Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
II. Bayezid Dönemi Osmanlı Donanması
XV. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Sikkeleri - Paraları
ERTUĞRUL FIRKATEYNİ'NİN ÖZELLİKLERİ
III. Selim'in Tahta Çıkışı, Karakteri ve Düşünceleri
Trablusgarp'ın İdaresi
Şirket-i Hayriye
İnsan haklarının evrenselliği ve Osmanlı farkı
Ana Sayfa
Atatürk'ü ağlatan olay...
II. Osman'ın Şahsiyeti

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Faik Âli Ozansoy

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

Süleyman Nazif in küçük kardeşi Faik Âli Ozansoy (1876-1950) da, Servet-i Fünun topluluğundandır. Mülkiye Mektebi'ni bitirdikten sonra mutasarrıflıklarda, valiliklerde bulundu. Son görevi, Dahiliye Nezâreti Müsteşarlığı'dır.

Servet-i Fünun'daki ilk şiirleri, 1897'de çıkmağa başladı. Bu şiirlerinde, bazen, Zâhir adını da kullandı. Şiir kitapları: Fânî Teselliler (1908), Midhat Paşa (1908), Temâsîl (1913), Elhân-ı Vatan (1915), Şâir-i A'zam'a Mektub (1923). 1908'den sonra bir aralık Fecr-i Âtî'nin de başına geçen Faik Âli divan edebiyatını hiç tanımadan, ilk şiirlerini, doğrudan doğruya Recai-zade Mahmud Ekrem, Namık Kemal ve Abdülhak Hâmid Tarhan’a yazdı. Bu tesirler arasında en uzun süreni, Hâmid'inki olmuştur. Fakat Servet-i Fünûn'a yazmağa başladıktan kısa bir süre sonra, çevreye uyuş kabiliyeti sayesinde, bu topluluğun bütün özelliklerini kolaylıkla benimsemiş; gerek dil ve üslûb, gerekse hayal kuruş ve duyuş bakımından eksiksiz bir Servet-i Fünun şairi olmuştur. Ancak, kullandığı Farsça tamlamaların, Arapça ve Farsça kelimelerin bolluğu bakımından çok aşırı durumda bulunduğu söylenebilir. 1908'e kadar yazdığı şiirlerinde aşk kadın ve tabiat temalarını tamamıyle romantik bir atmosfer içinde işlediği halde, bu tarihten sonraki şiirlerinde sosyal konulara ve yurt duygularına da geniş bir yer ayırmıştır.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.

Şiirleri

Senelerden Sonra

Sen ey cânân ki yükseksin bu mecmü'-î mehâsinden.
Bir isti'lâ-yı müstakbel verip mâzî-yi sevdama,
Tecellîlerle bahş ettin tesellî fikr-i ferdama,
Beyâbân-Î hayâtın bir serâb-î daimîsinden.

Bugün yâdımda tekrar i'tilâ-yâb-ı mehâsindir
O edvâr-î muhabbet bir bahâristân-ı zailden;
Alır tâb-î tekâmül gençliğin her fecr-i âfilden,
Sinîn pîrâye-î hüsnün; bahar, enkaaz-î hissindir.

Nasıl nûr-î semâ ser-şâhik-î küh-sâra nâzilse;
O ulviyyetle senden fikrime nazildir ilhâmât;
Kadınlık, sende, ruhumdan kopan her nâliş-î hisse

Vurur mevlûd-ı sevda buselerden darbe-î iskât;
Ve âtî-yî hâyâlâtımda temdîd-î tarîk eyler
Birer şellâle olmuş keh-keşanlardan derinlikler.


Marmara’ya

Âh ey deniz, güzel deniz, ey nazlı Marmara!
Bilsen ne hasretim var o mahmur ufuklara,
Bilsen ne özledim seni?!.. Hicrinle kaç sene
Bir münzevî hayâtı geçirmekteyim yine.
Tütmektedir gözümde hayâlin, derin derîn
Daldım, yüzünde aksini gördüm ezellerin...

Ma'şûka seyr eder gibi daldım uzun, uzun;
Gel dinle iştiyakımı, sevdamı, derdimi...
Rabbim! Nedir o sendeki efsânevî füsun?
Sen bir yığın sudan mı ibaretsin? Öyle mi?

Yok yok... Yegâne Mübdi'in en sâf ü nâzenîn,
En şairane, en güzel, en şûh gözleri
Ondan yaratmış olduğu bir madde var... Senin
Katmıştır işte ruhuna tekmîl o cevheri.

Sevdâlı bir kadın gibisin, hisle dopdolu;
Her hâli, her kıyafeti câzib, ve... korkulu.
Hülya zamanlarında ser-â-pâ bedîasın.
Sen coştuğun zamanda da fevk-at-tabîasın.
Hep şevk u neşve cilvesi, yahut hışım, haşem.
Olsaydı mâlikâne-i hüsnünde bir köşem
Ben başka yolda şâir olurdum.. Ne boş hayâl!
Sevdâlı bir kadın... Bunun îzâhı güç, muhal :
Bir râz ü rûh-ı nâ-mütenâhî demektir o,
İnsan kıyafetinde ilâhî demektir o.

Duydum sedanı kaç senelik bir mesafeden!
Ey bin bir ibtihâlime, hülyama âşinâ,
Asrın şu hasta ruhunu temsîl eden bana
Dünyâda şimdi tek bir emeldir gülümseyen:
Dil-ber deniz! Budur dileğim, sen de et duâ,
Bir gün gelir nihayeti elbet bu hasretin.
Olsun sonunda ecri bu hicrin, bu mihnetin
Âsûde bir kıyında da bir müddet inziva.


Bu Da Türk’ün Türküsü

Ey Türk,.ey güneş oğlu,
Yurdun güzellik dolu;
Toprağı gül kokulu
Cennettir Anadolu.

Dağ, yayla, sonra deniz,
Ak Deniz, Kara Deniz,
Marmara ara deniz,
Cennettir Anadolu.

Nuruyla Atatürk'ün
Yükseldi her ay, her gün;
Bak, diyor, doğdukça gün:
Cennettir Anadolu.


Ömrümün Sâde Bir Muhaebesi

Beşeriyyet denen bu hey'ette
Bir küçük, canlı zerreyim ben de.
Pek tabiî benim de bir mikdâr
Hasenatım ve seyyiâtım var.
Çok çalıştım fakat, ve bunca sene,
Hasenatın tefevvuk etmesine.
Bahtım olmuş, ya olmamış bana yâr,
Yaşadım hakka, adle hürmet-kâr.
Fıtraten şi're müncezib, hüzne
Mailim; gerçi büsbütün lâkin
Kalmadım zevke pek de bîgâne.
En çok eflâki seyr edip, sakin,
Ba'zı göz yummadan sabaha kadar
- Bir ibâdet değil mi fikr ü nazar? –
Ben de bilmem neler düşünmekten,
Dicle vadilerinde yahut, ben
Hiç düşünmeksizin ne kış, ne yazı
Atla gezmekten aldığım hazzı
Başka bir şeyden almadım belki.
Sonradan duyduğum o idrâki
Sarsan ezvakı şimdi hor ne zaman
Yâda alsam, içimde bir isyân,
Bir Nedâmet ve bir kesel belirir;
Aşk, o yalnız büyük ve yüksektir.
Dâima iltizâmı çok kerre
Şerri mûcib ve kîni câlib iken,
Bunu asla getirmeden fikre,
Hep kaçındım kötüyle çirkinden...
Ve güzellik akîde oldu bana.
Samedânî, büyük tabîat ana,
Ona meftun, sığınmadan memnun,
Bir küçük ruha dâye olmuştu;
Tâ çocukken bütün hayâlim onun
Gizli telkinleriyle dolmuştu.
Akrabanın veya ehibbânm,
Nice hattâ yabancı inşânın
Uğradım nâ-revâ adavetine,
Bilmedim kin nedir, husûmet ne?
Sanıyordum ki hep bu halatım,
Bu hayâlât ü iştigaalâtım,
Bu bedîî temâyülâtımla,
Hep benî nev'e sevgi duygusunu
Ve husûsiyle Tanrı korkusunu
Üss-i âmâl eden hayâtımla
Ben de manzûme-î tabîatte,
Gerçi ba'zen hazîn ü nâlende
Ve fakat hoşça bir meal oldum...
Ne de boş zan!.. Bugün hakîkatte.
Bu muazzam cebîn-i hilkatte
Bir derin çîn-i infial oldum.
Hep tahassüsle, hep şiirle dolu
Yirmi üç bin günün hülâsası bu.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz