Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Timurtaş Paşa ve Oğulları
İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi
Devlet Mehmet Âkif'e neden sahip çıkmadı?
Hacı Tiryaki Mehmet Paşa
İstanbul’un Fethi Ve Ayasofya’nın Camiye Çevrilişi
Macaristan Seferi ve Mohaç Meydan Savaşı
Ocağın büyük ağaları
Toprağın Taksimatı ve İdaresi
Karagöz Hacivat Gölge Oyunu Tarihi
Devlet Mehmet Âkif'e neden sahip çıkmadı?

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

I. Kosova Savaşı

Sayfadaki Başlıklar


İki Tarafın Harp Nizamı

Sultan Murad bu son seferine hareketi esnasında Anadolu'daki arazisinin muhafazası için beylerinden beş kişiyi bıraktıktan sonra Rumeli'ye geçti; oğullarından Kütahya ve Hamid tarafları sancak beyi Bayezid ile Karesi (Balıkesir vilâyeti) sancak beyi Yakub'u da sefere çağırmış ve Anadolu beylerinden istemiş olduğu kuvvetleri de beraberinde götürmüştü. Bunlardan başka Makedonya'da bulunan ve Osmanlı himayesini kabul etmiş olan Sırp beyleri ile Dobruca'daki Tatarların beyi Saraç Bey ve Köstendil prensi Kostantin de askerleriyle pâdişâhın ordusuna iltihak etmişlerdi.

Bir müddet evvel hacca giden Gazi Evrenuz gibi tecrübeli bir Rumeli akıncı kumandanın o sırada gelerek orduya katılması ve böyle bir savaşta hazır bulunması Türk ordusunun maneviyatının artmasına sebep olmuştu.

Bulgaristan işini halleden vezir-i âzam Ali Paşa, Yanbolu'ya dönerek pâdişâhla orada buluştu. Osmanlı kuvvetleri İhtiman (Sofya il Tatarpazarı arasında), Sofya, Köstendil, Kratova yoluyla düşman kuvvetlerine doğru hareket etti. Bu sırada Sırp elçisi gelerek meydan okuyup muharebeye hazır olduklarını bildirdi. Elçinin gelişinin sebebi hakikatte Osmanlı ordusunun vaziyetini öğrenmekti; bu son mevkide harp meclisi toplandı oy birliğiyle asıl düşman kuvvetleriyle karşılanmak ve Evrenuz Bey'in tavsiyesiyle düşmandan evvel varıp iyi yer tutmak üzere ileriye gidilmesine karar verildi ve Sırp despotu Lazar'ın merkezi olan Priştine'ye doğru yüründü.

Ordunun öncü kuvvetleri Gazî Evrenuz Bey ile Paşa Yiğit kumandasında idiler; Macarların (Riko Majo) dedikleri Priştine'nin güneyinde yani Priştine'ye 3 kilometre daha yakın olarak Üsküp ile Priştine arasındaki Kosova ovasına gelindiği zaman müttefik düşman kuvvetleriyle karşılaştılar; bunların kuvvetleri Osmanlılardan çoktu. Sırp kaynaklarının da söyledikleri veçhile Türk ordusu geçtiği yerlerde hiç bir suretle yağma ve tahribat yapmamıştı.

Düşmanla karşılaşınca Sultan Murad derhal harbe girişilmesini söyledi ise de Evrenuz Bey havanın sıcak ve askerin yorgunluğu sebebi ile harbin ertesi güne bırakılmasını arz ettiğinden öyle yapıldı.


İki Tarafın Harp Nizamı

Osmanlıların Balkanlardaki durumunu tâyin edecek olan bu muharebe, Sırp kaynaklarına göre 20 Haziran 1389 ve bizim tarihlerdeki kaynakların tetkikine göre (Bakınız Hammer tercümesi c. 3, s. 330) takvim hesabı üzere 16 Şaban 791 / 10 Ağustos 1389 salı günü Kosova sahrasında yapıldı. Ordunun sağ koluna Kütahya ve Hamid sancak beyi şehzade Bayezid kumandasında Rumeli beylerbeyi olan Kara Timurtaş Paşa ve Evrenuz Bey ve diğer tecrübeli beyler ve sol kola Karesi sancak beyi Yakup Bey kumandasında olarak Anadolu beylerbeyi Saruca Paşa, Kastamonu Germiyan, Hamid, Teke ve Menteşe, Aydın kuvvetleri konulmuştu.

Başkumandan olan Sultan Murad; âdet olduğu üzere ordu merkezinde yer almıştı. Merkez kuvvetlerinin önünde yeniçeriler ve onların önünde de toplar vardı. Evrenuz Bey'in tavsiyesiyle ordunun sağ ve sol kanatlarının önüne biner okçu konmuştu. Sağ cenah okçu kumandanı Hamidoğlu Malkoç ve sol kol okçu kumandanı da Hamidoğlu'nun oğlu Mustafa Bey'di. Vezir-i âzam Ali Paşa pâdişâhın yanında bulunuyordu.

Karşı taraf düşman ordusunun merkezinde Sırp despotu Lazar sağ cenahta yeğeni ve damadı Brankoviç, sol cenahta Bosna kiralı Tvartko kuvvetleri vardı. Düşman kuvvetleri Sırp, Bosna, Macar, Ulah (Eflâk) Arnavud ve Osmanlı tarihlerinde görülen Leh ve Çek kuvvetlerinden oluşuyordu. İki taraf kuvvetlerinin miktarı bilinmiyor. Osmanlılar düşman kuvvetinin kendi kuvvetlerinden ziyade olduğunu söyledikleri gibi karşı taraf da aksini beyan ediyor; fakat Hammer'in de kaydettiği gibi düşman kuvvetinin Osmanlı kuvvetinden epey fazla olması pâdişâhı tereddüt ve endişeye düşürmüş olduğu görülüyor ki bu tereddüdü Neşrî de kaydederek pâdişâhın endişesini def’ için Ali Paşa, Allah'ın inayetiyle azlığın çokluğa galebesine dair âyet okumuş ve Sultan Murad'ın maneviyatını kuvvetlendirmiştir. Bu kayıtlar düşman kuvvetinin çokluğunu göstermektedir.

Muharebeye önce düşmanın atmış olduğu topla başlandı. Muharebe esnasında Osmanlı ordusunun sol kolu sarsıldı ise de Şehzade Bayezid'in bu kola yardımı ve düşman saflarını yarması üzerine tehlikeli durum düzeldi (Kosova fetihnamesi).

Sultan Murad’ın Şehâdeti

Türk ordusunun kahramanlığı ve harb plânının mükemmel surette düzenlenmiş ve uygulanmış olması sayesinde üstün kuvvette olan düşman bozulmuş ve Bosna kuvvetleri süratle çekilmişti. Kosova savaşı 8 saat sürmüştür; Sultan Murad harp sahasından ayrılıp otağına gelmeden, bu zafer sevinci dolayısıyla şükrane olarak harp sahasını gezdiği sırada Miloş Obiliç adında yaralı bir Sırp asilzadesi tarafından hançerlenmiştir.

Muharebe henüz bitmediğinden ağır yaralı olmasına rağmen Sultan Murad muharebenin sonuna ve kat'i zafere kadar emir ve kumandayı elinden bırakmadı; bu sırada Osmanlı kuvvetleri tarafından sarılarak kaçamayan Sırp despotu Lazar ile oğlu ve bin kadar maiyyeti ve beyleriyle esir edilmiştir.

Öleceğini anlayan Sultan Murad düşmanı takip etmekte olan büyük oğlu Bayezid'i çağırttı ve devlet erkânının ittifakıyla hükümdarlığı, birçok seferinde kudret ve kabiliyetini gördüğü bu değerli oğluna bıraktı ve az sonra da vefat etti; Murad'ın ölümünün ardından Despot Lazar ile oğlu derhal katledildiler.

Sultan Murad'ın cesedi mumyalanarak Bursa’da Çekirge’de yaptırmış olduğu türbesine gönderilerek iç organları vefat ettiği yere gömülmüş ve üzerine türbe yapılarak zamanımıza yakın devre kadar "Meşhed-i Hüdavendigâr" adıyla devam etmiştir.

Bayezid, babasının yanına davet edildiği zaman diğer şehzade Yakub Çelebi bozulmuş olan düşmanı takip etmekte olup babasının yaralanarak ölümünden haberi yoktu. Kendisine “baban çağırıyor” diye haber gönderdiler ve gelir gelmez saltanat iddiasına kalkmasın diye devlet erkânının kararıyla boğduruldu ve onun cesedi de babasının tabutuyla beraber Bursa'ya gönderilerek onun yanına defnedildi. Yakub Bey şehit edildiği zaman otuz yaşında bulunuyordu; mağduren vefatı orduda ıztırap uyandırdı.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz