Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanlıda iyilik ve insaniyet
Namık Kemal
III. Murat'ın Hükümdarlığı
Çerkez Mehmet Paşa
OSMANLIDA MÜZİK
Hacı İvaz Paşa
Hacı Paşa
HECE ÖLÇÜSÜ
Osmanlı'yı da yıkan komünist kale
Araç Küreihadit (Küre-i Hadid) Köyü İsmail Bey Camii

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

IV. Murat'ın Bağdat Seferi

Sayfadaki Başlıklar


Sefer Esnasındaki İcraat
Sakarya Şeyhinin Ölümü
Molla Hünkâroğlu'nun İstanbul'a Sürgün Edilmesi
Hekimhaşı'nın Ölümü
Bayram Paşa'nın Vefatı
Bağdat Kuşatması
Tayyar Paşa'nın Şehadeti ve Bağdad'ın Zaptı
Pâdişâhın Geri Dönüşü
İran'la Barış

Sefer Esnasındaki İcraat

Sultan Murat'ın tekrar İran seferine çıkacağını haber alan İran hükümdarı Şah Safî, Maksud Han adında bir elçisini İstanbul'a yollamıştı; Şah'ın nâmesi tatmin edici olmamakla münâsip bir zamanda cevabî nâme ile iade edilmek üzere elçi alıkonuldu.

Sultan Murat, hareketinden evvel halka hiç bir suretle zulüm edilmemesine ve âdilâne hareket olunmasına dair her tarafa şiddetli bir tamim yaptı. Kendisinden evvel sadrâzam Bayram Paşa'yı yolladı; sadrâzam îcabeden tertibatı aldı ve 1638 Mayısı'nda (23Zilhicce 1047) Sultan Murat Üsküdar'dan hareket etti; şeyhülislâm Yahya Efendi ile sadaret kaymakamı ve kaptan-ı derya olan Kemankeş Kara Mustafa Paşa ve pâdişâhın en yakın musahibi vezir silahtar Mustafa Başa ile onun akıl hocası ve Sultan Murat'ın mutemedi Ruznâmeci (Maliye hazinesi yevmiye defterini tutan) İbrahim Efendi ve Musahip Deli Hüseyin Paşa ve kazaskerler de pâdişâhla beraber gidiyorlardı. Sultan Murat, Silahdar Paşa ile ruznâmeci İbrahim Efendi'ye çok îtimad ettiğinden onlar ne derlerse onu yapardı.


Sakarya Şeyhinin Ölümü

İnönü'ne gelindiği zaman sadrâzam Bayram Paşa orduya geldi; yolda yine katller başlamıştı. Bolvadin'de Hekimbaşı Emir Efendi'nin arpalığı olan Mihaliç de naibten şikâyet olunarak katledildi. Ilgın'da Sakarya Şeyhi diye meşhur olan Ahmed, güya mehdilik iddia ederek başına yedi sekiz bin kişi toplamıştı, Şeyh Ahmed, üzerine sevk edilen kuvvetleri bozmuş ve sonra bir düzen ile yakalanarak on iki adamıyla Konya'da bulunan Sultan Murat'ın yanına getirilmiştir. Sakarya Şeyhi bazı suallerden sonra cellad Kara Ali tarafından pek feci surette mafsalları, burnu, kulağı el ve ayakları kesilmek suretiyle öldürülmüştür; bu kadar feci vaziyete karşı Sakarya Şeyhi, Cellat Kara Ali'ye "acele etme" diye işkenceye tahammül ile telaş göstermemiştir.


Molla Hünkâroğlu'nun İstanbul'a Sürgün Edilmesi

Pâdişâh Konya'da bulunurken Konya Mevlevi Şeyhi Molla Hünkâroğlu Bekir Çelebi şikâyet edildi. Bekir Çelebi gerek mevkii ve gerek Revan Seferi'ne giderken pâdişah'ın kendisine gösterdiği iltifat ve tekke matbahına verdiği fazla tahsisat dolayısıyla şımararak her işe müdahale ettiğinde kendisinin muvafakati alınmadıkça hükümet adamları, kadılar hiçbir iş göremez olmuşlardı. Pâdişâh şikâyetler dolayısıyla Bekir Çelebi'nin öldürülmesini emrettiyse de Silâhtar Mustafa Paşa ile Bayram Paşa ve şeyhülislâm Yahya Efendi hep birden şefaat ettiklerinden Bekir Çelebi mallarına el konularak İstanbul'a sürgün edilmiştir. Bayram Paşa, tarikat ehline muhib ve Nuriye-i Zeyniyye denilen tarikate müntesip olduğu için Bekir Çelebi İstanbul'a geldiği zaman Bayram Paşa'nın sarayına indi ve bir müddet sonra İstanbul'da vefat etfi.

Yine pâdişâh Konya'da iken tebdil gezdiği sırada Receb Paşa'nın matracılanndan olup o sırada yeniçeri orta kumandanlarından bulunan Hüsrev Subaşı'yı görüp tanıyarak hiddet ve gazabla yüzüne bakıp geçmiş ve otâğ-ı hümayun a varınca yeniçeri ağasına, Hüsrev'in katledilmesi için bir hatt-ı hümayun yollamış. Yeniçeri ağası bu hatt-ı hümayunu ocak kethüdasına vermiş, kethüda mûtad üzere akşam zamanı Hüsrev Subaşı'yı davet etmiş, subaşı giderken pâdişâhın gazabla bakışından ve sonra kethüdanın davetinden şüphelenerek geri dönüp bıçağını çekerek çadırdakileri dağıtıp gece karanlığından istifade ile kaçmaya muvaffak olmuştur.


Hekimhaşı'nın Ölümü

Konya'da sekiz gün kaldıktan sonra hareket edildi; Şam Trablus valiliğinden mâzul bulunan Ahmed Paşa'nın mezalimine binaen boynu vuruldu; elli beşinci konakta Halep'e gelindi (1638 Temmuz) Mısır kuvvetleri orduya geldi. Oradan hareketten sonra Ohri sancakbeyi Piri Paşa orduya geç geldiği için katlolundu; âlim, fazıl bir zat olan Piri Paşa'nın katli orduda teessüre neden oldu.

Bu sırada hekim başı Emir Çelebi'nin afyon kullandığı hasmı olan Silâhdar Paşa tarafından pâdişâha arz edildidiğinden pâdişâh Emir Çelebi'yi getirterek cebindeki afyonu bulup kendisine yutturduktan sonra oturtup satranç oynatmış ve takatsizliğini gördükten sonra izin vermiş; zavallı hekimbaşı çadırına bitkin bir halde gelmiş talebeleri kendisine ilâç tertip etmek istedilerse de "bana ilâç istemez silâhtar gibi hasmı olan bir adama ölmek evlâdır" diyerek afyonun üzerine buzlu şerbet içip bir müddet sonra ölmüştür.


Bayram Paşa'nın Vefatı

Tütün yasağı münasebetiyle tutulan tiryakiler katlediliyorlardı. Celab mevkiine gelindiği zaman sadrâzam Bayram Paşa vefat etti. Cenazesi İstanbul'a naklolunup yerine ruznameci İbrahim Efendi'nin tavsiyesiyle Diyarbakır valisi Tayyar Mehmet Paşa tayin olundu; orduda kaptan-ı derya Kemankeş Kara Mustafa Paşa varsa da onun Silahtar Paşa ve İbrahim Efendi ile araları iyi olmadığı için Tayyar Paşa vezir-i âzam olmuştu. Sultan Murat, Bayram Paşa'dan memnundu. Ölümünü duyunca çadırına gelip ağladı, "kadirşinas bir vezirden ayrıldım" diye teessürünü gösterdi. Mardin'den sonra Cerahlis konağına gelindiği vakit devlet müsteşarı ruznameci İbrahim Efendi öldü. Hayırlı ve iyilik sever bir adam olup pâdişâhın itimadını suistimal etmemiştii.


Bağdat Kuşatması

Ordu yüz doksan yedi günde Bağdat'a vardı. Padişah kendi otağını İmam-ı âzam ziyaretgâhı önüne ve Dicle kenarına kurdurdu. Pâdişâh "Bağdat-ı fethetmeden ser-mezhebimizi ziyaretten utanırım" diyerek ziyaretini Bağdat'ın fethinden sonraya bıraktı.

Hafız Ahmed Paşa Bağdat'ın aşağı tarafındaki karanlık kapıdan ve Hüsrev Paşa ise imam-ı âzam kapısı tarafından kuşattıklarından İranlılar kalenin bu cihetini ziyadesiyle tahkim etmişlerdi. Sadrâzam Tayyar Paşa bunu pâdişâha arz ile bu defaki kuşatmanın pek muhkem olmadığı haber alınan Akkapı tarafından yapılmasını arzeyledi; mütalaası kabul olunarak asker siperler kazıp Meteris'e girdi ve diğer kale kapıları da kuşatıldı (9 Receb 1048 - 16 Ekim 1638). Bağdat kalesinin kara tarafı tamamıyla kuşatılmıştı, Akkapı tarafından sadrâzam, yeniçeri ağası ve Rumeli beylerbeyi vardı. Bağdat'ın müdafii Bektaş Han isminde biri idi; kalenin çöl tarafından kuşatılması muhafızları şaşırttı. Bağdat'ın Şat kapısı'na da ayrıca toplar konarak kale oradan da dövülmeye başladı. Sultan Murat sadrâzam Bayram Paşa vasıtasıyla Bağdat muhasarası nda kullanılmak üzere Birecik'te ikisi elli ve üçü kırk librelik yani on sekiz ve yirmi okkalık gülle atan beş büyük top döktürmüştü. Pâdişâh siperleri gezip askerleri cesaretlendiriyordu; İranlıların siperlere karşı olan taarruzları ve baskınları defedilmekte idi. Hendekler dolmuş, kale duvarları bir çok yerden yıkılmış olup yürüyüş zamanı geldiği halde yapılamıyordu; bundan dolayı pâdişâh muhasaranın otuz yedinci günü yani şabanın on altısına tesadüf eden 23 Aralık 1638 de vezir-i âzamı davet ederek "hendekler doldu niçin yürüyüş edilmiyor" diye tekdir etti; vezir-i âzam:
—"Pâdişâhım sabrolunsun, ankarib şehir fetholunur, yürüyüşe zaman vardır, acele ile askeri kırdırmıyalım" deyince
pâdişâh tekrar kendisine hitap edip:
—"Senin namın, dilaverliğin ve şecaatin bu mudur? Tehirin mânası nedir?" deyince vezir-i âzam:
—"Ben canımı pâdişâhıma feda etmişim, Tayyar kulun ölmekle bir şey olmaz, hemen Allah kaleyi ihsan eylesin" sözleriyle ertesi gün kaleye yürüyüş ilân ettirdi.


Tayyar Paşa'nın Şehadeti ve Bağdad'ın Zaptı

Filhakika ertesi günü büyük bir yürüyüş yapıldı, bazı kuleler ele geçerek bayrak dikildi. Sadrâzam elinde kılıç olduğu halde kendi tarafındaki kuleler üzerine yürüdüğü sırada alnına isabet eden bir tüfek kurşunu ile vurularak şehit oldu; pâdişâh bunu duyunca müteessir oldu; "ah Tayyar, Bağdat kalesi gibi yüz kale değerdin" diye değerli vezirine acıdı, onun yerine kaptan-ı derya olup orduda bulunan Kemankeş Kara Mustafa Paşa'yı tâyin etti. Hücum devam ediyordu nihayet muhasaranın kırkıncı cuma günü muhafızlar aman istediler ve bu suretle Bağdat alındı.

Sultan Murat Bağdat'ın alınmasından sonra İmâm-ı azam'ın kabrini ziyaret etti; İmâm-ı âzam ve Abdülkadir Geylanî türbeleri ve kale tamir olunup yeniçeri ağası Hüseyin Ağa Bagdat valisi oldu ve yeniçeri kethüdası Bektaş Ağa sekiz bin yeniçeri ile Bağdat muhafazasında bırakıldı.


Pâdişâhın Geri Dönüşü

Sultan Murat, ordu ile sadrâzam Mustafa Paşa'yı Bağdat'ta bırakarak sadaret kaymakamlığına kendisinin en mûtemed adamı olan Şam valisi Silâhdar Mustafa Paşa'yı tâyin edip İstanbul'a döndü.

Sultan Murat'in Bağdat seferine hareket etmek üzere olduğu sırada Şah Safî tarafından elçi olarak gönderilen Maksud Han, bu sefer esnasında Musul'a yollanıp orada bırakılmıştı. Bağdat zapt edilince elçi bir nâme ile iade olunmuştu. Sultan Murat (27 Ocak 1639 / 1048 Ramazan) tarihli nâmesinde:
Sulh Murat edilirse ecdad-ı izamım zamanında kendilerine ait olan memleketlerin geri verilmesi ve her sene verilegelen hediyelerin gönderilmesi, aksi takdirde hududda kışlayarak ilk baharda taarruza geçeceği yazılıyordu. İran elçisiyle beraber pâdişâh tarafından Hamza Paşazade elçilikle nâmeyi şaha götürdü.

Sultan Murat Bağdat'tan dönüşünde Diyarbakır'a gelmiş; Rumiye Şeyhi diye maruf olan Nakşibendî şeyhi Mahmud'u, manevî nüfuzu ve müridlerinin çokluğu sebebiyle, şeyhlikten şahlığa çıkmak istemesi ihtimaline binaen asesbaşı ile cellad Kara Ali'yi gönderip şeyhi boğdurmuştur.


İran'la Barış

Nâme ile İran'a gönderilen Osmanlı elçisi ile beraber şahın mirahuru Mehmet Kulu ismindeki İran elçisi geldi. Elçi İran hududu üzerindeki Şehriban'da sadrâzam tarafından kabul olundu. Kars'ın İran'a terki teklifi şiddetle reddolunup Dertenk kalesinin anahtarının derhal gelmesi ve İran kuvvetlerinin altı gün içinde Bağdat vilâyeti hududundan çekilmesi hakkında şaha mektup yollandı; sadrâzam buradan Kasr-ı Şirin mevkiine geldiği zaman İran tarafından murahhas olarak Saruhan geldi ve askere maaş verilirken sadrâzam tarafından kabul olundu.

Kasr-ı Şirin muahedesi diye meşhur olan bu anlaşma gereğince Bağdat tarafından hudut, Bedre Hassan, Hankın, Mendeli, Deme, Dertenk'ten, Sermenel mevkiine kadar arada olan sahralar ve burada Caf aşireti'nin bazı kabileleri ve Zincir kalesi'nin batısındaki köyler ve Şehr-i zor yakınındaki Zalim Ali kalesi'nin civarı Osmanlılarda kalacaktı; bundan başka kuzey hududundaki Kars, Ahisha, Van ile, Şehr-i zor, Bağdat ve Basra hudutlarına Şah tarafından katiyyen taarruz edilmeyecekti. Zincir kalesi, Van hududundaki Kotor, Bakû, Kars taraflarında olan kaleler her iki tarafça da yıktırılacaktı. Muahedenin sonunda eğer barışa riayet edilecekse Şeyheyn yani Ebu Bekir ile Ömer'e ile Osman ve Peygamber'in zevcelerinden Ayşe ile diğer bazı eshaba seb ve lanet edenlerin men'i de sulh şartları arasında idi.

İşte bu suretle 1623'den 1639 Mayısına kadar (1049 Muharrem) on altı sene süren İran muharebesinin üçüncü safhası da sona erdi; bu sırada İran şahı, Şah Abbas'ın torunu olan Şah Safî idi.

Vezir-i âzamın bu muvaffkiyetini, pâdişâhın yakınlarından olup Kemankeş Kara Mustafa Paşa'ya aleyhtar olan Silâhtar Mustafa Paşa az görerek Sultan Murad'ı sadrâzam aleyhine kötü göstererek öldürülmesine az bir şey kalmışken sadaret kaymakamlığına getirilmiş olan eski Sadrâzam Tabanıyassı Mehmet Paşa'nın, vezîr-i âzamı müdafaa etmesi neticesinde Kemankeş Kara Mustafa Paşa ölüm tehlikesini atlattı ise de Tabanıyassı Mehmet Paşa, Silâhdar Paşa'nın padisahı teşviki üzerine bazı bahanelerle katledilmiştir. sadrâzam aleyhine olan harekâta Silâhdar Paşa'nın pâdişâh üzerindeki nüfuzu sebebiyle isteyerek veya istemeyerek musahip Deli Hüseyin Paşa ile şeyhülislâm Yahya Efendi de katılmışlardı.

Sadrâzam, sulh akdinden sonra Bağdat valiliğine vezirlikle Derviş Mehmet Paşa'yı tayin ettikten sonra İstanul'a geldi.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz