Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Mimarî Eserler
Seyyid Abdullah Paşa
Osmanlı Padişahları
Kastamonu - Kemah Köyü Halil Bey Camii
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Askerî Teşkilât
Varadin Meydan Savaşı
Hoca İbrahim Paşa
Sultân Orhan
Halaçoğlu'ndan müthiş iddialar
Ebezâde Abdullah Efendi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Enis Behiç Koryürek

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

Beş Hececiler grubunun en çok sevilmiş şairlerinden olan Enis Behiç Koryürek (1892-1949), İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul, Üsküb ve Selanik'te yaptıktan sonra, Mekteb-i Mülkiyye'yi bitirdi (1913). Bir yandan da, dergilerde şiirleri çıkıyordu. 1914'de Hariciye Nezâreti'nde, 1916'da Peşte Baş-şehbenderliği'nde memur olarak çalıştı. Burada şehbender bulunan Ahmed Hikmet Müftüoğlu ile çok iyi anlaştı. Yedi yıla yakın kaldığı Peşte'de, macarcayı da öğrendi. Burada evlendiği bir Fransız kızından 1922'de Edirne'de görevli iken ayrılarak, Fahri Paşa'nın kızı ile evlendi. 1925'de, Ticaret Vekâleti'ne geçerek Ankara'ya geldi. Çalışma Vekâleti Müsteşarı iken, muhalif partiden katıldığı milletvekilliği seçimlerinde kazanamayınca, görevinden de uzaklaştırıldı (1946). Bu yüzden, son yılları maddî sıkıntılar içinde geçti.

İlk yayımladığı şiirler Balkan Savaşı'na rastlayan Enis Behiç, bu şiirlerinde, tabiî olarak, millî duyguları işliyordu. Aruzla yazdığı bu şiirlerden sonra, Ziya Gökalp'in teşviki ile, heceyi kullanmağa başladı (1915). Aşk duygularına da yer vermekle beraber, I. Dünya Savaşı ve İstiklâl Savaşı sıralarında, daha çok millî duyguları ve tarihî kahramanlıkları işleyen şiirler yazdı. Bunlar arasında "Çanakkale Şehitliğinde, Tuna Kıyısında, Millî Neşîde, Süvariler, Gemiciler, Venedikli Korsan Kızı, Uğursuz Baskın" en tanınmış ve sevilmiş olanlarıdır. 1927'de, Mîrâs adı ile, ilk şiir kitabını bastırdı. Bundan sonraki şiirleri ise, Güneşin Ölümü adı altında ve Mîrâs ile birlikte basılmıştır (1951). 1946'dan sonra psikolojik bakımdan yeni bir yöne yönelen şair, kendi ifadesine göre, XVII. asırda yaşamış Mevlevî büyüklerinden Çedikçi Süleyman Çelebî'nin ruhu ile temasa geçmiş ve yeni şiirlerini onun dikte ettirmesi suretiyle meydana getirmiştir. Vâridât-ı Süleyman-Çedikçi Süleyman Çelebî Ruhundan İlhamlar (1949) adı ile yayımlanan bu şiirler, tamamıyle tasavvufî-dinî yapıda oldukları gibi, dil ve üslûb bakımından da divân şiirine yakınlık göstermektedirler.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.

Şiirleri

Çanakkale Şehîdliğinde

(İbrahim Alâeddîn'e)

I

Ey şimdi köyünden pek çok uzakta,
Ey şimdi bir yığın kara toprakta
Uyanmaz uykuya dalan yiğitler!
Şehîdli'k şânmı alan yiğitler!

Yan yana dizilen mezarlarınız
Zemine semavî iftihar olmuş.
Dünyâya kapanan nazarlarınız
Tanrı'nın mağfiret nuruyla dolmuş.

Ne alçak görünür şu fânî hayât,
Baktıkça samîmî uzletinize.
Bir ânda coşarak ağlarım, heyhat!..
Günah-kâr gözyaştm lâyık mı size?.

Hayır, sanmayın ki bu gözyaşlarını
Kirletmek istiyor merkadinizi.
Ey benim kaybolan arkadaşlarım,
Ben görmek isterim bir daha sizi.

Lâ'net, gözlerimde duran gölgeye;
Ağlarım bu gölge şilinsin diye.

Âh, o gölgedir ki hayâta tapar;
Gözümün nurunu sizlere kapar;
Beni bir vefasız riyâ-kâr yapar!..


Tuna Kıyısında

I

Evimden uzakta, annemden uzak,
Kimsesiz kalmışım yâd illerinde.
Bir vefa ararım kalbe dolacak
Gurbetin yabancı güzellerinde.

Tuna'nın üstünde güneş batarken,
Sevgili yurdumu andırır bana.
Bir hayâl isterim Boğaziçi'nden;
Bakarım "İstanbul!" diye her yana.

İstanbul! Ey, sedef meh-tâblarından
Hülya gözlerime ilk ışık veren!
Buranın ufkunda yanıp tozlanan
En munis renge de bigâneyim ben!..

Âh, orda renklerin - şark güneşiyle
Nâz eden - sihir-bâz ahengi vardır.
Bu akşam yurdumu andırsa bile
Âh, orda akşamın bin rengi vardır.

Ey Genç Kadın!

Siz ki bir başkasının sevdiği kadınsınız,
Siz ki benden çok uzak, ona pek yakınsınız,
Kabul eder misiniz bu şâir, hasta kalbi,
Pür şiir hüsnünüze bir kırık ayna gibi?

Ben ki bir hülyası çok kafiye avcısıyım;
Ben ki aşkın müçahhas, yaşayan açışıyım;
Mâ-cerâ rüzgârına kaptırarak başımı
Gelirim koncanıza takdîme gözyaşımı.

Sanmayın, çiçeklere vurulmuş kelebeğim;
Ben, güzel sînelerde kurumuş bir çiçeğim.
Ne ipek eller beni okşadı, göğse taktı...
Sonunda yere attı, yol üstünde bıraktı.

Geçtiler mini mini ayaklar üzerimden...
Ezdiler beni... Fakat, ben yine o şâir ben!
Hem, o şûh ayakların altında çiğrıenirdim;
Hem de. o zâlimleri ne kadar beğenirdim!

Şimdi ben, ağlayarak, sevgisiz kalan kalbi
Veririm hüsnünüze bir kırık ayna gibi.
Siz ki bir başkasının sevdiği kadınsınız,
Siz ki benden çok uzak, ona pek yakınsınız.
Bakınız kendinize bu kırık aynada siz;
Sonra onu büsbütün parça parça ediniz!
Bari sizden sonra hiç bir güzel bu kalbimin
Talihsiz aynasında kendini seyr etmesin!

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz