Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanlı'da Tasavvufi Hayat
XVI. Yüzyılın İkinci Yarısı ile XVII. Yüzyılda Müzehhiplik
Bunları Biliyor muydunuz -IX
SULTAN REŞAD'IN DUASI
Eski Manisa
Koca Yusuf Paşa
Yukselis Donemi
Sakız Adasının Alınması
Hâmit Hamza Paşa
Diplomatik İlişkileri

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

III. Selim'in Tahttan İndirilmesi ve IV. Mustafa'nın Padişahlığı

Sayfadaki Başlıklar


Nizam-ı Cedit Düşmanlığı

Nizam-ı Cedit Düşmanlığı

Nizam-ı Cedit programının yürütülmesi için, kuvvetli bir ıslahatçı ekibin varlığı, aydın sınıfın ıslahat düşüncesini açık gönül ile kabul etmesi ve imparatorlukta bir barış devrinin kurulması gerekli idi.

Halbuki, III. Selim devrinde, bu şartların hiçbir vakit ve hiçbir suretle gerçekleşmediği görülmektedir.

Nizam-ı Cedit ekibi gereği gibi kurulamamış, ıslahat taraftarı olan büyük rütbeli devlet adamlarının sayısı birkaçı geçmemiştir. Sadrâzamlardan ve şeyhülislâmlardan, pâdişâhı yenilik yolunda tutanlar arasında ise işe dört elle sarılan yoktu.

Ulemadan birkaç kişi ile devlet hizmetinde bulunmuş kimselerden kurulan aydın bir zümre, Avrupa medeniyetinin ileri ve üstün bir medeniyet haline geldiğine inanmış bulunuyordu. Fakat ulemanın çoğu Nizam-ı Cedide düşmandı. Büyük halk kitlesi ise, bütün cahilliğine rağmen, Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu 'na olan üstünlüğünü, itirazsız olarak kabul etmekte idi. Böylece aydınlar arasında artık devrimci ve muhafazakâr iki zümre belirmiş bulunuyordu. Devrimciler Avrupa'ya hayran, muhafazakârlar ise düşman idiler. Yenilik hareketleri Avrupa usulleriyle yapıldığı için birinciler bu hareketi tutuyor, ikinciler ise onu küfür sayıyordu.

Paris elçisi Halet efendinin Paris'ten gönderdiği mektuplardan alınan şu satırlar, devrimcilerle muhafazakârların düşüncelerini açıklamaktadır :
"Bir gün evvel şu kâfiristandan hayrile halâs olmaklığım için dualarınızı niyaz ederim. Zira Paris'e kadar geldik. Halkın nakil ve methettikleri Frengistan'ı dahi göremedik. O tuhaf şeyler ve o akılh Frenkler kangı Avrupa'dadır bilemem „.

"Frengistan'ı sizi ihafe veyahut iğva için her kim sena ederse sual buyurasız? Sen Avrupa'ya gittin mi deyu; hayır gitmedim, tarihlerden bilürüm der ise iki kısımdan biridir ki şimdi izah olunur. Beli gittim ve biraz zaman eğlendim derse elbette Frenklerin taraftarı ve casusudur. Gitmedim derse iki kısımdır. Ya eşektir, Frenklerin yazdıklarını dinler; yahut gayret-i diniyesinden tamamen Frenkleri metheder".

Bu satırlar muhafazacı zümrenin Avrupa fikir ve usullerinden ne kadar korktuğunu belirtmeğe kâfidir. Muhafazacı zümre şeriatı âlet ederek halkı Avrupa'dan alınan usullere düşman yapmaya muvaffak oldu.

"Nizam-ı Cedit" taraftarlarının dış siyasette uğradıkları başarısızlıklar da onların ve yaptıkları yeniliklerin kredisini düşürdü. Hele Rusya gibi yüzyıllarca din ve devlet düşmanı bilinen bir komşu ile ittifak muahedesi yapılması halka pek kötü tesir yaptı. İmparatorluğun iç karışıklıkları da bu tesirin derecesini yükseltti.

Filhakika Nizam-ı Cedit devri imparatorluğun hemen her tarafında devlete karşı ayaklanmalarla doludur. Anadolu'da ve Rumeli'de âsi ayanlar zaman zaman yan bağımsız devletçikler kurdular.

Arap yarımadasında Vehhabîlik hareketi, Akkâ'da Cezzar Ahmet Paşa, Akdeniz'de Rum ve Balkanlarda Sırp başkaldırma olayları, Vidin'de Paspan oğlu, Rusçuk'ta Hirsinikli oğlu, Edirne'de Dağdeviren oğlu olayları ve daha başka dağlı eşkiyası problemleri karşısında devlet âciz bir durumda kalmış ve imparatorlukta vazife yerine menfaat, kanun yerine kuvvet kaim olmuştu.

Ulema, menfaatten başka birşey düşünemeyecek kadar alçak ve ahlaksız bir hale geldiğinden imparatorluğun bütün fenalıklarına sebep "Nizâm-ı Cedid"i gösteriyordu.

Camilerde vaizler halka şöyle söylüyorlardı:
"Askere setre pantalon giydirip imanına halel getiren, önlerine muallim diye Frenkleri düşüren pâdişâha elbette Allah tevfikinı çok görür. Hâdimülharemeyn unvanına liyakati olmadığını bu suretle meydana çıkarır."

Düşman propagandası da maksadına erişmek için vaizlerin ve vezirlerin sözlerine benzer şayialar yaymak için fırsat buluyordu. Nitekim İngilizler, Fransa ile uzlaşmak temayülünü gösteren Osmanlı devlet adamlarını devirmek için İngiliz donanmasının İstanbul önlerine gelmesini şöyle izah ettiler:
"Pâdişâh, İngiliz ve Rus hükümetleriyle yeniçerileri ortadan kaldırmak için anlaştı, İngiliz donanması pâdişâhın müsaadesiyle İstanbul'a geldi. Rus donanması da yakında gelecektir. O vakit yeniçeri kaldırılacak ve yerine Nizam-ı Cedit geçecektir."

Ulemayı, bu yıkıcı çalışmalarında, devlet işlerinden uzaklaştırılmış bazı vezirler desteklemekte idi. Bunlar padişahın, o devrin deyimiyle, vükelâ ile devlet işlerini görüşmesine kızıyorlar ve "Şah vakıf gerektir ahvale... Vükelâya kalırsa vay halâ" sözü ile III. Selim'e yakın adamlarını çekemediklerini anlatmış oluyorlardı. Islahata düşman vezirler arasında Tayyar Paşa'nın çalışmaları çok zararlı oldu. Bu paşa İstanbul'da ve Anadolu'da halkı ve yeniçerileri Nizam-ı Cedid'e karşı ayaklandırmak için şu sözleri yazdı:
"İşbu 1207 tarihinde tanzim olunan Nizamat-ı Cedide üzere İslamiyan'a kefere elbisesi ilbas olunup kâbiren an kabir hânedan-ı İslamiyan mukarenet-i devletten tard olunmuştur. Aman ya sahib-i şeriat aman!"
"Efendi, şimdi ne sipahi var, ne yeniçeri var! Cümlesi başı şapkalı Firenk oldu"
"Gariptir ki elyevm libas-ı mahsusa-i Kefere ile telebbüs olunması emr-i padişahı olup hatta harem-i padişahîde olan cevari setr-i avret olacak don dahi telebbüs etmeyup Frengane fistan ve libas-ı mahsusa-i Kâfiristan telebbüs ederler"
"Sultan İbrahim merhumun cunundan başka bir hiyaneti yok iken ve yalnız hapis ile kifayet olunurken şehadetine ... edenler, acaba Sultan Selim-i salis gibi din-i Muhammedî'ye mugayir ve fukara ve ibadullaha hiyaneti zahir bir padişah zamanında olsa ne olurdu?"

Bu propagandanın tesiri en çok yeniçeriler arasında görüldü ve o kadar görüldü ki, onlardan birine bir gün lâtife olarak Nizam-ı Cedit olur musunuz denildikte: "Haşa Moskof olurum, Nizam-ı Cedit olmam" diye cevap vermiştir.

Padişah ve hükümet bir aralık Fransızlar'dan ayrılarak İngilizler ile Ruslara yanaşmak istedi. Bu seferde Fransız elçisi yeniçerileri kışkırtmaya başladı:
" Nizam-ı Cedit'ten maksat, ocağın ilgasıyla mevacibi vükelânın ceplerine atmalarıdır. İmparator bunu duydu, sizin halinize teessüf ediyor. Eski usulün bozulmaması taraftarıdır. Fakat askerimiz hudut üzerindedir, lâzım olursa İstanbul'a celbolunacaktır."

Bütün bu sebepler halkı, ocakları ve devlet adamlarının çoğunu Nizam-ı Cedide düşman yapmış bulunuyordu. Bu kadar kesin bir düşmanlık karşısında ıslahat düşüncesinin yaşamasına ve ıslahat hareketlerinin ayakta durmasına imkân yoktu. Islahat düşmanları Nizam-ı Cedidi boğmak için zaten ufak bir vesile bekliyorlardı.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz