Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
1768-1774 Yılları Arasında Eyaletlerin Durumu
Hezarpâre Ahmet Paşa
Şikago Üniversitesi'nde Bulunan Osmanlı Eserleri
Oyma ve Kakma İşleri
Osmanlılarda Sanatsal Faaliyetler
MUHTASAR OSMANLI DEVLETI TARIHI
Anadolu Beyliklerinde Mimari
Sevr paranoyasını yayanlar
XVIII. Asırdaki Osmanlı Hattatları
Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Kronolojisi 2 (1930- 1949)/ Ali ŞAHİN

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Gazel

Gazel, sözlük anlamı "sevgiliyle âşıkane sohbet etmek" olan Arapça bir sözcüktür. Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir.

Türk edebiyatına bağımsız bir nazım biçimi olarak İran edebiyatı yoluyla girmiştir. Biçimde hiç bir değişiklik yapılmadan, Türk şairlerince en çok sevilen bir nazım biçimi olarak yüzyıllarca kullanılmıştır.

Beyitlerle yazılır. Birinci beyti musarra'dır, yani dizeleri birbiriyle uyaklıdır. Öteki beyitlerin, ikinci dizeleri birinci beyitle uyaklıdır. İlk beyitten sonraki beyitlerin birinci dizeleri uyaksızdır.

Gazelin musarra' olan ilk beytine matla' (doğuş yeri) denir. Matla'dan sonra gelen beyte de hüsn-i matla' adı verilir ki, bu beytin matla'dan daha güzel olmasına dikkat edilir. Eğer gazel içinde birden artık musarra' beyit varsa böyle gazele zâtü'l-metâli’ ya da zül-metâli’ adı verilir.

Gazelin son beytine makta' (kesme yeri), makta'dan bir önceki
beyte de hüsn-i makta' denir. Bu beytin de makta'dan güzel olmasına
dikkat edilirdi. Şair, mahlasını ya makta'da ya da hüsn-i makta'da
kullanır. Buna göre şairin mahlasının bulunduğu beyte mahlas
beyti
ya da mahlas-hâne denir. Kimi zaman şair, mahlasını uygun
düştüğünde iki ayrı beyitte de kullanabilir.

Mahlas kullanılmamış gazeller de vardır. Örneğin, Kadı Burhaneddin, sayısı 1300'ü aşan gazellerinde mahlas kullanmamıştır. Şair, kimi zaman mahlasını kullanırken, yalnız sözünü değil, mahlasının anlamını da kastedebilir, yani mahlasını tevriyeli olarak kullanır. Mahlasın, aynı zamanda hem sözünü hem de anlamını "murad etmeye" hüsn-i tahallus denir. Nedim aşağıdaki beyitte mahlasını tevriyeli olarak kullanmıştır:

Çeşmâmının öğrensem o kâfirce nigahın
Bir lahza Nedîm-i nigeh-i pür-fenin olsam

Mahlas, kimi zaman gazelin daha önceki beyitlerinde bulunabilir. Bu durumda mahlas beytinden sonraki birkaç beyitte şair, zamanın padişahı, devlet büyükleri, din büyükleri ya da tarikat uluları için övgüde bulunur. Böyle gazellere gazel-i müzeyyel denir. Şeyh Galib divanında Mevlâna Celâleddin-i Rumî övgüsünde yazılmış gazel-i müzeyyeller vardır.

Gazelin en güzel beytine —yeri neresi olursa olsun— beytü'l-gazel ya da şâh-beyt (şeh-beyt) denir.

Gazellerin beyit sayısı 5 ile 9 arasında değişir. Beyit sayısı çift rakamlı yani 6 ve 8 olan gazeller genellikle azdır, çoğunlukla tek rakamlı, yani 5, 7 ve 9'dur. Beyit sayısı, bu sayıların altına ve üstüne çıkan gazeller de vardır. Fuzulî divanında 5 beyitten az bir tek gazel bile bulunmamasına karşılık, Nedim divanında 4 beyitli 9 gazel, 3 beyitli de 3 gazel vardır. 3 beyitli gazeller ve 4 beyitlilerden mahlas beyti bulunmayanlar nâ-tamâm (tamamlanmamış) gazeller sayılabilir. Beyit sayısı 9'dan 15'e kadar olan gazellere özellikle Şeyh Galib divanında rastlanır. Bunun dışında beyit sayısı 9 ile 15 arasında değişen gazeller başka şairlerin divanlarında da vardır.

Gazel, konu bakımından lirik bir nazım biçimidir. Divan şiirinin duygu ve öz şiir yönünü en çok gazel belirtir. Üslûp yönünden kusursuz olması gerekir.

Gazelde en çok anlatılan konu sevgili ve aşktır. Bunun yanı sıra sevgilinin güzelliği, çekiciliği, ona duyulan özlemin ve sevgilinin yaptığı kötü davranışların ıztırabı da anlatılır. Bunun dışında, içki âlemleri, şarabın zevki, baharın verdiği neşe, talihin iyi ve kötü cilveleri, aşkın mutluluk ve sıkıntısı sık sık işlenen konulardır, dinle ilgili düşünceler, tasavvuf, ham sofularla alay, hayat, dünya ve âhiret hakkında hikmetler de gazellerde sık sık söz konusu edilmiştir, işte bu konuların yoğun olarak işlendiği gazeller üslûp yönünden çeşitli adlar alır:

Aşkın verdiği mutluluğu, sıkıntıyı, sevgiliden yakınmayı, sevgiliye karşı yakarışları, içli ve duygulu olarak anlatan gazellere âşıkane (garâmî, lirik) gazel denir. Divan edebiyatında bu alanın tek temsilcisi Fuzulî'dir. Örnek:

Benim tek hîç kim zâr u perîşân olmasın yâ Rab
Esîr-i derd-i aşk u dâğ-ı hicran olmasın yâ Rab

Dem-â-dem cevrlerdir çektiğim bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esiri bir müselmân olmasın yâ Rab

Görüp endîşe-i katlimde ol mâhı budur derdim
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasın yâ Rab

Çıkarmak itseler tenden çekip peykânın ol servin
Çıkan olsun dil-i mecruh peykân olmasın yâ Rab

Cefâ vü cevr ile mu'tâdım anlarsız n’olur hâlim
Cefâsına had u çevrine pâyân olmasın yâ Rab

Dimen kim adli yok yâ zulmü çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan gayrı sultân olmasın yâ Rab

Fuzûlî buldu gencji afiyet mey-hâne küncinde
Mübarek mülkdür ol mülk vîrâri olmasın yâ Rab


Genellikle içkiyi, içki zevkini, içki ile ilgili türlü düşünceleri hayata karşı kayıtsızlığı, yaşamaktan zevk almayı konu olarak işleyen gazellere rindâne gazel denir. Divan edebiyatında bu yolda en bakımlı olan Bakî'dir. Örnek:

Sâkî zamân-ı ayş-ı mey-i hoş-güvârdır
Birkaç piyâle nûş edelim nev-bahârdır

Bûy-i nesîm ü reng-i gül ü revnak-ı bahar
Âsâr-ı fazl u rahmet-i Perverdigâr'dır

Gafil geçirme fursatı kim bâğ-ı âlemin
Gül devri gibi devleti nâ-pây-dârdır

Eyyâm-ı zühd ü mevsim-i zerk u riya değil
Hengâm-ı ayş iı işret ü geşt ü güzârdır

Zayi' geçirme ömrü bu dem künc-i gamda kim
Menzil kenâr-ı bâğ u lebi cûybârdır

Dil zevrakını lücce-i gamdan hevâ-yı aşk
Elbette bir kenara atar rüzgârdır

Bakî nihâl-i ma'rifetin meyve-i teri
Arif katında bir gazel-i âb-dârdır


Kadını ve aşkın zevklerini konu alan, zarif ve çapkın bir anlatımla söylenmiş gazellere de şûhâne gazel adı verilir. Nedim bu yoldaki gazelleriyle tanınmıştır. Öyle ki bu yolda gazel söylemeğe Nedîmâne tarz denilmiştir. Örnek:

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı al olmuş sana

Buy i gül taktır olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

Sihr ü efsun ile dolmuştur derûnun ey kalem
Zülfü Hârût'un demek mümkin ki nâl olmuş sana

Şöyle gird olmuş fireng-istan birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebruda hâl olmuş sana

Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkilter suâl olmuş sana

Sen ne camın mestisin âyâ kimin hayranısın
Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hâl olmuş sana

Leblerin mecruh olur dendân-ı sîn-i buseden
La'lin öptürmek bu-haletle muhal olmuş sana

Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dil-ber Nedîm
Bir peri-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana


Ahlakla ilgili öğütler veren, türlü hayat görüşlerini yansıtan, özdeyiş niteliğindeki sözlerin ağır bastığı gazellere de hikemî gazel denir. Hikemî tarzdaki gazelleriyle Nabî ün kazanmıştır. Koca Ragıb Paşa'nın da bu yolda gazelleri vardır. Koca Ragıb Paşa’nın aşağıdaki gazelini hikemî tarza örnek olarak gösterebiliriz:

Harabatı görenler her biri bir haletin söyler
Safâsin nakleder rindân zâhid sıkletin söyler

Ser-âğâz eyleddkçe bahse bülbül revnak-ı gülden
Bezimde kulkul-i mînâ melek keyfiyyetin söyler

Tecellî neş'esin ehl-i şikem idrâk kabil mi
Behişt andıkça zâhid eki ü şürbün lezzetin söyler

Ne zabt-ı hâkim-i şer’î ne hükm-i zâbit-i aklî
Cünûn iklimini seyreyleyenler rahatın söyler

Miyân-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun
Şecaat arz ederken merd-i kıbtî sirkatin söyler

Muvafıktır yine elbet mizaca şîve-i hikmet
Tabibin olsa da kizbi marîzin sıhhatin söyler

Perîşânî-yi hatır nükte-i ser-beste veş kaldı
Ne kimse hikmetin anlar ne Râgıb illetin söyler


Divan şiirinde, XVII. Yüzyılda sebk-i Hindî adı verilen bir akımın başladığı görülür. Bu yola, eski söz kalıplarını yinelememek ve şiire yeni bir söyleyiş getirmek amacıyla girilmiştir. Bu yolda şiir söyleme, Türk edebiyatına İran'dan gelmiştir. Türk şairleri, bu yolun temsilcisi olan İran şairlerinden Urfî, Sâib, Bîdil, Husrev-i Dehlevî ve Şevket-i Buharî'nin etkisinde kalarak şiirlerini yazmışlardır. Bu yolda şiir söyleme önceleri Hint'te geçerli olduğundan buna sebk-i Hindî (Hind tarzı, Hind üslûbu) adı verilmiştir. Bu yolun özellikleri de, ince istiare, benzetmeler, özel kinayeler yapmaya, yeni mazmunlar (bikr-i mazmun) bulmaya, müraat-ı nazir sanatını çok kullanmaya, girift hayaller ve nüktelere dayanır. Divan şiirindeki bu yolunan belli başlı temsilcileri Neşatî, Nailî-i Kadim, Vecdî, Cevrî, Fehim-i Kadim, Nedim ve Şeyh Galib'dir. Bu şairlerin divanlarında . bu yolda yazılmış gazellere çokça rastlanır. Nailî-i Kadim’den örnek bir gazel olarak aşağıdaki gazeli gösterebiliriz:

Reng hurşîd-i şikestin gül-i hod-rûy gibi
Nâz gül-gonce-i hüsnünde nihan bûy gibi

Iztırâb-âver-i envâr-ı ruhundur nîgehim
Bahr-ı ummân ile âmîziş eden cûy gibi

Cüst ü cûy-ı ham-ı çevgân-ı ser-i zülfün eden
Âfitâb olsa da pâ-mâlin olur gûy gibi

Tâb-ı hüsnünden olur ham-be-ham u pîç-â-pîç
Târ-ı cân âteş-i sûzâna düşen mûy gibi

Şerm-sâr-ı rûh-i pür-tâbının âh ettikçe
Ma'zeret-hâhım olan baht-ı siyeh-rûy gibi

Nigehin sâki-i sâgar-be-kef-i hûn-ı ciğer
Nâilî teşnesi mahmûr-ı kadeh-cûy gibi


Divan edebiyatında, sade bir Türkçeyle yazılan gazellere Tûrki-i basit gazel denir. Aydınlı Visâlî'nin, Tatavlalı Mahremî'nin Edirneli Nazmî'nin bu yolda yazılmış gazelleri vardır. Şeyh Galib de bu yolu denemiştir.

Gazelin önemli bir özelliği de beyitler arasında doğrudan doğruya anlam bağı bulunmamasıdır, öyle ki, matla' ve makta' beyitlerinin dışında, öteki beyitler arasında yer değişikliği yapılsa, gazelin genel anlamında hiç bir değişme olmaz. Bununla birlikte, beyitler arasında anlam açısından bir uyum bulunması ve gazelin bütününe aynı kavram, düşünce ve benzetmelerin egemen olması gerekir. Bunu da sağlayan uyak ve rediftir. Bakî'nin aşağıdaki gazelinin redifi "saf saftır. Beyitler arasında da sıkı bir anlam bağı yoktur. Ancak, her beyitte sıra sıra dizilen şeyler, ya da o durumda bulunanlar anlatıldığı için bir kavram ve benzetme birliği vardır:

Müje haylin dizer ol gamze-i fettan saf saf
Gûyyâ cenge girer nîze-güzâran saf saf

Seni seyretmek için reh-güzer-i gül-şende
İki cânibde durur serv-i hırâmân saf saf

Leşker-i eşk-i firâvân ile ceng etmek için
Gönderir mevclerin lücce-i umman saf saf

Gökte efgân ederek sanma geçer hayl-i küleng
Çekilir kûyine mürgân-ı dil ü can saf saf

Cami' içre göre tâ kimlere hem-zânûsun
Şekl-i sakkâda gezer dîde-i giryan saf saf

Vasf-ı kaddinle hıram etse 'alem gibi kalem
Leşker-i satn çeker defter ü dîvan saf saf

Kûyin etrafına uşşak dizilmiş gûyâ
Harem-i Ka'be'de her canibe erkân saf saf

Kadrini seng-i musallada bilip ey Bakî
Durup el bağlayalar karşına yaran saf saf


Gazelde, redifin yarattığı kavram birliği dışında, beyitler arasında anlam birliği bulunan gazellere yek-âhenk denir.

Gazelde, anlam birliğinden başka, beyitlerin aynı güçte, aynı değer ve güzellikte olması da sözkonusudur. Böyle gazellere yek-âvâz denir. Ancak, bu türlü gazelleri güçlü şairler söyleyebilmişlerdir.

Gazel, aruz ölçüsünün türlü kalıplarıyla yazdır. Genellikle en çok kullanılan kalıplar şunlardır:

fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün

fe’ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

mefâ'îlün mefâ'îlün mefaîlün mefâ'îlün

mef ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'üün

mefûlü mefâ'îlü mefâ'üü fa'ûlün

mefâ'ilün fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün

mef'ûlü mefâ'îlün mef'ûlü mefâ'îlün

mef'ûlü fâ'ilâtün mef'ûlü fâ'ilâtün

müstef ilün müstef'ilün müstef'ilün müstef'ilün

mütefâ'ilün fa'ûlün mütefâ'ilün fa'ûlün

mefâ'îlün mefâ'îlün fa'ûlün

fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün

fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün

mef ûlü mefâ'ilün fa'ûlün

fa’ûlün fa'ûlün fa'ûlün fa'ûl

müfte'ilün müfte'ilün fâ'ilün

müfte'ilün fâ'ilün müfte'ilün fâ'ilün

müstef'ilâtün müstef'ilâtün


Dize ortalarında iç uyaklı olan gazeller de vardır. Böyle gazellere musammat gazel denir. Musammat gazeller genellikle iki eşit parçaya bölünebilen kalıplarıyla yazılır. Baştan ya da ikinci beyitten başlayarak bu eşit parçalardan ilk üçü kendi aralarında uyaklanarak her beyit küçük bir dörtlük biçimini alır. Yani, uyak düzeni
aa — xa — xa — xa — xa olan bir gazelin uyakları:
xaxa — bbba — ccca — ddda — eeea ya da :
baba — ccca — ddda — eeea — ff-fa biçiminde gibi görünür. Meselâ Şeyh Galib’in aşağıdaki gazelini gösterebiliriz:

Tutalım ki ey semen-rû gül-i nev-edâ imişsin
Anlaşıldı kim bu katı bî-vefâ imişsin

Nedir ey dil âh u zânn neye müntec oldu kârın
Acaba bilir mi yârin kime mübtelâ imişsin

Dili bend edip o perçem eder âşıkânı derhem
Behey âfitâb bilmem ne kara belâ imişsin

Varıp âşiyân-ı yâra diyelim ol gül-izâra
Bu çemende sen hezâra meğer âşinâ imişsin

Dili eyleyip nişane eğer ursa zahm-ı cana
Sakın ol kaşı kemana deme keç-atâ imişsin

Revişinden aldanırdım bilemez de hoşlanırdım
Kerem ü vefa sanırdım sitem ü cefâ imişsin

Demiş idi Gâlib-i zâr sakın olma bend-i dil-dâr
Yine oldu dil giriftar sen o dil-rübâ imişsin

Şairler aşk konulu mesnevilerde yeri geldikçe türlü nazım biçimleriyle şiirler de söylemişlerdir. Bu biçimler içinde en çok kullanılan gazeldir. Bu gazeller genellikle mesnevi kahramanlarının ağzından yazılır. Fakat şair, bu gazellerde normal bir gazel gibi mahlasını kullanır. Bu gazeller mesnevinin ölçüsünde (fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün) olduğu gibi başka ölçüde de olabilir. Fuzulî'nin Leylâ vü Mecnun'u mef’ûlü mefâ'ilün fa'ûlün ölçüsündedir.

Divanların ağırlık noktasını gazeller oluşturur. Divan şairleri, tam bir divan düzenleyebilmek için, uyak ya da rediflerin son harfi, Arap alfabesindeki harflere uyan gazeller yazarlardı, öteki nazım biçimleri divanlara gelişigüzel konulduğu halde, gazeller uyaklarının ve rediflerinin son harfine göre alfabe sırasıyla dizilir. Bu dizilişte alfabe sırası Arap alfabesine göredir.


Kaynak: Dilçin, Cem, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, 6. bs., Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2000.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz