Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Bursa Abdal Mehmet Camii
OSMANLINININ SİMGESİ FETİH MARŞI
MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI
Yavuz Sultan Selim'in Hizmetleri
Acemi Oğlanlar Ocağı ve Devşirme Usulü
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Deliler
Acemi ocağının elbise ve maaşları
Öküz Mehmet Paşa
Trabzonlu Kanuni
İnsan haklarının evrenselliği ve Osmanlı farkı

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Celâl Sahir Erozan

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

Servet-i Fünun Topluluğu'nun en genç üyesi olan Celâl Sahir Erozan (1883-1935), Yemen valisi ve kumandanı İsmail Hakkı Paşa'nın oğludur. Uzun süre ortaokul ve liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmakla beraber hayatını daha çok yazıları ile kazanan şair, 1928'de milletvekilliğine ve Türk Dili Tedkik Cemiyeti Umumî Kâtibliği'ne getirildi ve bu görevlerde iken öldü.

Yazı hayatına on dört yaşında başlayan Celâl ilk şiirlerinde Hikmet Celâl, Ahmed Celâl, Şarık ve Velhân gibi türlü adlar kullandı. Bunlar arasında en çok tutunanı, Servet-i Fünûn'a yazmağa başladıktan (1899) sonra kullandığı Sâhir adıdır. Şiire merak etmesinde, birçok şiirleri ve şarkıları olan annesinin de tesiri büyüktür. İlk zamanlar Muallim Naci'yi beğenen şair Servet-i Fünûn’da yazmağa ve Fransız şiirini öğrenmeğe başladıktan sonra, ondan vazgeçerek, tamamıyle Batı'ya yöneldi. Değişikliğe ve yeniliğe karşı olan büyük ilgisi onu, her yeni harekete katılmağa zorlamıştır. Böylece, 1909'da bir aralık Fecr-i Âti'nin reisliğini yaptığı gibi; 1911'de başlayan Yeni Lisan ve Millî Edebiyat hareketine de katılmakta gecikmedi. 1908'den sonra, çok enerjik ve sürekli bir yayın hayatı geçiren şairin çıkardığı veya yönettiği dergiler arasında Demet (1908), Musavver Muhît (1909), Servet-i Fünun (1909-1910), Halka Doğru (1913), Türk Sözü (1914) ve Bilgi Mecmuası (1914) vardır. Bu dergilerde kendisinin de birçok şiir ve makaleleri yayımlandı.

Şiir kitapları: Beyaz Gölgeler (1909), Buhran (1909), Siyah Kitab (1912).

Servet-i Fünun şiirinin özelliklerine hızla ve kolaylıkla uyan Sahir, aynı zamanda büyük bir doğurganlığa da sahipli. Bol şiirlerinin başlıca teması kadındır. Kadın güzelliğine karşı büyük bir düşkünlükle doğmuş olan şair, şiirlerinin bu değişmez ve sürekli konusu yüzünden, zaman zaman, şiddetli hücumlara uğradı. Dil ve üslûp bakımından, tamamıyle, Servet-i Fünun şiirine uymuştu. 1909’da Fecr-i Âtî’ye katılışı pek güç olmadı. Çünkü Fecr-i Atî, Servet-i Fünun hareketinin -ufak farklarla- devamından ibaretti. Fakat Fecr-i Atî'den Millî edebiyat hareketine geçmek, onun için, bir hayli güç oldu. Çünkü hem vokabülerde ve üslûbta, hem nazım tekniğinde ve hem de duyuş ve hayal kuruşta büyük değişiklikler yapmak gerekiyordu. Servet-i Fünun'un alışılmış romantizminden, vokabülerinden ve arûzdan ayrılmak hiç de kolay olmadı. Bu yeni uyuşu sağlayabilmek için, uzun yıllar, sürekli denemeler yapmak gerekti ve, nihayet, onu da başardı (1917). Bu arada, aşk teması eski rağbetini sürdürmekle beraber, şiirlerinde millî duygulara da yer verdi ve eski doğurganlığının kalmamış olmasına rağmen, ölümüne kadar, çok canlı ve samimi şiirler yazmağa devam etti.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.

Şiirleri

Sevmek

Sevmek, ey lâfz-ı câzib ü sehhâr!
Ey muazzez ve muhterem masdar!
Bu keder-dîde kalb-i zâr ü zaîf
Seni kaç kerre eyledi tasrîf :
Seviyordu, severdi, sevdi, sever...
İ'timâdıyle pür sürür ekser;
Sevmiyor, sevmedi, seveydi eğer...
Iztırâbıyle bir zaman muğber;
Ba'zı hummalı savtı emr-âkîn :
Sevecek mutlak, isterim sevsin...
Nakarâtıyle hasta, hülyâ-çîn,
Her zaman, her zaman muhabbet için
Bir büyük atş içinde müstağrak
Gülerek ba'zı, ba'zı ağlayarak
Geçti en taze ömr-i der-be-derim...
Ooh, lâkin bu hâli pek severim:
Her zaman başka bir hayâle esîr,
Her zaman dilde başka bir te'sîr,
Vech-i zerdimde ayni şefkatle
Her zaman başka bir nazar hâle,
Her zaman başka bir avuçta elim,
Her zaman başka bir Hûda'ya Kelîm...
Âh, ey rû-yı câzib-î mâzî!
Durma, sön, hafızamda böyle muzî.
Müteâkibti vuslat ü hicran,
Bugün aşk u sefa, yarın hüsran;
Bugün ahd ü vefa, yarın nisyân;
Bugün olsun, pekî, yarın isyan...
Her zaman bir temâyül-î asabî
Bana bir başka çırpınan kalbi
Gösterip etti gaye-î âmâl...
Her zaman başka bir semâ-yı hayâl
Oldu sevdama sâha-yî pervâz;
Her zaman mûsikîli, rûh-nevâz
Başka bir taze ses tanîn-endâz
Oldu âguş-i sâmiamda biraz...
Daha pek genç iken herem-dîde
Kalb-i hassas ü aşk-enîsimde
Ettiler hep muvakkaten ârâm
Bu perestîde hâlikaat-ı garâm...
Onların ayrı ayrı hepsinde
Hâtıram oldu bir zaman zinde...


Mesâ-yı Melâl

(Köprülü-zâde Mehmed Fuad’a)

Girdi dâmân-ı asumana mesâ
Erguvan rengi bir uzun dantel;
Çekiyor şemsi başka bir ufka
Mütehakkim, görünmeyen bir el...

Şimdi gittikçe titreyip yayılan
Gölgeler kaplıyor mesafeleri;
Daldı bir hâb-ı samta, pür heyecan
Gündüzün hâyıhûy-ı ser-te-seri...

Şimdi bir anda bir küçük yıldız
İşliyor göklerin derinliğine :
Gecelerden hayât alan bir kız,
Dest-i şuhunda bir zerîn iğne...

Şimdi bir muztarib kadın nefesi
Gibi titrek, nahîf bir rüzgâr
Esiyor, dalların içinde sesi
Okuyor bir neşîde-î esrar...

Şimdi ben, bir muhal ümîde esîr,
Gezinirken bu kimsesiz yolda,
Sîne-i mahreminde bir lâmba

Nâgehân parlayan sevimli odan,
Dökerek huzmeler ziyâsından,
Ediyor reh-güzârımı tenvîr..


O Geliyor

Yıl 1335,
Mayısın on dokuzu.
Yeryüzüne can veren,
Cana heyecan veren
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Al yüzlü Oğan güneş!
Takanın burnu Kara Denizi nasıl yırtar,
Siz de bir anda öyle yırtınız uykunuzu,
Uyanın Samsunlular!
Kurutacak gözlerde umudsuzluk yaşını
Al yüzlü Oğan güneş!
Bugün Çaltı Burnu'ndan gülerek doğan güneş!

Yıl 1335,
Mayısın on dokuzu,
Uyanın Samsun'lular!
Uyumak ölüme eş,
Diriltin ruhunuzu.
Ufukta bir gemi var!
Fakat, bu gemi niçin böyle yavaş geliyor?
Acaba yolu mu az, yoksa yükü mü ağır?
Bu gemi umud yüklü, inan yüklü, hız yüklü;
İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır,
Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.

Bir baş ki, gökler gibi, bir küme yıldız yüklü!
Bu gemi onun için böyle yavaş geliyor.

Yıl 1335,
Mayısın on dokuzu.
Ufukta duran gemi gitgide yaklaşıyor.
Sanki harlı bir ateş
Yakıyor ruhumuzu.
Beklemek üzüntüsü her gönülden taşıyor.
Üzülmemek elde mi?
Hız yüklü, inan yüklü, umud yüklü bu gemi!

O umud yaklaştıkça ruhlara sıcak sıcak,
O hız doldukça bütün damarlara kan gibi,
Gizli gizli inleyen her yürek canlanacak,
Ateşler püskürecek, uyanan volkan gibi!

Gittikçe büyüklesen
Gölgene dikilmekten
Karardı gözlerimiz.
Koş, atıl gemi, sana engel olmasın deniz!
Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel!
Kuşlar gibi uç da gel, rüzgâr gibi es de gel!

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz