüdü. Tırnova'ya geldiği zaman Haçlıların yiyecek tedariki için buralara gönderdikleri kollara tesadüf ederek bir çoğunu esir aldı; bunlardan geri kaçabilenler Türklerin süratle gelmekte olduğunu bildirdiler; Mareşal Busiko bu sözlere ehemmiyet vermedi ise de kulağı kirişte olan Sigismund, bu haberi araştırarak doğruluğunu anladı; kendisine mübalağalı olarak yüz yirmi binle iki yüz bin arasında olduğu söylenen Osmanlı kuvvetlerinin miktarından dolayı ürkmüştü.

Başkumandan Sultan Bayezid, akıncı kumandanı Evrenuz Bey'i düşmanla temasa memur etmişti. Maiyyetinde Sırp despotu İstefan Lazareviç de vardı; Haçlıların son plânlarına göre Osmanlı ordusunun böyle süratle geleceği tahmin edilmemişti. Sigismund'un müsaadesini alan Eflâk prensi Mirçâ, Osmanlı kuvvetleri hakkında malûmat almak üzere bin kişlik bir keşif koluyla çıktı ve bunu her bir bayrakta on bin kişi olmak üzere yirmi bayrak olarak tesbit eylemişti ve buna göre Türklerin mevcut kuvveti iki yüz bindi.

Sigismund bunu anlayınca nasıl muharebe edilmesi lâzım geleceğini sordu. Eflâk prensi kendi süvarileriyle düşmana karşı hareketine müsaade edilmesini söyledi. Türklerin yaklaşması üzerine Sigismund Fransız karargâhına giderek vaziyet üzerinde görüştü; Osmanlı ordusunun mevcudu, yetmiş seksen bin kadardı.

Macar kralı harb nizamı tesis etmek istedi; Türk ordusunun muharebe vaziyetini bildiği için ilk defa olarak Eflâk prensi kuvvetlerinin ileri sevk edilmesini söyleyerek asıl kuvvetin Osmanlı ordusu merkezindeki Yeniçerilere karşı kullanılmasını ve bu suretle Fransızların geride bulunarak Türk ordusunun merkezine yüklenip büyük zaferi temin eylemelerini teklif etti; fakat harb işlerinde acemi olan Burgondiya dukası Korkusuz Jan ve diğer Fransız prens ve kontları bu mütalaayı kabul etmediler ve Türklere karşı muzafferiyet şerefini Sigismund'un almak istediğinden şüphe ettiler; ve şimdiye kadar orduya öncü oldukları halde bu defa ardcı kalmalarına itiraz eylediler ve yalnız kendilerinin Türkleri yenebileceklerini söyleyerek ilk defa harbe girmekte ısrar ettiler ve bunun üzerine Sigismund, Türklerin muharebe usullerini bilen Macarların ilk defa harbe girmesi hakkındaki ikinci teklifini de reddettiler ve nihayet bu direnme karşısında Macar kralı istemeyerek Fransızların dileklerini kabul eyledi.

Haçlılar bu suretle bütün süvari kuvvetlerini ileri sürerek en ziyade yükü onlara yüklettiler ve harbin neticesini de yaya kuvvetlere bıraktılar; Sigismund'un kabul edilmeyen plânı ise bunun aksi idi.

Osmanlılar ise kaide üzere yaya askerini yani yeniçerileri merkeze koyup onların etrafına kapıkulu süvarilerini yerleştirerek sağ ve sol kollara tımarlı sipahileri koymuşlar ve gerilerinde de yedek kuvvetler bırakmışlardı. Osmanlı ordusunun harb nizamı at nalı (Hilâl) veya ağzı açık kerpeten şeklinde idi.

Fransızların saldırısı

İki ordu Niğbolu kalesi yakınında karşılaştılar. Muzafferiyet şerefini kazanmak isteyen Fransız süvarileri önce Bayezid'in merkezde Yeniçerilerin önündeki ilk kademede bulunan Azap denilen hafif yaya kuvvetleri üzerine yüklendiler ve onları mağlup ve imhaya başlayıp teslim olanları bile katlettiler. Bundan sonra Azapların gerisindeki Yeniçeri kuvvetleri üzerine yüklendiler ve Yeniçerilerin ok yağmuruna tutularak epey telefat verdiler ve aynı zamanda sol cenahta Anadolu askerine kumanda eden Şehzade Mustafa kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılar ise de bunu bertaraf ederek ilerlediler; plân gereğince Osmanlı merkez kuvveti bir miktar geri alındı. Bu çekilmeden cesaretleri artan Fransızlar, daha sokularak kıskacın içine girdiler. Osmanlı plânına vakıf olan Sigismund tarafından ileri gitmemeleri ve kıskacın içine girmeyip beklemeleri hakkında verilen emri dinlemediler. Bu defa Osmanlıların, üçüncü hattı da plân gereğince ikiye ayrıldı; bu suretle Fransızlar tepeyi işgal ettikleri ve muharebenin Türklerin mağlûbiyeti ile neticelendiğini zannettikleri sırada bizzat pusudan çıkan Bayezid'in kumandasındaki kuvvetlerle karşılaşınca şaşırdılar. Fakat telefat vermemek için yaya olarak harb eden Fransızlar bu vaziyet üzerine geri dönüp atlarına binmek istedilerse de kaçacakları kapının kapanmış olduğunu görerek şaşırdılar; bunları kurtarmak için Sigismund'un gönderdiği kuvvetler ilerleyemeyerek geri çekilmeğe mecbur olmuştu. Tuzağa düşmüş olan kuvvetler kısmen imha ve kısmen esir edildiler.

Sonuç

Osmanlı ordusunun merkezine hücum eden Fransız kuvvetleriyle olan muharebe üç saat kadar sürmüştür. Eflâk prensi Mirçâ, muharebenin gidiş şeklini görünce neticeyi kestirerek hemen memleketine dönmüştü. Muharebenin en tehlikeli olan birinci safhası bittikten sonra Türk kuvvetleri derhal ve şiddetle Sigismund'un bütüm kısımlarına hücum etmişlerdir, yedek kuvvetlerini bile muharebeye sokmuş olan Macar kralı, hiç bir başarı elde edemedi. Nihayet kesin neticenin alınması zamanı geldiğini gören Yıldırım Bayezid, kendi ihtiyat kuvvetlerini derhal taarruza geçirmek suretiyle Haçlıları müthiş paniğe uğrattı; Sigismund bazı maiyyeti adamlarının yardımıyla Tuna nehrine gelip bir balıkçı kayığına can attı ve nehirde Venedik amirali Mocenigo'nun kadırgalarından birine yanaşarak Karadeniz yoluyla İstanbul'a, gelebildi; oradan da Marmara ve Çanakkale boğazı'ndan geçip Modon limanına uğradıktan sonra memleketine gitti. Bayezid, onun maktul düştüğünü zannederek cesedini aratmıştı.

Niğbolu muharebesinde Haçlı ordusuyla gelen prens ve asilzadelerden bazıları telef olup bir kısmı da esir edilmişlerdir. Esir edilenler arasında Kont dö Never yani henüz yirmi iki yaşında bulunan Korkusuz Jan ile Filip Dartova, Gran Mareşal dö Frans, Kont dö la Marş, Hanri Dubar, Busiko vesaire gibi yüksek dereceli şahsiyetler vardı; bunlardan Filip ile dö Frans memleketlerine dönemeyerek esarette ikamet ettikleri Mihaliç'te öldüler.

Muharebe sonunda savaş meydanını gezen Yıldırım Bayezid, kendi hudut muhafızlarının ve teslim olmalarına rağmen bir kısım esirlerin insafsızca katledildiklerini görünce fevkalâde müteessir oldu ve buna mukabele olmak üzere esirlerin bir kısmını öldürttü. Harbe iştirak etmeden kaçmış olan Eflâk kuvvetleriyle Hırvat askerlerinden başka bütün düşman kuvveti ya imha edilmiş veya kaçarken nehirde boğulmuşlardır. Bu maktuller arasında Fransız amirali Jak Burbon ve Filip dö la Bar gibi yüksek ailelere mensup olanlar da vardı.

Niğbolu muharebesinin kesin neticesi 25 veya 28 Eylül 1396 ve 29 Zilhicce 798'de alınmıştır.

Bu muharebede bizzat bulunmuş olan Timurtaş Paşazade Umur bey'in anlattığına göre Yıldırım Bayezid maiyyeti askeriyle pusuda bekleyerek vakti gelince harekete geçmiş ve o tarihe kadar Osmanlı ordusunda tatbik edilmemiş olan yeni bir tabiye ile zaferi temin eylemiştir. Sırp despotu İstefan Lazareviç de muharebenin birinci safhasından sonra asıl ordunun kısmı küllisine yapılan hücumda mevcut kuvvetiyle büyük gayret göstermiştir.

Niğbolu'da elde edilen parlak muzafferiyeti müteakip düşmanın eline geçmiş olan kaleler geri alındığı gibi Osmanlı himayesinde bulunan Vidin Bulgar krallığına da son verilmiş ve bundan sonra Macaristan'a büyük bir akın yapılmış çok sayıda esir alınmıştır. Bu akın Macaristan'ın istilâsına başlandığı zannını vermiş ise de Bayezid ileri gitmeyerek başka taraflarda işi olduğundan ihtiyatlı hareket etmiştir.

Sultan Bayezid, muharebeden sonra Burgondiya dukası oğlu Jan'ı diğer yüksek esirlerle beraber evvelâ Gelibolu kalesine yollamış, sonra kendisi Bursa'ya gittikten sonra oraya getirterek sarayı civarındaki bir konakta oturtmuştur. Sultan Bayezid bir gün Korkusuz Jan'a:

— "Jan, sizin memleketinizde büyük bir bey olduğunuzu biliyorum, henüz gençsiniz; istikbalde şövalyelikte hasıl olan bu lekeyi silmek için benimle muharebe etmeğe gelirsiniz; bundan korkum olsa idi size yemin ettirirdim. Ne zaman gelirseniz beni ve askerimi karşınızda bulacaksınız; çünkü ben böyle bir maksat için ve benden önde bulunanları yenmek için doğdum" demiştir.

Bu harpte esir düşen Busiko 1399'da İstanbul’un Niğbolu harbinden sonraki büyük muhasarası esnasında dört gemi ve iki zırhlı kadırga ve bin iki yüz şövalye ve piyade ile İstanbul'un yardımına koşmuştur.

Esir edilen korkusuz Jan ve diğerlerinin esaretten kurtulmaları için iki yüz bin altın istendi ve Jak Helli, Bayezid tarafından Burgonya dukasına ve diğer esirlerin ailelerine gönderildi; toplanan para muharebeden bir sene sonra Osmanlılarla ticaret yapan Ceneviz, Venedik tacirleri ve Midilli adası Ceneviz beyi vasıtasıyla Bayezid'e teslim edilerek Kont dö Never yani Korkusuz Jan ile diğerleri nihayet serbestiye kavuştular ve memleketlerine döndüler.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz