Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
EĞER PADİŞAH BİZ İSEK!!!
Cezayir Ocağı
XVI. ve XVII. Yüzyılda Talik Yazı
İngiltere
Kethüda Cenaze Hasan Paşa
Öksüz Dede / Öksüz Âşık
TARİHİMİZDE BİLİNMEYEN KÜÇÜK OLAYLAR
Fuzuli'den örnek şiirler ve günümüz Türkçesine çevirileri
Memikzâde Mustafa Efendi
Gönüllüler Aranıyor

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Kınalızade Ali Efendi

Meşhur Kâtip Çelebi'nin "Allâme-i Rûm ve dehre bir gelenlerdendir” diye senasında bulunduğu Kınalızade Ispartalıdır. Babası Mirî Mahlâslı Kadı Emru11ah ve büyük babası da Abdlkadir Hamidî'dir. Abdülkadir, bir aralık Fatih Sultan Mehmed'e hoca olmuş ve Kazaskerliğe kadar çıkmıştır. Ali Efendi 916 H. 1510 M. de Isparta'da doğmuş, usul üzere Medresede ders görmüş, müderrislik etmiş, Sahn-ı Seman ve Sahn-ı Süleymaniye medreselerinde bulunmuş, Şam, Mısır, Bursa Edirne ve İstanbul kadılıklarında hizmet etmiş ve Anadolu kazaskeri iken 989 H. 1581 M. senesinde vefat etmiştir. Kabri Edirne kapısı haricindedir.

XVI. yüzyıl ortalarında Ebussuûd Efendi'den sonra teferrüd eden Kınalızade ve Şah Mehmed Efendi'lerden birincisi vukuf ve malûmatı ile daha çok şöhret bulmuş olup kendisini yakından tanıyan müverrih Âlî, eğer sağ olsaydı Ebussuûd Efendi ayarında büyük bir şahsiyet olurdu demektedir. Şekayık zeylini yazan Atâyî, Kınalızade'yi serdefter-i ulema diye tavsif ettikten sonra belagat, edebiyat riyaziye, fıkıh, felsefe, tefsir ve hadis'de çok derin olduğunu beyan ediyor.

Kınalızâde'nin en meşhur eseri Ahlâk -ı Alâî olup 971 ile 973 seneleri (1563-1565) arasında Şam kadısı iken yazmıştır.

Kınalızade, dersten icazet aldıktan sonra arkadaşı Şah Mehmed Efendi, hocasına yardımcı olup Kınalızade ise uzun zaman bir medreseye tayinini beklemiş ve o müddet zarfında bazı kitaplar istinsah etmiş, nihayet beklemekten usanarak yazdıklarını toplayıp o sırada kazasker bulunan Ebussuûd Efendi'ye gidip "Arkadaşlar kapı kapı dolaşırlarken bu fakir eser yazdım, bu eserlerden başka şefîm’ (şefaatçim) yoktur, eğer zamanınızda buna ehemmiyet verilmezse başka bir kapıya müracaat edelim” deyince Ebussuûd Efendi kitapları telmih edip:

— Böyle dilsiz şefî’lerin şefaatleri ile mansıb almak gerek, bu harem-i sultanî şefaatinden yüz kerre daha müreccahdır (üstündür). diyerek Kınalızâde'ye yirmi akçe ile Edirne'de Hüsamüddin medresesini vermiştir.

Kınalızâde'nin, evvelden okuduğu ve sonra da okuttuğu derslere haşiye (izahnâme) tâlikat (haşiyenin her hangi bir bir kısmının îzâhı) yazmak âdeti imiş, bundan dolayı bir hayli haşiye ve tâlikatı vardır. Edebiyat-ı Arabiyyede yüksek olan bazı âlimlerin kendi kalem kudretlerini göstermek için yazdıkları Risale-i Kalemiye ismindeki risaleler gibi bunun da çok kıymetli bir risalesi vardır. Fakat asıl şöhretini mucib olan Ahlâk-ı alâî’dir. Mutlakiyet ve Meşrutiyet devirlerinde liselerde okutulan ahlâk kitapları, hep bu Ahlâk-ı alâî'den alınmıştır; Ahlâk-ı Alâî bugün de ilmî kıymetini muhafaza etmektedir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz