Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Bayburtlu Kara İbrahim Paşa
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Papalık İlişkileri
Deniz Siyaseti-2
Osmanlı Devleti'nin Endülüs Müslümanları ile İlk İlişkisi
Anadolu Beylikleri Menteşeoğulları Beyliği
Ankaralı Mehmed Emin Efendi
tih çölü
TARİHİ FIKRALAR
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Gönüllü ve Beşliler
XVIII. Yüzyılda Buhara Hanlığı ile İlişkiler

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Halid Fahri Ozansoy

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

Millî Edebiyat hareketini bilhassa şiir alanında başarıya götüren Hece'nin Beş Şairi arasında bulunanlardan Halid Fahri Ozansoy (1891-1971), İstanbul'da doğdu. Orta öğreniminden sonra meslekî hayatı öğretmenliklerde geçen, ilk şöhretini Rübâb (1912) dergisindeki şiir ve nesirileri ile yapan ve bir aralık "Nâyîler" araşma da karışan şair, nihayet, Millî Edebiyat Hareketi'ne katılarak “Arûz'a Veda” adlı şiiri ile arûzu bıraktı. Ondan sonra heceyi ve konuşulan Türkçeyi büyük bir başarı ile kullanan Ozansoy, şiirlerinde ferdiyetçi bir karakter gösterir. Genellikle derin bir melankoli ve karamsarlık taşıyan şiirlerini Ruyâ (bir tek manzume, 1912), Cenk Duyguları (1917), Efsaneler (1919), Zakkum (1920), Bulutlara Yakın (1921), Gülistanlar-Harâbeler (1922), Paravan (1929), Balkonda Saatler (1931), Sulara Dalan Gözler (1936), Hep Onun İçin (1962) ve Sonsuz Gecelerin Ötesinde (1964) adlı kitablarında toplamıştır.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.

Şiirleri

Kâbus

Bu zifîrî karanlık, bu duman nedir?
Zindan mıdır burası, yoksa mezar mı?
Gün görmemiş kim bilir kaç bin senedir
Benden başka buraya gömülen var mı?

Karanlığın soluyan bu son nefesi
Karışıyor ne korkunç bir iniltiye :
Ürküyorum, yürürken ayak sesleri
Çınladı mı, kubbeler çökecek diye.

Gök gürlüyor uzaktan bir dev hırsıyle :
İmdâd, İmdâd, Allah'ım sarsılıyor yer!
Paslı anahtarların gıcırtısıyle
Beni kilidlediler, kilidlediler!

Mum Işığı

Gittikçe donuklaşan bir âlemin dışında
Bir rüyaya dalarız solgun mum ışığında.
Nineler bu ışıkta ördü dantellerini,
Saçlarının bu ışık öptü ak tellerini.
Bu ışıktan gözleri aydınlandı kızların,
Bu ışık esrarını yarattı yıldızların.
Karanlığın bu ışık dağıttı 'korkusunu,
Yavrular 'bu ışıkta uyudu uykusunu.
Başında tel duvağı, göğsünde yaseminler,
Bu ışıkta soyundu nice taze gelinler.
Çerçeveli sedefle 'kakmalı aynalara
Bu ışıkla aks etti daha nice hâtıra,
Nice anne çehresi, nice masum gülüşü,
Bâzan da ağlar gibi bir dudak bükülüşü!
Demek ki ruhumuza uzak değil bu ışık.
İçinde parça parça benliğimiz karışık.
Bırakın, parıldasın bari bir tek mısrâda,
Hiç olmazsa Nedim'in çehresi gelir yâda:
Gözlerimiz önünden geçer beyaz yaşmaklar,
Düşünürüz tülleri ateşleyen dudaklar...
Ve aynada aks eden alın kırışığında
Ölümü hatırlarız solgun mum ışığında.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz