Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Ebu İshak İsmail Efendizâde İshak Efendi
Osmanlıların İlk Devlet Teşkilâtı
Muhsinzâde Mehmet Paşa
Lepanto - İnebahtı Deniz Savaşı
Öksüz Dede / Öksüz Âşık
Fatih'in fermanı niçin çok önemli?
Anadolu Beylikleri Dönemi Camileri
Birun Hazinesi
Sarıkamış faciası...
2. Abdülhamit Osmanlı'nın En İyi Padişahlarından

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Hicaz Cephesi.

Sayfadaki Başlıklar


ARABİSTAN (HİCAZ) CEPHESİ
ŞERİF HÜSEYİN
OSMANLI TEYYARELERİ HİCAZDA
HİCAZ DEMİRYOLU

Daha önceki yazımda Yemen'e giden Osmanlı askerlerinden biri olan Dedem'le ilgili hatıralarımı yazmıştım. Şimdi bunun devamı olarak Hicaz Cephesi hakkında bilgi vermek istiyorum.

ARABİSTAN (HİCAZ) CEPHESİ

Dedemin askerliğini yaptığı Medine Cephesi hakkında bazı bilgileri vermek istiyorum. Bu cephe halk arasında (Yemen cephesi) adıyla da anılır. I. Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti 4 Tümenlik bir kuvvetle Arabistan’daki kutsal şehirleri korumaya çalıştı.

7.Kolordunun birer tümeni Hicaz, Asir, San'a ve Hudeybe'de konuşlandırılmıştı. Uzaklık sebebiyle bu tümenlere yeni asker, malzeme ve silah desteği sağlanamıyordu.

"1916 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla, Araplar kendilerini koruyan Osmanlı Kuvvetlerine karşı ayaklandı. Mekke Şerif'i Hüseyin, bağımsızlığını ilan etti. Yemen'de İmam Yahya Osmanlılara bağlı kalırken Asir'de Seyyid İdris de ayaklanmaya katıldı.

ŞERİF HÜSEYİN

Filistin-Sina cephesinde muharebeler devam ederken Hicaz'da Osmanlıların kuvvet ve kudretinden korkan Şerif Hüseyin, Hicaz bölgesini ayaklandırmak için gizliden gizliye çalışıyordu. Önce halkı kışkırtarak ayaklandırdı. O tarihte Osmanlı Devletini idare edenler Araplarla iyi geçinmek düşüncesiyle başkaldırma hareketlerini şiddetli bir şekilde bastırmadılar, çekingen davrandılar.

Hükümetin bu siyaset ve tutumunu Hicaz'a genel vali olarak atanan Cemal Paşa da devam ettirdi. O da Şerif Hüseyin ile iyi ilişkileri devam ettirmek ve ara bozacak her türlü hareketlerden kaçınmak için büyük çaba harcadı.

Cemal Paşanın daveti ile Şerif Hüseyin'in oğlu Emir Faysal Şam'a gelmişti. Kendisine büyük bir karşılama töreni yapıldı. Daha sonra İstanbul'a davet edilen Faysal, orada çok iyi misafirperverlik gördü. Cemal Paşa, Emir Faysal ile bir anlaşma yapmıştı. Bu anlaşmaya göre Faysal 1500 hecin devesine bindirilmiş süvari (Hecin Süvari) ile 2 nci Kanal Seferine katılacaktı. Anlaşmaya göre O'na 60.000 altın verilmişti.

Türklerle iyi ilişkiler kurmayı istemeyen babası Şerif Hüseyin, Kanal harekatına katılmak için Türkler tarafından kabulüne imkan olmayan koşullar ileri sürdü. Nihayet İngilizlerden büyük para yardımı ve Arabistan'a kral olma sözünü alarak Osmanlı Hükümetine karşı açık bir şekilde cephe aldı.

Haziran 1916'da kendini haklı göstermek amacıyla bir bildiri yayınlayan Hüseyin, Arap büyüklerinin haksız cezalandırıldıklarını, meşrutiyetin ilanından beri Osmanlı İmparatorluğunun fena idare edildiğini, genç Türklerin açmış oldukları savaş yüzünden Hicaz halkının sefalete uğradığını, Türk basınında Peygamber'e karşı kullanılmakta olan lisanın geleneksel hükümranlıkla bağdaşmadığını ve daha gerçeğe uymayan bir takım sebepler ileri sürdü.

Suriye ve Filistin'de İngilizlerle savaş halinde iken sudan sebeplerle Türk kuvvetlerini arkadan vurmak isteyen Şerif Hüseyin'e karşı Hicaz harekatı açılmıştı.

16 Haziran 1916'da Hicaz vali ve komutanlığına Galip Paşa getirildi. Bu bir piyade alayı ve iki dağ bataryasıyla Mekke'ye girerek oradaki zayıf Türk birliğini takviye ettiyse de, bu kuvvet Şerif Hüseyin'in geniş ölçüdeki hazırlık ve harekatına engel olamadı.

Mekke ve Cidde'yi ele geçiren Araplar, Medine üzerine yürüdükleri zaman Türklerin direnmesiyle karşılaştılar. Buraya gönderilen takviye kuvvetleriyle taarruza geçen Türkler, bazı önemli mevzileri aldılar. Ordu Komutanlığı yetkisiyle Fahrettin Paşa Medine muhafızlığına getirildi.

Hicaz'ın savunulması anavatanı Hicaz'a bağlayan demiryolunun işler bir durumda bulundurulmasıyla mümkündü. Çünkü savaş malzemesi ve yiyeceğini Şam'dan sağlayan Medine'deki Türk birlikleri bu demiryolundan faydalanıyorlardı. Bu hattın elde bulundurulması ve güvenliğinin sağlanması için 1 nci Kuvve-i Mürettebe adıyla bir komutanlık kuruldu ve Akabe'deki kuvvetler de bu komutanlığa bağlandı.

Demiryolunun korunmasında bir piyade alayı, katıra bindirilmiş süvari, hecin süvari alayları ve bir kaç gönüllü küçük birlik verilmişti."

OSMANLI TEYYARELERİ HİCAZDA

"Medine'de Araplara karşı askeri harekata girişildiği zaman kara birlikleriyle işbirliği için bir tayyare bölüğünün Hicaz'a gönderilmesi istenmişti.

Hicaz'daki birleşik kuvvetlere katılmak üzere İstanbul'daki 3 ncü Tayyare Bölüğüne emir verilmiş ve bölük 23 Haziran 1916'da İstanbul'dan hareket etmişti. Bölüğün mevcudu, dört subay, bir tüfekçi, bir katip ve 103 er idi..Bölüğün üç uçaklık bir kısım Medine'ye Birleşik Kuvvetler emrine gönderildi. Daha sonra Tayyare Bölüğünden dört uçak ve yedek malzeme daha gönderildi.

Bu uçaklar hem Hicaz'dan cesaret alarak Havran ve Cebeli duruz dolaylarında da ayaklanan asilere karşı, hem de Hicaz demiryolu üzerinde bulunan köprü, istasyon ve demiryolu inşaat faaliyetlerini tespit etmek üzere uçtular..

Hicaz'ın savunulması için Hicaz demiryolunun korunması önemliydi. 1916 yılında kurulan 1 nci Kuvve-i Mürettebe Hadiye, Tebük bölgesinin korunmasını üzerine almıştı. 1917 Ocak ayında İngilizler Akabe körfezinin güneyinde yer alan Aluca'yı bombardıman ederek kıyıya, Mısır ve Sudan askeri çıkardılar. Kıyı savunmasına verilen akıncı alayı ve çıkan birlikler Emir Faysal kuvvetlerine katıldığı gibi bu bölgedeki Araplar da Emir Faysal'a döndüklerinden Hicaz demiryoluna karşı taarruzi hareketler artmaya başladı.

Hicaz için ayrılmış olan birleşik kuvvetlerin koruyacağı yol 500 kilometreden uzundu. Buna karşılık eldeki kuvvet, bir piyade alayı, savaş gücü zayıf Ester süvari ve Hecin süvari alaylarından ve ayrıca bazı küçük gönüllü birliklerden kurulmuştu.

Yolun kuzey kısmı 8 nci Kolorduya, orta kısmı 1 nci Kuvve-i Mürettebeye ve Medine 'ye yakın olan kısmı da Medine Muhafız birliğinin sorumluluğu na verildiyse de uzun hat sık sık Araplar tarafından yapılan atlı akınlarla kesilmekte ve Türk birliklerinin duruma el koyması ile yeniden açılmaktaydı. Hattın emniyeti ile görevli 3.ncü Tayyare Bölüğü de asilere karşı kullanılıyordu.

Hicaz harekat sahasındaki Araplar, demiryolu boyunca hareket üsleri kurarak mevzi almışlardı. Makineli tüfeklerle donatılmış olan bu kuvvetlerin girişmiş olduğu baltalama hareketlerini, bölgenin savunmasına ayrılan sınırlı sayıdaki Türk kuvvetleriyle kontrol etmek çok zordu.

Maan'a yerleşen 3 ncü Tayyare Bölüğü uçuş hazırlıklarını tamamlayarak asi Araplara karşı harekete geçmişti. Bölük, Ağustos ayında genel olarak Cebel-i berka, Kuveyra, Akabe ve Vadi-i musa dolaylarında 1917 Eylül ayından 1918 Ocak ayı ortasına kadar Vadi-i musa, Dellage, Müdavera (Müdevvere), Kuveyra, Şöbek ve demiryolu hattı üzerinde 51 keşif ve bombardıman görevi yapmıştı

3 ncü Bölüğün 20 uçağa çıkarılması için yapılan bütün yazışmalara rağmen uçak yardımı almak mümkün olmadı. Araplara karşı yapılan hava harekatlarında gün geçtikçe kuvvetlenen İngiliz hava kuvvetleri etkisini göstermeye başlamıştı. Maan hava alanına İngiliz uçakları 28 Ağustos 1917'de ve 10 Ekim'de de ikişer uçakla hücum ederek toplam olarak yedi eri şehit etmiş ve dört eri de yaralamıştı." (1)

HİCAZ DEMİRYOLU

Medinedeki askerlerimizin ve uçaklarımızın hayatları pahasına korumaya çalıştıkları HİCAZ DEMİRYOLU hakkında bazı bilgileri de sunmak istiyorum. Bu demiryolu Osmanlı’nın Ortadoğu’ya hakimiyetini devam ettirebilmek için yapılmış en büyük ve en radikal çalışmadır. Zira, o sırada devletin siyasi ve mali durumu bu kadar büyük ve riskli bir yatırıma müsait olmamasına rağmen, Rahmetli Sultan Abdulhamit ileri görüşü sayesinde bu kararı vermiş ve lokomotiflerini Medine garına kadar ulaştırmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun son görkemli eserini Batılılar “mümkün olmayacak bir rüya” kabul etmelerine rağmen, Sultan, 2 Mayıs 1900 tarihinde yayınladığı irade ile başlattığı Hicaz Demiryolunu tamamen iç kaynaklardan finanase etmiş, yabancılardan hiçbir kredi alınmamıştı. 8 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanan demiryolu, 1464 Km. olarak 1 Eylül 1908 de Sultan’ın tahta çıkışının 33. üncü yıldönümünde işletmeye açıldı. İngiliz The Times Gazetesi “Türkler belli bir ideale erişmek için büyük engelleri aşmak yeteneğine sahiptirler” derken, bir diğeri “Hicaz Demiryolu, Osmanlı Devletinin kendi topraklarında ilk kez kendisine ait olan bir demiryoludur.” diye yazmaktaydı.

Ancak, ne yazık ki kendisinin tahtan indirilmesinden sonra gelenlerin yeterli devlet tecrübelerinin bulunmaması sebebiyle Osmanlı sonu feci neticeler verecek maceralara girilmiş, Mondros mütarekesi ile de bu büyük proje, kendine ulaşılmak için yapıldığı Medine ile birlikte elimizden çıkmıştı.

Demiryolunun önemi sadece Medine’ye ulaşmasından gelmiyordu. Almanlara yaptırılan Bağdat Demiryolu ile birleştirilerek Basra körfezine; İngilizlere yaptırılmakta olan Hayfa demiryoluna bağlanarak Akdeniz’e, Mekke ve Cidde’ye uzatılarak Kızıldeniz’e ve Yemen’e uzatılarak Hint Okyanusuna ulaşılabilecekti. Böylece Karadeniz’den; Akdeniz’e, Kızıldeniz’e, Hint Okyanusuna, Umman Denizine ve Basra körfezine kadar bütün bölge Osmanlı’nın kontrolunda olacaktı.

İşte bu sebeple Avrupa’lı “yapılamaz, ulaşılamaz” diyerek bu projeyi psikolojik olarak engellemeye çalıştı. Ancak, ileri görüşlü Sultan Abdulhamit, Onları devreye sokmadan kendi imkanları ile bu büyük ideali gerçekleştirdi.

Hicaz’a hakim olan Arap idarecileri hattın fonksiyonunu idrak edebilmek bir yana, bütün hat boyunca köprüler, su depoları, istasyonlarla yöreye vurulmuş Osmanlı damgasını silmek uğruna demiryolunu ve Medine Garındaki lokomotifleri çürümeye terkettiler.

Suriye’liler demiryolunu işletmeye devam ettiler. Orjinal Hicaz Lokomotifleri tamir edilerek seferlerine devam ediyorlar. Ürdün topraklarındaki kısım da işletmeye açık durumda. Burada da buharlı Hicaz Demiryolu Lokomotifleri halen kullanımda. Kudüs ve Hayfa demiryolları kısmen atıl olmasına rağmen varlıklarını devam ettirmekte. Beyrut-Şam hattı ise tamamen harebe durumdadır.

Suudi Arabistan sınırları içindeki demiryolları, istasyonlar çalışamaz durumda olup, bir çok yerde yokolmuş durumdadır. Çöllerde yer yer görülen bu yollar, geçenlere kılavuzluk yapmaktan öte işe yaramamaktadır. Tarihi Medine İstasyonu ise yıllarca sonra Türkiye’nin ısrarı ile onarılarak müze haline getirilmiştir.

Kahraman Medine Muhafızlarımızın, bunlar arasında bulunan rahmetli Dedem’in korumaya çalıştığı bu Hicaz Demiryolu, kutsal yolculuğun mübarek Hacılarını Mukaddes beldelere taşıyamadı ama, bütün cihana Türkün azmini, gayretini gösterdi.

Bin bir güçlükle Medine'yi, Yemen'i, Asir'in kuzeyini I. Dünya Savaşı sonuna kadar savunan 7. Kolordu, Mondros Mütarekesi'nden bir müddet sonra, 23 Ocak 1919'da teslim oldu..

(1)Tarih Sobetleri-Cemal Kutay

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz