Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
XV. Yüzyıl Ortalarından İtibaren Tasavvuf Akımları
Osmanlı Devleti'nin Merkez Yönetimi
Osmanlı Padişahları Ne İçin Hacca Gitmemişlerdi
Poltava Savaşı
İlk Standart
Osmanlı Devleti'nde Toprak Yönetimi
Eski Bedesten Tacirleri
İstanbul’da Osmanlı dönemi hanım hayır severler ve vakıfları (1)
Barbaros Hayrettin Paşa
Genç Murat'ın Aşkı

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

BİR DÜNYA İMARATORU:KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

BİR DÜNYA İMPARATORU: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

Osmanlı sultanlarının onuncusu ve İslam halifelerinin yetmiş beşincisi.

Saltanatı: 1520-1566
Babası: Yavuz Sultan Selim- Annesi: Hafsa Sultan
Doğumu: 27 Nisan 1495 Vefatı: 7 Eylül 1566


Batılıların ``Muhteşem``, Türklerin ``Kanuni`` diye andıkları Sultan Süleyman, Osmanlı padişahlarının en yücelerindendir.

25 yaşında tahta çıktı, 46 yıl hükümdarlık etti. Osmanlı tarihinde en uzun saltanat süren padişah oldu.

Süleyman I döneminin ilk seferi Belgrad üzerine oldu.Belgrad kuruluş yeri bakımından Macaristan`ın bir çeşit kapısı durumundaydı. Filibe`de divan kuruldu, durum tartışıldı.İki düşünce vardı; biri, seferin Belgrad`a yöneltilmesi; diğeri ise Macaristan üzerine gidip başkent Budin`in ele geçirilmesi. Sonunda Piri Mehmed Paşa`nın dediği oldu; padişah ve ordu Belgrad`ı hedef aldı.

28 gün süren direnmenin sonunda 29 ağustos 1521 günü Belgrad`ın iç kalesinin anahtarları, savunucuları tarafından padişaha teslim edildi.

Sultan Süleyman I, Belgrad`ın ardından Rodos Adası`nın da fethini kararlaştırdı. Durum siyasi açıdan Osmanlıların lehine görünüyordu. Denizden ve karadan Osmanlıları tehdit edecek herhangi bir güç yoktu.

1522`de yapılan seferle 5 ay kuşatılan Rodos alındı. Rodos devleti son buldu. Rodos ile birlikte çevredeki adalar da Osmanlıların eline geçti. Makbul İbrahim Paşa`nın hasoda başılıkta vezirliğe değil de vezirazamlığa getirilmesi,ikinci vezir Ahmed Paşa`yı öfkelendirdi. Kurala göre, vezirazamlık sırası Ahmed Paşaday`dı.

Ahmed Paşa, son derece kırgın , padişahtan Mısır Beylerbeyliği`ni istedi. Mısır ve ona bağlı topraklar daha fethedileli ancak altı yıl olmuş, bu sürede ortalık henüz yatışmamıştı. Kırgın ve kinli Ahmed Paşa, durumdan yararlanma yolunu seçti, Kahire`ye gelişinden beş ay sonra İstanbul`a baş kaldırma cesaretini gösterdi. Çevresine yüzbin Memlük ve Arap askeri toplamıştı. Kahire Kalesi alındı. Ahmed Paşa, kendini Mısır İmparatoru ilan etti.

Ahmed Paşa öldürüldü. Mısır düzenlendi. 1525`te Kırım Hanı Sahip Giray Sitanbul`a gelip bir antlaşma imzaladı. Buna göre, Kazan hanları bundan sonra padişah tarafından atanacaktı.

İmparator Karl V`in tutsağı Fransız Kralı François I`in annesinden gelen yardım talebiyle Sultan harekete geçti. 23 Nisan 1526`da Sultan Süleyman üçüncü sefer-i hümayununa çıkmak üzere İstanbul`dan ayrıldı.Kısa bir süre sonra Mohaç`a gelindi. Tarih 25 Ağustos 1526 idi. Macar ordusu büyük bir yenilgiye uğradı,Kral Lajos II atıyla kaçarken bataklığa sürüklendi, boğulup öldü.

Zaferin ardından sekiz gün sonra Budapeşte şehrine gelindi. Sultan Süleyman, 11 Eylül günü Macar Krallığı`nın taht şehrine girdi, Kurban Bayramı`nı Budin`de kutladı.Kaldığı on üç gün içerisinde Macar Krallığı`nın yeni statüsünü düzenledi. Buna göre, Macar Krallığı, Osmanlı İmp. bağlı bir krallık oluyordu. ``Gazâ-yı Bec`` diye anılan dördüncü sefer-i hümayun 1529 yılına rastlar. Amaç, Macaristan üzerinde haklarından bir türlü vazgeçmek bilmeyen Kral Ferdinand`a gereken dersi vermekti.

3 Eylül günü Budin kuşatması başladı. Beş gün sonra, Almanlar, kaleyi Türklere teslim ettiler. Fakat Karl V, kısa bir süre sonra Macaristan`a saldırmakta geçikmedi. 25 Nisan 1532`de Süleyman I, Almanya üzerine ikinci seferine girişti. Amacı ve isteği Alman ordularıyla bir meydan savaşında karşılaşmaktaydı, ama diğerleri buna yanaşmak istemiyorlardı. Almanya ile Osmanlı devleti arasında barış antlaşması 1533 Haziran`ında imzalandı. Protokolda Ferdinand, vezirazamla eşit tutuluyor, Macaristan tahtından da vazgeçiliyordu. Elinde kalan, ancak Bohemya Krallığı`ndan ibaretti. Bu antlaşmanın ardından İtalya üzerine sefere çıkılmış (Korfu ve Pulya seferi, 1537) ve bu seferde donanmaya kaptanı derya Barbaros Hayrettin Paşa komuta etmişti.

Sultan Süleyman I sekizinci seferi olan Boğdan Seferi`ne 8 Temmuz 1538`de çıktı. 31 Ağustos`ta Prut Irmağı, Mimar Sinan`ın kurduğu bir köprüyle geçildi. Moldovya toprakları da bütünüyle Akkerman sancağına katıldı. Artık Tuna`daki bütün kilit noktları Osmanların eline geçmişti. Dobruca Türk oldu ve 1540 yılında Venedik - Osmanlı barış antlaşması imzalandı. Bu seferden üç yıl sonra çıkılan dokuzuncu sultan seferi sonunda Macaristan tam bir eyalet haline getirilip Osmanlıya katılmış ve Budin Beylerbeyliği olarak adlandırılmıştır ( 29 Ağustos 1541 ).

Süleyman I bu zaferle yetinmedi. 1543 baharında onuncu kez sefere çıktı. Peç, Almanlardan geri alındı. Estergon Kalesi fethedildi. Bundan sonra II. İran Seferi yapıldı. Tımışvar alınıp Banat ve Erdel Almanlardan temizlendi.

Bilindiği gibi XVI. yüzyılda Batı dünyası büyük evrimler geçirmektedir. Avrupa`da ekonomik ve siyasi dengeler değişti. Hristiyan inancı çeşitli bölümlere uğradı, Protestanlık yaygınlık kazandı.

Bu hangamede, Avrupa`nın Protestan prensleri ile ileri gelenleri Osmanlılardan sürekli olarak yardım istiyorlardı. Osmanlılar bunların yanında yer aldı. Zaman zaman destek ve yardımdan geri durmadılar.

Bu arada Türkiye ile ilişkilerini en iyi biçimde yürüten ve geliştiren Fransa oldu. Hükümet, birtakım ayrıcalıklar vererek bu ülkeyi Avrupa`nın
diğer ülkeleri arasında daha önemli bir yerde tutmak istiyordu. 18 Şubat 1536`da verilen ünlü kapitülasyonlar bunun elle örneğidir. Ayrıcalık antlaşmasını İbrahim Paşa imzalamıştı. Fransa ticaret yoluyla sağlayacağı kazançlar sonucunda kalkınabilecek ve böyle Karl V`e karşı koyabilecek bir güce sahip olacaktı.

Süleyman I zamanında İran`ın Şii propagandası (isyan) durmamış; iş, giderek Türk - İran savaşına dönüşmüştür. Bu savaşla İbrahim Paşa görevlendirildi. Van , Tebriz ve Bağdat kolayca alındı.

Şah Tahmasp, fırsat buldukça Doğu Anadolu`ya saldırılarını sürdürdü. Padişah, sonunda yeniden bir Doğu seferine çıkmak zorunda kaldı. Bu arada yolda oğlu Şahzade Mustafa`yı saltanat kaygısıyla boğdurup öldürttü.

Barbaros Hayrettin Paşa`nın Osmanlı devletinin hizmetine girmesinden beri bütün Hristiyan devletlerinin ilgisi Türk donanması üzerine çevrilmişti. Almanya, Portekiz, Vedenik ve papa o dönemin en güçlü donanmasına sahiptiler. Barbaros`un Akdeniz`i bir Türk gölü haline getirmesi bu devletleri tedirgin etti ve birleşmelerini sağladı. Böylece ortak çıkarlarını daha bir kolaylıkla savunabileceklerdi.

Büyük çatışma Preveze`de oldu.Türk donanmasına Barbaros Hayrettin, düşman donanmasına da Amiral Andrea Doria komuta ediyordu. Çok şiddetli çarpışmaların sonunda Türk donanması üstün geldi, düşman gemileri yenik ve perişan, güçlükle kaçabildiler, bir çoğuda sulara gömüldü. Sultan Süleyman I bu zafere çok sevindi.

Şahzade Mustafa`nın ölümünden sonra Osmanlı tahtı için iki aday vardı: Şahzade Selim ve Şahzade Bayezid. İki kardeş arasındaki kanlı çatışma Konya`da patlak verdi ve zaferi Şahzade Selim kazandı.

1565 yılının Haziran ayı sonlarında Veziriazam Semiz Ali Paşa`nın Sokullu Mehmed Paşa almıştı. O günlerde sokullu 60 yaşındaydı. Bir çok enderun hizmetlerinde bulunmuş, Barbaros`un ölümü üzerine de kaptanıderyalığa getirilmişti. 1566 yılında yeni bir Türkiye - Almanya savaşı çıktı.

Nahçivan Seferi`nden döndüğünden beri padişah ( 10 Yıl ) sefere çıkmıyordu. 71 yaşındaydı ve nikris hastaığı onda müstaripti.Yeni vezirazamı Sokullu`nun askerlerine pek güvenmediği için sefere kendi çıkmaya karar verdi.

Zigetvar kuşatması 5 Ağustos`ta başladı ve haylide uzadı. Kuşatma ve çatışmalar sürüp giderken, 7 Eylül 1566 Cumartesi günü sabaha karşı saat 1:30`da hasta padişah, savaş alnında gözlerini hayata kapadı. Ölümünden 5 saat sonra Zigetvar Kalesi düştü.

Sultan Süleyman, çağının Doğu`da ve Batı`da en mükemmel eğitilmiş prenslerden biriydi. Askerî dehasını dedesi Fatih`ten almıştı. Devlet nüfus ve haysiyetini korumada son derece duyarlı olduğunu tarihçiler kabul eder. Ünlü ``Kanunname``sinde Fatih Kanunnamesi`ni temel almakla birlikte, geliştirmiş ve ona tam bir anayasa niteliğini kazandırmıştır. Bu çalışma Kanuni`yi dünya tarihinin büyük hukukçuları arasına sokar. Bu Kanunname`nin birinci babında, birinci madde, imparatorluk içindeki her ferdin ceza hukuku bakımından eşit olduğu ve herkesin aynı suçtan ötürü aynı cezayı göreceği kanaatindedir.


Kaynak: Dünya Tarihi Ansiklopedisi ( Milliyet Copright © 1991 )
Tüm hakları saklıdır.© 2006 Ferhat KENTAÇ

Bana Ulaşmak İçin : ferhat_gst@hotmail.com ve ferhat.kentac@gmail.com adreslerini kullanabilirsiniz

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz