Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Yeniçerilerin atlı olmaları
Namık Kemal
Jan Hunyad Haçlı seferi ve Edirne-Segedin Anlaşması
Huzur Dersleri
Ömer Bedreddin Uşaklı
Osmanlı Kıyafetleri
Geç Osmanlı Dönemi
Terkibibent
Baltacı Mehmet Paşa
Osmanlı Musikîsi'nde Çalgılar

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Fuat Paşa'nın meşhur sözü neydi?

Vakit
Hasan Karakaya
hasankarakaya@vakit.com.tr



Sultan Abdülaziz, Paris’te açılan 1866-1867 sergisi münasebetiyle yaptığı seyahatte Keçecizade Fuat Paşa’yı refakatine almıştı... Bu seyahat sırasında Compte de Montauban de Palitan Üçüncü Napolyon’un başvekili idi... Üzerinde seraskerlik vazifesi de vardı.

Üçüncü Napolyon Süveyş Kanalı’nı açtırmak, Girit’i Yunanistan’a vermek istiyordu... Sultan Aziz’le Ali ve Fuat Paşalar ise Fransa Kralı’nın hassaten ikinci arzusunun tahakkuk ettirilmemesi taraftarı idi.

Compte de Montauban de Palitan ile Fuat Paşa arasında çok önemli siyasî görüşmeler oldu... Nihayet bu konuşmalar sırasında; bir gün Compte de Montauban, Keçecizade’ye der ki;

“Niye beyhude ısrar ediyorsunuz? Hangi kuvvetinize güveniyorsunuz? Osmanlı hükümetinin ne derece zaafa düştüğünü görmüyor musunuz?”

Fuat Paşa derhal mukabele eder:

“Hayır Kont!.. Hayır!.. Osmanlı hiçbir zaafa düşmemiştir. Bütün kuvvetini muhafaza ediyor ve edecektir. Osmanlı en kuvvetli, en dayanıklı devletlerden biridir. Üç yüz senedir siz dışarıdan, biz de içeriden yıkmaya çalıştığımız halde bir türlü yerinden sarsamadık!”

Fransız başvekil ister istemez kahkahayı salıverdi... Koca bir Girit meselesi bir nükte ile halledilmiş oldu...

BATILILAR VE BATICILAR!

Evet, üçyüz yıl boyunca “Batılılar” dışarıdan, “Batıcılar” içeriden uğraştıkları halde, bir türlü yıkamadılar Osmanlı’yı!..

Ne var ki; bu sözün sarf edilmesinden sadece 40-50 yıl sonra yıkıldı koskoca Osmanlı!..

Şimdi de; hedefte “Türkiye Cumhuriyeti” var... Saldırganlar yine aynı... Bir “içeriden” bir “dışarıdan!”

Yani, yine “Batılılar” ve “Batıcılar” devrede!..

Batılılar, “başörtüsü”nü, “çırılçıplak bir beden”in üzerine bağlayıp, adına da “Türk lokumu” derken; Batıcılar, aynı başörtüsünü bir “dinamit lokumu” olarak görme ve gösterme çabasında!..

Yani, sonuç itibariyle;

“Başı örtük, ama bedeni çıplak” bir kadını “Türk lokumu” olarak gören Batılı zihniyetle tesettürlü bir kadını “dinamit lokumu” gibi gören/gösteren Batıcı zihniyetin duyduğu “nefret” arasında pek bir fark yok!..

BİR GENÇ YAZAR: FATMA BETÜL

Önceki günkü gazeteler, “o heykelin yıkıldığını” yazıyordu... Evet, bazıları “yıkıldığını”, bazıları da “çıplak kadın heykeline saldırı” yapıldığını; yerinden sökülüp, yan yatırıldığını yazıyordu...

Tam ben bu haberleri okuyordum ki; Fatma Betül Aşık geldi ziyaretime... Annesi Nezahat hanımla birlikte geldiler... Genç yazar Fatma Betül’ün Bilge Karınca yayınevinden bir kitabı çıkmış... “Bana Aşkı Anlat” adlı kitap, Fatma Betül’ün şimdiye kadar yayınlanan yazılarından bir kısmını oluşturuyor..

Sohbet esnasında, lâf döndü dolaştı “Viyana’daki çıplak kadın heykeli”ne geldi... Fatma Betül, “Bu konuda benim bir yazım var” dedi, “Uygun bulursanız yayınlayabilirsiniz!”

Fatma Betül, “çok farklı açılar”dan bakmış heykel olayına...

Bana göre, ilginç bir yazı...

Buyrun, birlikte okuyalım:

VİYANA’DAKİ ÇIPLAK KADIN HEYKELİ

“Avusturya’nın başkenti Viyana’nın Karlsplatz semtinde bulunan Teknik Üniversite bahçesindeki heykel sergisinde, heykeltıraş Olaf Metzel’in ‘Turkish Delight’ (Türk Lokumu) adlı, başörtülü, ancak diğer uzuvları açık bir Türk Müslüman kadını tasvir eden heykeli, Avusturya’daki Türk sivil toplum kuruluşlarının tepkisini çekti.

Aslında yazı konum bu değildi.

Kanalı açtığım anda bu haber ilgimi çekti ve tabii ki şok oldum.

‘Ancak bu kadar olur’du!..

Beni düşündüren, bu heykeli kimin yaptığı veya yapıp da nereye diktiği değil.

Beni düşündüren; bu heykeli yapanın, gücünü ‘nereden’ aldığı!..

Bu gücü, tabii ki ‘örtülü kızlarına sahip çıkmayan ve dışlayan bir toplum’dan alıyor kişi...

Türk kadınına atfedilen bu heykel gösteriyor ki, acizleşmişiz.

Ve bunun asla telâfisi yoktur.

İnternet sitelerindeki birçok habere çeşitli yorumlar yapan okurlar dahi, sanırım aval aval bu görüntüyü izleyip haberi kapatmış ya da diğer bir başka habere geçmiştir muhtemelen!..

Ne de olsa ‘türbanlı’ heykeli!

Yani bir nevi ‘yaratık!’

Namusuna düşkün millet, şerefine düşkün millet, örfüne, ananesine düşkün millet!..

Fakat şunu herkes bir zahmet kabul etsin ki, oldukça dejenere olmuş bir millet!..

Eğer örtüyü bir heykele değil de, gerçek bir vücuda bağlasalar ve yol ortasına dikseler, emin olun ona da kimse ses çıkarmaz.

Çünkü bu millet, her şeyi kanıksar hale geldi.

Bu zamana kadar başörtüsü ile alâkalı o kadar çok yazı yazdım ki, yazdıranların enerjisi tükenmedi, fakat benim mecalim kalmadı. Çünkü işin içinde ‘bir parça bez’ barınmıyor. Bir parça bez konu edilerek, bir millet kendinden ediliyor.

Ve sonra da tüm dünyaya karşı gülünç duruma düşürülüyoruz.

Şekilde görüldüğü üzere!..

SEN KADININA SAHİP ÇIKMAZSAN!

Beyniyle okulunu bitirmiş, ancak başı örtülü olan bir öğrenci diplomasını alamıyor. Fakat başını örten bir bayan öğrencinin fikirlerini benimsemiş erkek öğrenci diplomasını alabiliyor. İstediği yerde de işe girme şansına sahip.

Tek fark, erkeğin saçlarının görünmesi.

Peki... Madem kafasındaki fikirlerin bir önemi yok, neden bu kadar öfke ve engel!

Sorun sadece kıyafet!.. İlla Avrupalı olunacak! Bu ülkede rahat bir nefes alabilmek için bu şart.

Avrupalı olmak her şey demek!.. Ve Avrupalı olmak için birçok şeyden taviz gerek!.. Öncelikle hassasiyet arz eden konulardan başlamak gerek!..

Kendi kadınına sahip çıkmazsan el alem işte böyle sahip(!) çıkar!.. Ve sen millet!.. Ne kadar da basiretsizleşmişsin ve ne kadar da kanıksamışsın bazı şeyleri...

‘Başörtüsü’nün, bazılarının deyimiyle; ‘türban’ın siyasî simge olduğunu ancak akıl ve mantık yoksunu kafalar kabul edebilir.

Diyorum ki; o halde örtü kullanmayanın siyasî görüşü yok mudur? Kaldı ki, örtü kullanmayıp da kullanana atfedilen siyasî görüşü benimseyen birçok hanım var ülkemizde, hem de pek çok!..

Çok uzatmak istemiyorum... Sadece şunu söylemek istiyorum... Bir ülke ilimle, fenle ilerliyorsa şayet, bunun için kafa gerek. Kafa için de özgürlük gerek.

Sayın millet, insanına sahip çık.

‘Türban!.. Türban!’ diye düdük öttürene kadar kadınını ne hale soktuğunun derdine yan!..

PKK’LILARIN BAŞLARI ÖRTÜLÜ MÜ?

Sahi, bizim PKK sempatizanı milletvekillerimiz var değil mi? Başları açık, gayet modern(!)ler!.. Türkiye Büyük Millet Meclisi, PKK sempatizanlarının ikinci adresi artık.

Başı örtülü olduğu için Meclis’e, okullara alınmayan kadınlarımızın ‘çıplak’ heykelleri yapılır... Avrupa ve Türkiye’de; bir PKK’lıya ait böyle bir heykel yapılsa ne olurdu acaba?.. Elbette kıyamet kopardı!..

Zaten böyle bir heykel yapılamaz... Buna, hiç kimse cesaret edemez!.. Dağdaki PKK’lının ovadaki eşi, başı açık olduğu için Meclis’e de girer, istediği yerde iş sahibi de olur, okullarda at da koşturur!..

Fakat bir Türk kızına ancak ‘Türk Lokumu’ isimli çırılçıplak bir heykel lâyık görülür!..

İşte dejenerasyona uğratılmış bir milletin hazin öyküsünden bir kesit!..

Bu ülkede ne PKK’lıya, ne de PKK yandaşlarına kimse ses çıkaramaz. Onların dokunulmazlığı var!.. Tıpkı Avrupa’da olduğu gibi!.. Kadının kıyafetine, ancak ‘şeref yoksunu, hayvandan aşağı bir yaratık’ dil uzatabilir.

Bakın, dağdaki ‘kadın terörist’in başı örtülü mü? Hiç başı örtülü bir PKK’lıya, ya da herhangi bir teröriste rastladınız mı?

Hadi baş örtüsüne ‘siyasî simge’ dediniz!.. Peki, PKK’lı kadınların siyasî simgesi neresinde?.. Onlar, simgesiz sanırım... Sahi onlar teröristti, pardon özür dilerim...

Savaşta yıkılamayan millet, ancak böyle çökertilir işte... Kale içten fethedilir...

Önce alıştırılır, zamanla tepki mekanizmaları çöker ve her şey kanıksanır...

Merhaba acziyet, merhaba Mehmetçiğime kurşun sıkana kucak açış!..

Ülkemdeki ‘başörtüsü düşmanları’, o heykeltıraşa büyük bir ödül verirler artık...

Eee, hak etti adam!..”

...........

O, “görev”ini tamam etti!..

Şimdi sıra “bizimkiler”de!..

Onlar dışarıdan, bizimkiler içeriden saldıracak ki!!!

“Osmanlı”dan sonra “Türkiye” de yıkılabilsin!..

Seni hep böyle hatırlayacağım

O yıllarda, yani 70’li yıllarda “doçent”lerimizin, “profesör”lerimizin sayısı, iki elin parmaklarını geçmezdi... Hani, biraz da “övünmek” için; “bizim de profesörümüz var” demek istediğimizde, aklımıza Prof. Sabahattin Zaim gelirdi!..

Aradan yıllar geçti... Birçok “doçent”imiz, birçok “prof”umuz oldu... Ama Sabahattin Zaim; hem dillerde, hem de gönüllerde taht kurdu... İşin doğrusu, o, “gönül dostu” birkaç isimden biriydi...

“İftar”larda, “düğün”lerde, “cenaze”lerde hep karşılaştık... En son, “Vakit’in iftarı”nda beraberdik... Her zaman olduğu gibi, ellerini öptüm... O da, her zamanki gibi gözlerimden öptü... O sıcacık, tatlı ve sevecen sesiyle, “Kalemine sağlık” dedi, “Sen de olmasan, kim hakkından gelecek bu saldırganların?”

Söz hocam... Kalemimi aynı doğrultuda tutmaya devam edeceğim... Ama en çok, o “güleryüz”ünü özleyeceğim...

Cenab-ı Allah, kabrini geniş, mekânını cennet eylesin... Talebelerine ve sevenlerine sabr-ı cemil, sana da af ve mağfiret niyaz ediyorum...

Ruhuna, lütfen bir Fatiha...

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz