Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Garp Ocakları Donanması
(Bıyıklı) Derviş Mehmet Paşa
Debbağzâde Mehmed Efendi
Topal Osman Paşa
Sultan Bayezid ve Cem Sultan Arasındaki Saltanat Kavgası
Cibali'de Tarihî Sokaklar, Evler
Maaşları
Osman Hamdi Bey
Osman Hamdi Bey
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Lehistan İlişkileri

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Eğri Seferi Ve Haçova Meydan Savaşı

Sayfadaki Başlıklar


Pâdişâhın Hareketi Ve Ordu Müzakeresi
Eğri Kalesinin Alınması
Haçova Meydan Muharebesi
Savaşın Birinci Aşaması
Durumu İnceleme
Savaşın İkinci Aşaması
Tehlikeli Durum
Düşmanın Bozulması
Padişahın Avdeti Ve Harpten Sonraki Yanlış Hareketler

Pâdişâhın Hareketi Ve Ordu Müzakeresi

Üçüncü Mehmed sefer hazırlığı bittikten hareketi ve sonra Kapıkulu ocakları ile beraber 21 Haziran 1596 (24 Şevval 1004)'da hareket etti. Vezir-i âzam daha evvel gitmişti; bu seferde pâdişâhın maiyyetinde hem babasının ve hem de kendisinin hocası Sadeddin Efendi (Tarih sahibi) de vardı. Belgrad'dan İslankamen (Slankamen) mevkiine gelindiği vakit ne tarafa gidileceği görüşüldü. Çağalazade Sinan Paşa,
elden çıkmış olan Estergon'un batısında ve Tuna nehri kenarındaki Komaran (Komarom) kalesi üzerine gidilmesini ve orası alınacak olursa Tuna sahillerinin emniyet altına gireceğini söyledi; fakat diğer ordu erkânı Komaran'ın küçük bir kale olması ve pâdişâhın bizzat sefere çıkması dolayısıyla bu kalenin elde edilmesinin bir şeref teşkil edemeyeceğini söylediler ve madenleriyle meşhur olan Eğri (Eğre - Erlav) üzerine gidilmesine karar verdiler. Burası Kanunî Sultan Süleyman zamanında bir aralık kuşatıldıysa da alınamamıştı; Edirne'den itibaren menzillerde eyalet kuvvetleri orduya katılmışlardı.


Eğri Kalesinin Alınması

Ordu Segedin'e geldiği zaman Eğri'nin güneybatısında Osmanlılara ait hudut kalelerinden Hatvan'ın düşman tarafından muhasara edildiği haber alınarak Çağalazade kumandasıyla derhal kuvvet sevk edildiyse de kuvvetler yetişmeden evvel kale düşmüş ve muhafızları derileri yüzülmek suretiyle vahşiyane bir tarzda öldürülmüşlerdi. Tisa nehri kenarındaki Solnok'dan geçilip Eğri kalesi önüne gelindi ve ertesi gün muhasara tertibatı alınmağa başlandı ( 21 Eylül 1596 / 22 Muharrem 1005 ). Önce teslimiyet teklif edildi ise de reddolunduğundan ateş başladı; fakat muhasara uzun sürmedi, muhafızları hafta sonu iç kaleye çekildiler ve daha sonra teslim oldular ( 11 Ekim 1596 / 19 Safer 1005). Eğri muhafızlarından dört bin beş yüzü Hatvan'da Osmanlı muhafızlarına yaptıklarının aynı cezaya uğradılar.


Haçova Meydan Muharebesi

Eğri kalesinin muhafazası Anadolu beylerbeyi Lala Mehmed Paşa'ya bırakılarak pâdişâh ordu ile Macarların aynı manada olarak Keresteş dedikleri Haçova'ya geldi; burası Eğri kalesinin güneyinde idi. Hükümdarına isyan eden Erdel kralı, Eğri'yi kurtarmağa geldiyse de vakit geçmişti.

Osmanlı ordusu Haçova'ya geldiği zaman burada imparatorun kardeşi Arşidük Maksimilyan kuvvetleriyle karşılaştı. Arşidük'ün kumandası altında gerek Alman ve Macar ve gerek diğer devlet ve milletlerden alınmış büyük bir ordu vardı. Osmanlı ordusuna Kırım hanı Gazi Giray 'ın biraderi ve kalgay ı, Fetih Giray ile gönderdiği Tatar kuvvetleri katılmışlardı.


Savaşın Birinci Aşaması

Düşmanın, Osmanlı ordusuna baskın yapmak üzere olduğu haber alınarak vezir Hadım Cafer Paşa kumandasıyla ileriye on beş bin kişilik bir kuvvet sevk edildi; Cafer Paşa, düşmanın çokluğuna nazaran bu kuvvetin az olduğunu ve neticenin fena olacağını bildirdi ise de düşmanın çok olduğuna inanılmadı; bununla beraber Rumeli beylerbeyi de gönderildi ve kendisinin korkaklığı ileri sürülerek pâdişâh tarafından ceza aldı. Halbuki düşman, Cafer Paşa'nın tahmininden de daha çoktu. Zavallı, elindeki on beş bin kişilik cüz'î kuvvetle bu muazzam kuvvetin hücumu altında eriyor, bununla beraber "başımızın yazısı bu imiş" diyerek yüz döndürmeden çarpışıyordu; önündeki hizmet neferlerini ve gerisindeki tüfekçilerini öldürdükleri halde yerinden ayrılmadı; asker kaçıyordu. Nihayet yanındaki tecrübeli hudut adamları eteğinden çekip zorla harp sahasından çıkarıp asıl orduya getirdiler. Bütün ağırlıklar, toplar düşmanın eline geçti (27 Ekim 1596). Bu muvaffakiyetsizlikte Rumeli beylerbeyinin alâkasızlığı görüldüğünden azlolunup yerine önceki Rumeli beylerbeyi vezir Sokulluzade Hasan Paşa tekrar tayin edildi; asıl hata, düşmanın kuvvetini az zannedip fazla kuvvet göndermeyen vezir-i âzamda idi.


Durumu İnceleme

Bu ilk darbe gerek pâdişâhın ve gerek vezir-i âzamın maneviyatını sarstı, ne suretle hareket edileceğine dair ordu görüşmesi yapıldı. Pâdişâh, bir kumandan bırakıp gitmeğe meyilliydi. Müzakerede Hoca Sadeddin Efendi de vardı. Bazıları Rumeli beylerbeyi Sokulluzâde'nin düşman üzerine fazla kuvvetle gitmesini ileri sürdüler; fakat Hoca Sadeddin Efendi:
— "Bu büyük bir iştir, Hasan Paşa, İbrahim Paşa ve gayrisi ile olur biter değildir; bizzat saadetlû pâdişâh askere baş olup gitmek elzemdir" dedi.

Düşman Cafer Paşa'yı takip ile geceleyin orduya baskın yapar diyerek Rumeli beylerbeyi ve Kırım kuvvetleri karakola ve muhafaza hizmetine tâyin olundular. Düşman mevcudu hakkında bir malûmat yoktu, Kırım Hanı'nın düşman tarafından birkaç kişi yakalaması emrolundu; filhakika Fetih Giray'ın elde edip gönderdiği altmıştan fazla tutsaktan, düşmanın büyük kuvveti hakkında malûmat alındığı gibi, bir iki güne kadar da gelecekleri tahakkuk etti. Bunun üzerine düşman, Osmanlı ordusu üzerine gelmeden evvel dağlar arasındaki sarp yerden ovaya çıkılması ve düşman tarafına gidilmesi kararlaştırılarak harp nizamı üzere hareket olundu.


Savaşın İkinci Aşaması

Ordunun talîa denilen öncülüğüne Çağalazade Sinan Paşa ile Diyarbakır beylerbeyi Kuyucu Murat Paşa ve onların yanında bulunmak üzere Fetih Giray tayin edildi. 26 Ekim günü (5 Rebîulevvel 1005) iki ordu karşılaştılar. Kaide üzere ordu merkezinde Üçüncü Mehmed bulunuyordu. Sağında vezirler, solunda kadıaskerler ile hocası Sadeddin Efendi bulunmakta idi. Sol kolda Anadolu, Karaman, Haleb, Maraş eyaletleri ve sağ koldan Rumeli ve Temeşvar beylerbeyleri kuvvetleri vardı.

Muharebenin başlamasını müteakib düşman kuvvetleri pâdişâhın bulunduğu mevkie hücum ederek merkezi sardılar ; düşman ateşi tehlikesine düşen pâdişâh ordunun gerisinde Müteferrika Yunus Ağa 'nın çadırına çekildi; gurup zamanı yaklaşmış olduğundan harb tatil edilerek ertesi güne bırakıldı; o gece karakollarla ihtiyatlı bulunuldu. Ertesi günü düşman ikindi zamanına kadar taarruz etmedi; fakat o sıra gelince siperlerinden çıkıp merkeze doğru bütün mevcutlarıyla taarruza geçtiler; sağ kolda bulunan Rumeli beylerbeyi Hasan Paşa düşman mukabelesinde geçit başında alayını bağlayıp düşmanı geçirmemek için çalışıp dururken merkez koluna yardıma çağırıldı ve geldi ise de bir adım karşıya gidemeden kuvveti dağıldı.


Tehlikeli Durum

Bu suretle düşman kuvveti ordunun içine daldı ve yağmaya başladı. Bunlardan bir kısmı Hazine sandıkları tarafına gelip muhafazasında olan yeniçeri ve süvarilerin kaçmaları üzerine bayraklarını Hazine sandıkları üzerine dikip oynatmağa başladılar. Arkasında Peygamberin hırkası olduğu halde yerinden kıpırdamayan, Sancağ-ı Şerif yanında durarak bu hali bizzat gören Sultan Mehmed, yanında bulunan Hoca Sadeddin Efendi'ye:
—"Efendi şimdiden sonra ne çare etmek gerek ?" diye
sorunca metanetini muhafaza eden Hoca Efendi:
—"Pâdişâhım lâzım olan yerinizde sebat ve karar etmektir; cengin hali budur; ecdadınız zamanında olan tabur muharebeleri ekser böyle vâki' olmuştur; mu'cizat-ı Muhammed Aleyhisselâm ile inşaallahü tealâ fırsat ve nusret ehl-i İslâmındır, hatırınız hoş tutun" diye hükümdarı teselli ediyordu.
Artık panik başlamış, hatta pâdişah'ın maiyyeti olan iç oğlanlarından bir kısmı eğerli eğersiz atlara binip kaçmışlardı; bunları görenler pâdişâhı sorunca ikindi vakti bir arabaya binip kaçtı diyerek bozgunu umumîleştiriyorlardı.


Düşmanın Bozulması

Büyük bir muvaffakiyete nail olan düşman askerleri Arşidük'ün menetmek istemesine rağmen ordunun içine girip ümit etmedikleri talana dalmış ve çadırlar arasına kadar girmiş ve bunları zabtetmişler ve bu suretle ordugâhı ele geçirmişlerdi.

Bu sırada harbin bu ikinci günü akşam yaklaşmıştı. Düşmanın böyle çadırlar arasına girdiğini gören at oğlanı yani seyis, aşçı, deveci, katırcı ve karakullukçu denilen hademe güruhu bu çadırları zapt eden düşman üzerine kazma, odun yarması, balta, lobud, odun makulesi şeylerle hücuma geçip bir kısmını haklayıp "Kâfir kaçtı" diye her taraftan bağırmağa başlayınca etrafta ordunun döküntüsü ve başı boş şaşkın asker birden cesarete gelerek geri dönüp düşman üzerine saldırdılar. Öncü kumandanı Çağalazade de gizlendiği pusudan çıkarak süvarileriyle düşmanın arkasından hücuma geçtiğinden Osmanlı ordusunun sağ cenahını bozmuş olan yirmi bin düşmanı bataklıklara sokarak imha etti, düşman ordusu bundan sonra kahkari bir bozguna uğradı; yatsı vaktine kadar düşmandan 50.000 kadarı tepelendi; bu suretle kaybolmuş sayılan Haçova Savaşı büyük bir zaferle neticelendi. 10.000 duka altını ile en güzel Alman toplarının doksan beşi de elde edildi.

Öncü kuvvetleriyle düşman bozgununu umumileştiren Çağalazade Sinan Paşa, muvaffakiyetini müteakip hemen pâdişâhın huzuruna girerek "Yüz aklığına ben sebep oldum" diye muzafferiyeti tebrik etmiş ve sadaretini îma eylemiş ise de pâdişâh kat'î bir şey söylememiş; fakat nihayet Hoca Sadeddin ve Kapıağası'nın ısrarlarıyla düşmanı takipte bulunan vezir-i âzamin yerine Çağalazade tayin edilmiştir.


Padişahın Avdeti Ve Harpten Sonraki Yanlış Hareketler

Haçova zaferini müteakip pâdişâh hemen İstanbul'a döndü; halbuki o kış Budin veya Belgrad da ele geçirilip ilkbaharda yine ordusunun başında olarak bizzat sefere çıkmış olsaydı, muharebenin çok sürmeyeceği muhakkaktı; fakat pâdişâhın İstanbul'a dönerek Avusturya işinin yine serdarlara bırakılması elde edilen zaferi hiçe indirdi

Çağalazâde'nin kısa süren vezir-i âzamlığı devletin başına iki mühim gaile çıkardı; biri, bizzat sefere gelmediği bahanesiyle Gazi Giray'ın azliyle yerine bu harpte hizmeti görülen Kalgay Fetih Giray'ın tayini ve bu suretle iki kardeş arasına nifak sokup Fetih Giray'ın katline sebeb olmasıdır; hattâ Fetih Giray, Kırım hanlığını kabul etmemekte ısrar ederek "manen hizmet eden odur, benim ulu kardeşim ağanıdır" dedi ise de vezir-i âzam dinlememiştir.

Çağalazâde'nin ikinci bir hatası da muharebe gününün ertesi günü askeri yoklatmasıdır; bu vesile ile epey adam îdam ettirdiği gibi otuz bin kişinin de dirliğini kesti ve her tarafa hükümler yollayarak firarilerin mal ve mülklerini müsadere ettirdi ve bu suretle herkes hasmından intikam almağa bahane buldu, nice kimse memleketinden kaçarak yer yer toplanıp eşkıyalığa başladı. Kırk günlük sadaretinde memleketin başına büyük belâ açtı.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz