Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
FATİH'İN hocası:AKSEMSEDDIN
Tıp Dersleri
2. Gürcü Mehmet Paşa
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Akıncılar
Damat İbrahim Paşa
Manisalı Lala Mehmet Paşa
XV. Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı-Rus İlişkileri
Osmanlı Devrinde Kabe 'nin Tamiratı
Küçük Kaynarca Antlaşması
''Fatih'in Topları''

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Huzursuzluğun sebebi

Huzursuzluğun sebebi
Bugün savaşların, terör hareketlerinin esas sebebi, güçlünün güçsüzü ezme, kendine kul köle yapma; onu sömürme isteğidir. Eğer güçlüler, güçsüzlere merhametle, adaletle muamele etseler, dünya huzur bulur; ne savaş kalır ne terör.

Tarihte az da olsa böyle huzurlu dönemler olmuştur. Örneğin Osmanlılar zamanında, Osmanlı hakimiyetindeki bütün bölgelerde, Müslim gayri Müslim herkes huzur içindeydi. Halkın malından, canından bir endişesi yoktu.

İşte, Osmanlının küçük bir beylik iken dört kıtaya hükmeden bir imparatorluk haline gelmesinin sebebi de buydu. Osmanlılar, yerli halka, biz güçlüyüz, istediğimizi yaparız gibi tahakkümde bulunmadılar. Çoğu zaman, o milletten aldıkları vergilerden daha fazlasını onlara geri verdiler. Osmanlıları hedeflerine ulaştıran yöntemlerden birisi de, zaten budur.

Bu yöntem, onların gönüllerinin İslam’a ve dolayısıyla Osmanlılara ısınmasına sebep oluyordu. Bunu yabancılar bile dile getirmektedir. Mesela, meşhur tarihçi Gibbons bu hususta şunları yazmaktadır:
“Osman Gazi, dininde o kadar saf ve temiz idi ki, sanki, büyük adaşı halife Osman’ın ve daha evvelki halifelerin ikinci nüshası idi. Hoşgörülüydü, fakat dininden taviz vermezdi. Ne kendisinin ve ne de doğrudan doğruya kendisinden sonra gelenlerin müsamahakârlığına kimse bir şey diyemez.

Eğer bunlar, Hıristiyanlara eza etmeye, sıkıntı vermeye, Rum ve Ermeni kiliselerini yıktırmaya kalkmış olsaydı, Osmanoğullarının bu kadar gelişmesi, yerli halkın Müslüman olması mümkün olmazdı.

Atilla ve Cengiz Han, aynı ırktan olmalarına ve göz kamaştırıcı muzafferiyetlerine rağmen, akıncı olarak kalmışlardır. Başarıları devamlı olmamıştır. Kalıcı bir imparatorluk kuramamışlardır. Kendi milliyetlerini bile muhafaza edememişlerdir. Karadeniz’in güneyinden Avrupa’ya geçen Türkler Müslüman olup, dinleri için mücadele etmediklerinden eriyip yok olmuşlardır.

Osman Gazi’nin eseri, onlarınkinden daha devamlı ve neticeleri itibariyle tesiri çok daha geniş ve şumüllü idi. Çünkü O, sükunet içerisinde iş görüyor, evvelkileri ise boru ve trampet sesleri arasında yakıp-yıkıyorlardı. Şu halde Ona bunların üstünde bir mevki vermemiz icap eder. Filhakika bunlardan acaba hangisi bir millete adını verebilmiştir?!. 600 küsur sene hüküm sürebilmiştir!”

Gerçekte Osmanlılar, devlet eliyle ve gönüllü tasavvuf ehli dervişler vasıtasıyla İslam’ı tanıtmaya çalışırken, muhataplarına son derecede müsamahakârâne davranmışlardır, zorlamalara iltifat etmemişlerdir.

Hıristiyan halk, kendi dinleri ve din adamları ile bu yeni din ve dinin temsilcilerini karşılaştırdıkları zaman, aradaki farkı ve üstünlüğü açık bir şekilde görmüşler ve kendiliklerinden İslam’ı benimsemişler ve Türk-İslam kültür dairesi içerisine girmişlerdir. Mesela şu olay bu konuda bize gerekli fikri vermeye kâfidir sanırız:
Bursa uzun zaman kuşatmadan sonra, “Kimsenin canına dokunulmayacağına” dair antlaşma yapılarak teslim alındıktan sonra, şehri terk etmeyerek orada gönüllü olarak kalan Tekfur’un vezirine, Rumların şehri teslim sebepleri sorulduğu zaman Orhan Gazi’ye verdiği cevap ilginçtir:
“Sizin devletiniz günden güne büyüdü, bizim devletimiz küçüldü. Babanızın idaresine geçen köylülerimiz memnun kalıp, size itaat ettiler. Bir daha bizi anmadılar. Rahat oldular ve biz de bu rahatlığa heves ettik.”

İnsanoğlu huzur ister; hangi dinden, hangi milletten olursa olsun bunu sağlayana minnettar kalır; doğrudan veya dolaylı olarak onun himayesinde olmak ister. (Mehmet Oruç, Türkiye, 18.01.2002)

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz