Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Kalem İşi
Karagöz Hacivat Gölge Oyunu Tarihi
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonlarına Kadarki Şeyhülislâmlar
Osmanli Tarihi 1600-1700 Yillari Arasi Onemli Olaylar
XVIII. Yüzyıl Başından Ortasına Kadar Osmanlı Ordusunun Durumu
Osman Gazi
Yazma Eser İncelemede Yapılması Gerekenler
Ahizâde Hüseyin Efendi
İtalya'daki Diğer Hükûmetler
Kütahya Kadidler Camii

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

I. Ahmet

Osmanlı padişahlarının on dördüncüsü, İslam halifelerinin yetmiş dokuzuncusu. Sultan üçüncü Mehmed Han'ın oğlu olup, 1590’da Manisa’da Handan Sultan'dan doğdu. Şehzadeliğinde zamanın ileri gelen alimlerinden Aydınlı Mustafa Efendi eğitim ve öğretimi ile vazifelendirildi. Ayrıca Hocazade Ahmet ve Es’ad Efendi'den ders alan şehzade Ahmet, babasının vefatı üzerine 1603’te henüz 14 yaşındayken Osmanlı tahtına geçti.

Sultan Birinci Ahmet Han tahta geçtiğinde, Osmanlı Devleti doğuda İran, batıda ise Avusturya ile harp halindeydi. Ahmet Han, Avusturya cephesi serdarlığına Sokulluzade Lala Mehmed Paşa'yı, İran cephesi serdarlığına ise Çağalazade Sinan Paşa'yı tayin etti. Lala Mehmed Paşa, Peşte ve Vaç kalelerini 1604’te ele geçirdikten sonra, 1605 senesi Ağustos ayında Estergon Kalesi'ni kuşattı. Otuz beş gün süren muhasaradan sonra kale fethedilerek on seneden beri süren Alman işgaline son verildi. Bu zaferden sonra Uyvar, Weszgrim, Polata kaleleri Türklerin eline geçti. Bu sırada Tiryaki Hasan Paşa'yı serdar vekili olarak bırakıp İstanbul’a dönen Lala Mehmed Paşa vefat etti (1606). Avusturya, savaşı kaybettiğini anladığından, sulh istedi. Budin’de sulh müzakeresi yapıldı ve görüşmeler neticesinde Zitvatorok antlaşması imzalandı (11 Kasım 1606). Bu anlaşmaya göre, Kanije, Estergon, Eğri kaleleri Osmanlı Devletinde kalacak ve Avusturya bir defaya mahsus olmak üzere 200 bin kara kuruş ödeyecekti.

İran cephesine serdar tayin edilen Cağalazade Sinan Paşa ise, kış mevsiminin yaklaşması üzerine Kars’ta kaldı. 1605 Ağustos’unda, Azerbaycan’ı geri almak için Tebriz üzerine yürüdü ise de, Urmiye Meydan Muharebesi'nde Şah’ın ordusuna mağlub oldu. Üzüntüsünden ölen Cağalazade’nin yerine Ferhat Paşa, serdar tayin edildi. Diğer taraftan Safevi ordusu, Gence (1606) ve Şamahı’yı (1607) alıp Kür Irmağını aştı. Şirvan’ın önemli kısmını ele geçirdi. Şah’ın daha ileri gitmemesi üzerine savaş durgunluk devresine girdi.

Sultan Ahmet Han, Avusturya Savaşının sona ermesi ve İran cephesinde olayların durgunluk devresine girmesinden sonra iç meselelerin halli için harekete geçti. Anadolu’da ortalığı birbirine katan Celali eşkıyalarına karşı, sadarete getirdiği Kuyucu Murad Paşa ile Tiryaki Hasan Paşayı vazifelendirdi. Kuyucu Murad Paşa uyguladığı siyaset neticesinde, eşkıyaları birbirine düşürerek teker teker ortadan kaldırmayı başardı. Üç sene süren temizleme faaliyeti neticesinde Canbolatoğlu, Kalenderoğlu, Tavil ile kardeşi Me’mun, Muslu Çavuş ve Yusuf Paşa, ayrıca şekavet yapan kırk sekiz çete kuvvetlerinden tamamı tesirsiz hale getirildi. İsyanlar bastırıldıktan sonra Sultan Ahmet Han, köylünün yerlerine dönmesi ve ticaret sahiplerine kolaylık gösterilmesi için eyaletlere tavsiye yollu fermanlar gönderdi. Ayrıca “Adaletname” adı ile Anadolu’daki bütün fenalıkları, Celaliliği doğuran sebepleri ve halkın ızdırabını dile getiren bir ferman çıkardı.

Bu sırada Safeviler Osmanlı hudut kalelerine saldırıda bulunuyordu. Bu sebeple Sultan Ahmet Han, 1610’da sadrazam Kuyucu Murad Paşayı İran üzerine serdar tayin etti. Murad Paşa, Erzurum’a geldiği sırada Şah, Kanuni devrinde imzalanan Amasya Antlaşması üzerinden barış istedi. Kuyucu Murad Paşa, Şah’ın bulunduğu Tebriz üzerine gitti. Şehrin dışında 5 gün süren savaşta iki taraf da birbirine üstünlük sağlayamadı. Kışı geçirmek için Diyarbakır’a çekilen Murad Paşa buradayken rahatsızlanarak vefat etti (5.8.1611). Yerine Diyarbakır beylerbeyi vezir Nasuh Paşa getirildi. Nasuh Paşa, İranlılarla Osmanlı Devletine yılda 200 yük ipek vermeleri ve işgal ettikleri topraklardan çıkmaları şartıyla bir antlaşma yaptı (1611).

Sultan I. Ahmet Han donanmanın güçlenmesine de önem verdi. Yeni kadırgalar yaptırarak donanmanın mevcudunu arttırdı. Kaptan-ı derya Halil Paşa, Akdeniz’in güvenliği için Malta ve Floransa korsanlarıyla başarılı savaşlar yaptı.

Sultan Ahmet Han 1617 senesinde rahatsızlanarak daha yirmi sekiz yaşındayken vefat etti. Cenazesinin yıkanması için hocası Aziz Mahmud Hüdai hazretleri davet edildi. Ancak o; “Sultanımı çok severdim. Şimdi dayanamam. İhtiyarlığım sebebiyle beni mazur görün.” buyurdu. Talebelerinden Şaban Dede’yi gönderdi. Cenaze namazından sonra nâşı kendi ismi ile anılan Sultan Ahmet Camii'nin yanındaki türbeye defnedildi.

Ahmet Han, akıllı, zeki, münevver, hamiyetli, azimkar bir padişahtı. Çocuk sayılabilecek bir yaşta tahta çıkar çıkmaz devlet işlerini hemen kavrayarak, takipte çok titizlik gösterdi. Gayet kuvvetli, çok iyi binici ve atıcı, avcı ve silahşördü. Dindarlığı ve insanlara merhameti ile tanınan Sultan Ahmet Han, memleketin imarı için çok çalıştı. Bilhassa Mekke ve Medine’ye pek çok hayırlı hizmetler yaptı. O zamana kadar Mısır’da dokunan Kâbe’nin örtülerini İstanbul’da dokuttu. İstanbul’da yaptırdığı hayırlı hizmetlerinin başında bugün yerli ve yabancı herkesin hayran kaldığı kendi ismiyle bilinen Sultan Ahmet Camii gelir.

Edebi kültürü çok yüksekti. Birçok Osmanlı padişahı gibi I. Ahmet Han da iyi bir şairdi. Şiirlerinde Bahtî ve Ahmedî mahlasını kullanırdı.

Şu satırlar onun dine bağlılığının ifadesidir:

N’ola tacum gibi başumda götürsem daim
Kademi resmini ol hazret-i Şah-ı resulün

Gül-i gülzar-ı nübüvvet o kadem sahibidir
Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün.


Hazırlayan: Oğuzhan Tan

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz