Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Kadılık - Kazaskerlik - Müftülük
Nüfusu ve Yönetim Şekli
Sultan Murat ve Sokullu
Osmanlılar ve Arnavutluk
Abdülaziz'in Tahta Çıkışı
Gravürler
İstanbul’da Osmanlı dönemi hanım hayır severler ve vakıfları (2)
Anadolu Beylikleri Saruhanoğulları Beyliği
ETNİK-İ ETERYA
Muhsinzâde Abdullah Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Eğitim Alanında Tanzimat

Gülhane hatt-ı hümâyununda, millî eğitimden bahsedilmemişti. Oysaki bu hatta işaret edilen prensiplerin olsun, bu prensipler üzerine kurulan Tanzimat düzeninin olsun mukadderatı millî eğitimin karakteri ile ilgili idi. Yeni prensipler, yeni bir hayat görüşü ve yeni bir sosyete düzeni manasını taşıyordu. Osmanlı cemiyetinin bunları benimsemesi duygu ve düşünce sisteminde de yeni değerlere varmasıyla olabilirdi. Böyle değerlere vardıracak başlıca araç ise eğitim idi.

Tanzimattan önce millî eğitimi sağlayan kurullar, kılık bakımından olduğu kadar çalışma konuları ve çabşma metodlar bakımından da zamanın gereçlerine uygun değildi. Genel eğitim medreseye bırakılmıştı.

Devletin memur ihtiyacını Enderun mektebi, orduda subay ve uzman ihtiyacını da II. Mahmut devrinde kurulan Harp okulu ve Tıp okulu sağlamakta idi.

İlk öğretim yapan mektep ile yüksek okul ve üniversite vazifesini gören medrese tamamen ulemânın idaresinde idi. Bu sebeple de ilk ve yüksek öğretime din tesiri hâkimdi. Öğretimin yapısı, kişinin iç ve mistik âlemini işlemek, amacı ise kişinin Tanrı yanında selâmetini sağlayacak din yollarını öğretmek ve belletmek idi. Kişisel karakter taşıyan; bu öğretimde tabiat ve cemiyet olaylarına hiçbir yer ve değer verilmemişti.

Mekteplerde çocuklara din bilgisi, ahlâk ve Kur'an'dan başka biraz yazı ve aritmetik öğretiliyordu. Medreselerde ise gramer, sentaks, lojik, metafizik, retorik, geometri ve astronomi gösterilmekte idi. Tarih, coğrafya, arkeoloji ve müspet ilimler tamamen bir tarafa bırakılmıştı. İlimde sağlam usullerden olan görme, inceleme ve kritiğe ise hiç önem verilmemişti.

Böyle bir öğretim yapısı ve usulü ile dünyadan çok ahrete, insandan çok Tanrıya yakın bilginler yetişiyordu. Bunlar akıl ve mantık ile isbatı mümkün olmıyan bütün din problemlerini medresenin özel mantığı ile ispat ettiklerini sanıyorlar, fakat tabiat ile cemiyet olayları karşısında ilk insanların hayret ve şaşkınlığı içinde yuvarlanıp gidiyorlardı.

II. Mahmut devrinde bu eğitimin yetersizliği anlaşıldı ise de gerçek ihtiyaçları karşılıyan bir eğitim düzeni sağlanamadı. İlk öğretimin mecburluğu prensibi sözde kaldı. Rüşdiye okulları geliştirilemedi. Devletin memur ve asker gereçlerini gidermek için kurulan yüksek okullar yalnız Doğulu ve Batılı tesirleri bir arada sürükleyen melez kurullar halinde gelişmeye devam ettiler.

Tanzimat adamları eğitimin önemini kavramalarına rağmen ilk yıllarda başka işlerle meşgul oldular. 1845'de Abdülmecit bir gün Bab-ı âlî'ye giderek sadrâzama ve büyük memurlara eğitim problemi üzerinde çalışılması gereğini şu sözlerle anlattı:
" Sana (sadrâzama) ve bütün bakanlara tebaamın refah ve saadeti için lâzım gelen tedbirleri itimad-ı tam dairesinde düşünmenizi ve görüşmenizi emrediyorum. Bu yolda ilerleme, din işlerinde olduğu kadar dünya işlerinde de cahilliğin kaldırılmasına bağlı olduğundan ilim ve bilim ve sanat öğretimini sağlıyan okulların kurulmasını ön plâna alınacak işlerden sayıyorum."

Pâdişâhın eğitim hakkındaki emirlerini yerine getirmek üzere bir eğitim ve öğretim programı düzenlemek için özel bir komisyon kuruldu. Sonraları şeyhülislâm olan Arif Hikmet Efendi, vak'ayazar Sait Efendi, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Efendi, Divan birinci tercümanı Fuat Efendi gibi yenilik fikirlerine taraftar olanlar bu komisyona girdiler.

Komisyonun, eğitime verilmesi gereken karakter hakkındaki çalışmaları bir kanuna bağlandı. Bu kanunla medresenin dışında devletin kontrolü altında bir darülfünunun kurulmasını, orta okulların açılması, bu okullarla ilk okulların ulemâ elinden alınarak devlete verilmesi kararlaştırıldı. Kanunun yayınlanmasından sonra çıkarılan bir hat ile millî eğitim işlerinin yürütülmesi ve kontrolünü takip etmek maksadıyla bir de "Meclis-i Daimî-yi Maarif-i Umumiye" kuruldu.

Bu meclis ilk, orta ve yüksek öğretim kurullarını medresenin nüfuzundan kurtararak devletin otoritesi altına almaya çalıştı. Medreselere gelince, Tanzimattan önceki karakterlerini muhafaza ettiler. Bu suretle eğitim alanındaki çalışmalar, yeniçeri ocağının kaldırılmasından önce, orduda yapılmak istenen düzene benzer bir durum yaratmış oldu. Medrese, yeniçeri ocağı gibi, bütün yeniliklere karşı gelerek ve bünyesinde hiçbir değişiklik kabul etmeyerek varlığını korumak istedi. Medresenin dışında kurulan okullar da yavaş yavaş Batılı şekil ve usullere kaydılar. Neticede Tanzimat dönenminde eğitim birliği sağlanamadı. Batılı zihniyetle çalışan okullar yanında Ortaçağ düşüncesinin temsilcisi medrese yanyana yaşamaya ve birbirlerini inkâr eden nesiller yetiştirmeye devam ettiler. Devletin kurduğu okullardan nesiller yetiştikçe, medresenin itibar ve kredisi azalmaya başladı. Fakat devletin temeli din olmakta devam ettiği için medreseler, hiçbir faydaları olmadıktan başka zararları dokunmalarına rağmen kaldırılmadı. Eğitim ve öğretimdeki bu ikilik cumhuriyet devrine kadar sürdü durdu.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz