Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanli Tarihi 1500-1600 Yillari Arasi Onemli Olaylar
Galata ve Pera
Tarihi Fıkralar 1
Cezayir'in daresi
arşivcilik
Davut Paşa
Tersaneye Gemi ve İş Yapan Yerler
Bunları Biliyor muydunuz -II
Tersaneye Gemi ve İş Yapan Yerler
Alçı, Çini, Oyma ve Hâk sanatları

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Hâlide Nusret Zorlutuna

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı



1901 yılında İstanbul'da doğdu. Babası, II.Abdülhamîd devrinin hürriyet mücâhidlerinden ve gazeteci olup Meşrûtiyet’ten sonra Kerkük Mutasarrıflığında bulunan ve daha çok Avnullah Kâzımî iğreti adiyle tanınmış olan Mehmed Selim Bey'dir. İlk öğrenimini özel olarak yaptıktan sonra, orta öğrenimini Erenköy Kız Lisesinde tamamlamış ve İstanbul Edebiyat Fakültesi'nin târîh bölümüne devam etmiştir. 1924 yılından İtibaren öğretmenliğe başlayan ve yurdun birçok liselerinde ve ortaokullarında edebiyat ve Türkçe öğretmenliği yapan Hâlide Nusret'in ilk basılan eseri, Küller (1921) isimli bir romandır. Bunu Sisli Geceler (1922. 1938, 1943) isimli İkinci romanı ile Hanım Mektubları (1923) adlı ve mektub örneklerinden ibaret bir eseri tâkîb ettikten sonra, 1930’da, ilk şiir kitabı olan Geceden Taşan Derdler'i neşr etti. Bundan sonra çıkan şiir kitabları Yayla Türküsü (1943), Yurdumun Dört Bucağı (1950), Ellerim Bomboş (1967)’tur. Uzun ve başarılı öğretmenlik yıllarından sonra 1957 yılında meslekten ayrılmış bulunan şâirin, bunlardan başka, Gülün Babası Kim? (1933) adlı bir romanla Beyaz Selvi (1945) adlı bir hikâye kitabı daha basıldığı gibi, Rüzgârdaki Yaprak ve Aydınlık Kapı (1974) isimli romanları da yayınlandı. 1984 de Ankara'da öldü.

Hâlide Nusret, ilk yazılarını Mütâreke devrinde neşr edip o sıralarda tamâmıyle gelişmiş bulunan Millî Edebiyat Cereyânı'na doğrudan doğruya iştirak edenler arasındadır. Bunun içindir ki, manzum ve mensur bütün yazılarında konuşulan Türkçenin ve şiirlerinde hecenin yer aldığı görülür. Bâzı kadın sanatçılarımıza zaman zaman arız olan samîmîyetsizlikten, yâni bir kadın hüviyetiyle görünmek korkusundan kurtularak, olduğu gibi görünüp konuşabilen şâirlerimizdendir. Romanlarında kadın pisikolojisini de çok iyi tahlîl edebilen sanatkârın şiirlerinde ince bir melal ve zaman zaman romantikleşen güzel bir lirizm hâkimdir.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1985.

Şiirleri

Benim Gönlüm

Kimisi diyor ki "Gönlüm kelebek",
Kimisi "Benimki kartaldır" diyor.
Bakalım, bu şâir ne söyleyecek?
Kaari' m! Gönlümü bir de bana sor.

Gönlüm, benim gönlüm... O bir rüzgârdır,
Sonsuz denizlerin ufkunda eser;
Bâzı gün sesinde bir elem vardır,
Yolunda bırakmaz neşeden eser.

Bâzan da bir çılgın neşeyle koşar,
Alaylı gözlerle süzer hayâtı.
Gönlümün her saat başka hâli var:
Bâzan çok yumuşak, bâzan kaskatı!


Vâh, Erzincan!

Gözyaşım Fırat gibi coştu, çağladı durdu;
Yüreğim koptu sanki... Canım yanıyor, canım!
Kara haberin beni habersiz yere vurdu,
Âh, güzel Erzincan'ım! Vâh, derdli Erzincan'ım!

Nerde minicik yuvam, sarmaşıldı pencerem?...
Nasıl bir ân içinde yere geçti bir âlem?...
Cennette bir köşeydin, birden oldun cehennem.
Âh, güzel Erzincan'ım! Vâh, derdli Erzincan'ım!

Zerdali bahçeleri meyve vermez mi oldu?
Gelin kızlar bağlarda çiçek dermez mi oldu?
Gayri orda murada kimse ermez mi oldu?
Âh, güzel Erzincan'ım! Vâh, derdli Erzincan'ım!

Yavrusuz anacıklar bağrına basarken taş,
Anasız yavruların sel olmuş gözünde yaş,
Ölümü özlemekte sağ kalan her kuru baş...
Âh, güzel Erzincan'ım! Vâh, derdli Erzincan'ım!

Kazankaya'dan güneş şehre bakmasın gayri,
Ay beyaz fenerini gökte yakmasın gayrı,
Göğsünde coşkun Fırat gülüp akmasın gayri,
Âh, güzel Erzincan'ım! Vâh, derdli Erzincan'ım!

Anarken hâtıralı toprağını, taşını
Bir yudumda bin döktüm gözlerimin yaşını.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz