Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Ciltçilik
Rusçuklu Şerif Hasan Paşa
Sultan III. Murâd
İlk Devir Osmanlı Camileri
genç osman
Kütahya Şengül Camii
PAPA'lar ve AYASOFYA
Müteferrika'dan sonra...
Tımar Bedeli İsmiyle Vergi Alınması
Şekerci Hanı'nın Şeker İnsanları

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Hamdullah Subhi Tanrıöver

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

Tanzîmât devrinin tanınmış şahsiyetlerinden, ilk Maârif Nâzırı Abdurrahman Sami Paşa'nın torunu; Evkaf, Mâliye, Ticâret ve Maârif nazırlıklarında bulunmuş olan Abdüllâtif Subhî Paşa'nın oğlu ve Sami Paşa-zade Sezâî Bey'in yeğenidir. 1884 de İstanbul'da, Hubyar'da doğdu. Nümûne-yi Terakkî ilkokulunu bitirdikten sonra, Galatasaray Sultanîsi'nden me'zûn oldu. Babasının evi, zamanın aydınlarının toplandıkları, devamlı olarak fikir ve edebiyat sohbetlerinin yapıldığı bir yerdi. Böyle bir aile çevresinde ve daha küçük yaştan kuvvetli bir kültürle beslenerek yetişen Hamdullah'ta şiir zevki de erken uyandı ve ilk şiirlerini amcası Sezâî Bey'in Paris'te çıkardığı Şûrâ-yı Ümmet gazetesinde imzasını amcasından da saklayarak ya¬yımladı. 1909 yılı başlarında kurulmuş olan Fecr-i Atî'ye girenler arasında o da vardır. Fakat, bu toplulukta fazla kalmadı ve birçokları gibi Millî Edebiyat Cereyânı'na katıldı. Asıl şöhreti ise, Türk Ocağı'na girmesinden (şubat 1912) sonra başlar. Bir yandan meslek olarak öğretmenliği seçen, İstanbul İlköğretmen Okulu'nda ve Üniversitede öğretmenlik yapan Hamdullah Subhî, bir yanda da, zamanla Türk Ocaklarının başına geçerek on dokuz yıl müddetle bu vazîfede büyük bir başarı göstermiş ve Türk milliyetçiliğinin yayılıp yerleşmesinde mühim bir rol oynamıştır. Millî Mücâdele'nin başlaması üzerine Anadolu'ya geçmiş, 1920’de Büyük Millet Meclisi'nin ilk toplantı döneminde Saruhan'dan mebus seçilmiş, aynı yılda ve 1925’te iki defa Maârif Vekilliğine getirilmiştir. Türk Ocakları'nda çalışmağa başlaması ile başka bir kabiliyetini, yâni hitabet kabiliyetini de geliştirmek imkânım bulmuş ve zamanının tanınmış hatîbleri arasına girmiştir. Hitabelerini Dağ Yolu (I. C. 1928, II. C. 1931) ve makalelerini de Güne-bakan (1929) isimli iki kitabta toplamış olan Hamdullah Subhî, bir aralık, mebusluktan ayrılarak Bükreş'e elçi tâyîn edilmiş ve on üç yıl (1931-1944) bu görevde kaldıktan sonra tekrar mebusluğa dönmüştür (1946-1957). Ölümü, 10 haziran 1966’dadır.

Edebiyata küçük yaştan merak sarmış ve birçok şiirler yazmış Hamdullah Subhî'nin şairliği, sonraki çalışmalarının sağladığı şöhretler tarafından gölgelenmiştir. İlk şiirlerinde gerek dil ve gerekse duyuş ve hayâl kuruş bakımından Servet-i Fünûn şiirinin te'sîrleri açıkça sezilir. Sonraları ve bilhassa Millî Edebiyat hareketine katıldıktan sonraki şiirlerindi bu te'sîrlerin kaybolduğu görülür. Şiirlerini kitab hâlinde toplamış değildir.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Kitabevi,İstanbul, 1985.

Şiirleri

İstanbul’da Bir Akşam

Karşı evlerde ağlayan bîr ses,
Bir küçük nağme-i şikeste-heves,
Eskimiş bir sükût içinde yürür,
Kapılar örtülür; sokaklarda
Mütefekkir ve muhteriz, tenhâ
İki, üç pây-i matem» sürünür.
Beldenin ufk-ı iğtirâbında
Âteşîn bir güneş ufûl etmiş.
Sanki a'sâr içinde zail olan
Bir yığın kanlı râyet-î giryân
Düşen eb'âda hep nüzul etmiş,
Akşam olmuştu. Penbeliklerde
Parçalanmış, dumanlı yelkenler
Gibi bir çok sehâb-ı efsürde
Bir betâetle eyliyordu güzer
Eve nisyân içinde bir düşkün,
Sanki bir cebhe-î emel-mehcûr,
Bir siyah tayf-ı münfail, meksûr
Gibi ben avdet eyliyordum o gün.
Müştekî bir hevesi gam dökerek
Bir kadın geçti. Bakmadan tanıdım,
Ben önün eski âşinâsıydım.
Yine bî-çâre kollarında onun,
Vardı bî-tâb ü münkesir, o melek,
Hasta bir tıfl-ı sâ'kit ü mahzun.
Bu senin nuhbe-i hayâlindi,
Bu ömîdin ki böyle kaldı sakat,
Sana bir yâd-ı mâtemî ebedî.
Sana ben kalben ağiadımdı, fakat
Acı bir hisle muztarib, köşkün
Söylüyordum yavaş yavaş tekrar:
Herkesin kollarında böyle, bugün
Müteverrim, sakat çocuklar var.


Hiss-i İntikâm

Ba'zen hayâlimin kararır ufk-î ru'yeti,
Bir ukde bağlanır, körelir orda muttasıl.
Bir ukde, bir suâl, onu sarsar, yorar asal
Hâfâ : Nasıl olur? Nasıl olmak? Evet, nasıl?
Bir türlü anlamaz bu mükerrer cinayeti.

Başlar gelip dökülmeğe samt î melalime,
Artık yavaş yavaş uyanan dalgalar gibi
Bir kıt'anın kederleri, medd-i mesâibi.
Ey hakkımın ve hakların âsî metâlibi,
Bir kîn ü gayz ile kısılan ellerim kime?

Parmaklarım demirlenerek yumrufur, donar;
Bir sisle istitâr ederek öyle nâ-gehân,
Bir başka ufka doğru olur gözlerim nihân,
Umkunda bir cidâl-i mütoeykei tüter, yanar...
Üstünde bin avâsıf uçan bir ağaç gibi
Saklar cebîn-i ye "simi bir hiss-i mümtelî...

Karşımda pür-vekaar ü muhakkir bakıp duran
Ey çehre-î hadîd ü gazûb, böyle hep devam
Eyler mi sürdüğün bu tahakküm, bu ihtişam?
İnmez mi burc-i gayzına bir berk-ı intikam,
Olmaz mı leyl-i zulmüne bir fecr-i hûn-resân?

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz