Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
II. Selim (Sarı Selim)
Yıldırım Bayezid Dönemine Kadar Ceneviz Cumhuriyeti - Osmanlı İlişkileri
Tımarlı Süvari Sınıfının Bozulması
II. Abdülhamid'e Muhalif Karikatürler
Osmanlı Devletinde Arşivcilik Ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi
Yıldırım Bâyezid
IV. Mehmet'in Cülûsu
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Akkoyunlu İlişkileri
Hukuk Sistemi - Sosyal ve Ekonomik Hayat
IV. Murat'ın Bağdat Seferi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Cem Sultan’ın bitmeyen hikâyesi

Cem SultanOsmanlı hanedanının en tartışmalı isimlerinden Cem Sultan hakkındaki külliyata iki kitap daha eklendi. “Rönesans Avrupası’nda Tutsak Bir Şehzade”, bir kaynak eser olarak; “Sürgündeki Veliaht” ise roman üslubuyla anlatıyor talihsiz şehzadenin bitmeyen hikâyesini.

Osmanlı’nın ilk payitahtı Bursa’da, Ahmed Hamdi Tanpınar’ın ‘Sabrın acı meyvesi’ diye tarif ettiği Muradiye’de, iç süslemeleri ile dikkat çeken bir türbe bulunur. Aslında Fatih’in büyük şehzadesi Mustafa için yapılmıştır bu türbe; ama ondan daha meşhur olan ikinci sakininin, Cem Sultan’ın adıyla anılır.
Fatih-i İstanbul Sultan Mehmet Han cennetmekân, 3 Mayıs 1481 günü otağ-ı hümayunda gözlerini yumduğunda taht için iki varis bırakmıştı: Bayezid ve Cem. Amasya’da sancak beyi olan Bayezid 31 yaşında idi; Konya’da sancak beyi olan Cem ise 22. Karamanlı Mehmet Paşa, Çandarlızade İbrahim Paşa, Mustafa Paşa, Cem’i; eski sadrazam İshak Paşa ile Gedik Ahmet Paşa, Bayezid’i tutuyordu. İshak Paşa o sırada İstanbul’da, Gedik Ahmet Paşa ise Otranto’da idi. Mehmet Paşa, iki şehzadeye birden haberci gönderdi. Cem’in daha yakında olduğu için erken gelip tahta çıkacağını umuyordu. Ancak İshak Paşa’nın Konya yolundaki adamları, habercileri yakaladı. Olaylar öğrenildiğinde yeniçeri askeri ayaklandı, Karamanî Mehmet Paşa öldürüldü.

Şehzade Cem, babasının vefatını haber aldığında taht fırsatını kaçırmıştı. Fakat vazgeçmedi. Konya’da işleri iyi idare ediyordu. Çevresinde âlim ve sanatkârlardan seçkin bir kültür çevresi kurmuştu. Kendisi de “sahibü’s seyfi ve’l kalem” idi; yani hem kumandan ruhluydu hem de divan sahibi bir şair. Babasının taht için kendisini seçtiğini, ağabeyinin haksızlık ettiğini söylüyordu. Atalarının devleti yönettiği Bursa’ya gitti. Adına para bastırdı, hutbe okuttu. 20 gün sonra yenilince Mısır Sultanı’na sığındı. İlk defa bir Osmanoğlu olarak haccını eda etti. “Kâbetullah’a varıp bir kez tavaf ettiğin / Bin Karaman, bin acem, bin milket-i Osman’dır.” diyerek saltanat sevdasının beyhudeliğini dile getirdi. Ancak Anadolu’dan gelen haberler yüreğindeki derdi depreştirdi. Son olarak Konya’yı alma çabası boşa çıkınca 30 kadar sadık bendesi ile Rodos’a gitti. Artık Avrupalılar elinde Osmanlı’ya karşı bir kozdu. 13 yıl esaret hayatı yaşadı. Üzerinden bol bol pazarlık yapıldı. 1495’te zehirlendiğinde cenazesini yanındaki birkaç adamı yıkadı, başındaki sarığının kumaşı ile kefenlendi, cenaze namazı garipler gibi kılındı. Fatih Sultan Mehmet, ‘nizam-ı âlem için kardeş katli caizdir’ hükmünü beyan ederken, kendi ciğerpâresinin taht yolunda heder olacağını düşünmüş müydü? Ya da Cem Sultan’ın gönül ikliminde yıllar boyu ne fırtınalar koptu? Bir muamma. Cem Sultan, sağlığında ağabeyine gönderdiği bir mektubunda;

“Sen bister-i gülde yatasın şevk ile handan,

Ben kül döşenem külhan-ı mihnette sebeb ne?”

(Sen gül döşenmiş yatakta neşeyle gülerek yatarsın, ben zahmet külhanında küle batayım, niye?)

diye yazmıştı. Sultan İkinci Bayezid ise şu cevabı vermişti:

“Çün rûz-i ezel kısmet olunmuş bize devlet,

Takdîre rıza vermeyesin böyle sebeb ne?

Haccacü’l Haremeynüm deyüben da’vâ kılarsun,

Ya saltanat-ı dünyeviye bunca taleb ne?”

(Bize ezelden saltanat kısmet imiş, sen ise kadere rıza göstermedin buna sebep ne? Haremeyni hac ettim diye dava edersin, dünya saltanatı için bunca hırs niye?”

Netice-i kelâm, Sultan Bayezid’in dediği gibi devlet ezelde Bayezid’e takdir olunmuştu ve bu hüküm yerine geldi. Ancak talihsiz şehzadenin hikâyesi dillerden hiç düşmedi. Adına birçok eser kaleme alındı. Doğu’da ve Batı’da, portreleri çizildi, hakkında araştırmalar yapıldı, romanlar, hikâyeler, piyesler yazıldı. Hatta bu yolda birçok efsane uyduruldu. Yani koskoca Fatih’in şehzadesi, tahta çıkamadığı bir tarafa hem sağlığında hem de vefatından sonra tükenmez bir hazine, iyi bir malzeme oldu. Hakkındaki en ilginç iddialardan biri de Evliya Çelebi’ye ait. Cem’in zehirli usturayla tıraş edilip yüzü şişirilerek değiştirildikten sonra, kendisi yerine aynı şekilde zehirlenen bir başkasının öldürüldüğünü, şehzadenin ise Fransa’ya kral olduğunu söyler. Bunu ispat için de Seyahatname’de birçok delil sunar.
Cem Sultan külliyatına son günlerde iki eser daha eklendi; Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Cem Sultan - Rönesans Avrupası’nda Tutsak Bir Şehzade” ile Epsilon Yayıncılık’ın yayımladığı “Cem Sultan - Sürgündeki Veliaht”. “Rönesans Avrupası’nda Tutsak Bir Şehzade”, 1926’da ABD’de dünyaya gelip, II. Dünya Savaşı’na katılan, 1960 yılından sonra da İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde dersler veren John Freely tarafından kaleme alınmış. Freely, ‘Yıllarca incelediğim Osmanlı tarihi içinde, bütün hanedanlık silsilesinde bana en büyüleyici gelen kişilik oydu. Bu, saltanatı topu topu yirmi gün sürmüş olsa da ona ‘Cem Sultan’ demeyi yeğleyen Türkler için de geçerli.” sözleriyle anlattığı Cem hakkında hem Avrupalı kaynakları, hem de Osmanlı metinlerini uzun yıllar incelemiş. Aradaki benzerlikleri ve farklılıkları karşılaştırmış. Ve ulaştığı bilgileri kaynaklarıyla aktardığı kitabını meydana getirmiş. Ancak bu hikayenin hiç bitmeyeceğine, muhayyiledeki ilavelerle devam edeceğine inanıyor; “Cem Sultan’ın hazin öyküsü, Anadolu’da olduğu gibi Fransa’da da, bugün bile usul usul yankılanmakta; çünkü o asla yaşlanmayacak ve unutulmayacak, Homer’in ‘düşler diyarı’ dediği yerde sonsuza kadar yaşayacak romantik bir kahraman.” diyor.

Roderick Conway Morris’in kaleminden çıkan “Cem Sultan - Sürgündeki Veliaht” ise Cem’in hayatını bir roman şeklinde anlatıyor. Roman, bir Osmanlı ‘gizli servis (!)’ üyesi Burak Reis isimli kahramana ait anıların, asırlar sonra bulunması ile başlıyor. Burak Reis, o dönemdeki bütün önemli olayların içinde yer alarak tarihî gelişmeleri ve Sultan Cem’in bitmeyen hikâyesini aktarıyor okuyucuya. Tabii Batılı bakış açısının gölgesinde.

Son söz ise Sultan Cem’in:


Câm-i Cem nûş eyle ey Cem bu Frengistân’dır

Her kulun başına yazılan gelir, devrândır.

Cem Sultan, J. Freely

Ahmet Doğru

Gönderen: Mustafa Akyurt

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz