Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
XVI. Yüzyıl Sonları ile XVII. Yüzyılda Osmanlı Denizciliği
Osmanlılarda İlk Madeni Paralar
Osmanlı'da birlik içinde yaşama sanatı
Cibali'de Tarihî Sokaklar, Evler
ETNİK-İ ETERYA
SULTAN VAHÜDİDDİN'İN İTALYA KRALI'NA CEVABI
Bunları Biliyor muydunuz -II
XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Venedik İlişkileri
Hamdullah Subhi Tanrıöver
Kütahya Yakup Çelebi Medresesi (İmaret Mescidi)

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Kadı-zâdeliler veya Fakılar

Sayfadaki Başlıklar


Birgivî Mehmed Efendi
Küçük Kadı-zâde
Kadı-zâde'nin Görüşü
Kadı-zâdelilerin Ortaya Attıkları Meseleler
Kadı-Zâdelilerin Saraydan Kuvvet Almaları
Sofiye'nin Devran Ve Semâ Meselesi
Üstüvanî Mehmed Efendi
Kadı-zâdelilerin Saldırgan Hal Almaları
Kadızadelilere Karşı Şeyhlerin İlmî Karşılıkları
Kadı-zâdelilerin Hükûmet İşlerine Müdahaleleri
Köprülü ve Kadı-zâdeliler
Kadı-zâdelilerin Zihniyetleri

Birgivî Mehmed Efendi

Kadı-zâdeli veya fakih'ten galat olarak fakılar hakkında malûmat verebilmek için ilk olarak, bunların Tarikat-i Muhammediye isimli eserini zahiren kendilerine prensip kabul ettikleri Birgili Mehmed Efendi 'den kısaca bahsetmek lâzımdır.

Birgivî Mehmed Efendi aslen Balıkesirli olup Ali adında bir müderrisin oğludur. Kendisi müderris ve vaiz olup İkinci Selim'in hocası Birgili Ataullah Efendi'nin memleketinde yaptırdığı medreseye önce Mehmed Efendi müderris olup vefatına kadar burada kalmış ve bundan dolayı Birgivî lâkabı ile şöhret bulmuştur.

Birgivî Mehmed Efendi gerek vaazlarında ve gerek eserlerinde samimî olup kanaatini hiç kimseden çekinmeden söyler ve müdafaa ederdi. Kendisi bir aralık tarikate girme hevesine düşüp Bayramiye Melamilerinden Karamanlı Abdurrahman Efendi'ye intisap eyledi ise de tarikatteki riyazet ve vahdet-i vücûd felsefesini kavrayamadığından şeyhi tarafından zahir ilimlerle meşgul olması tavsiye edilmiştir.

Yirmi kadar eseri olan Birgivî'nin bunlar arasında en mühim eseri Tarikat-i Muhammediye isimli mev'izeye ait kitabdır; bazı risaleleriyle bazı mütalaaları Ebussuûd Efendi ile Bilâl-zade tarafından çürütülmüştür. Birgivî 981 H./ 1573 M. de Birgi’de vefat etmiştir.

Birgivî'nin eserleri XVII. yüzyıldaki bazı vâizlerin ellerine geçip bunu kendi ipliklerini boyamalarına alet edip suret-i haktan görünmek suretiyle menfaatler elde etmişlerdir. Bu Kadızadelilerin başında meşhur Küçük Kadı-zâde denilen Balıkesirli Mehmed Efendi gelmekte olup mahlası kurduğu teşkilâta ad olmuştur.


Küçük Kadı-zâde

Kadılardan Doğanı Mustafa Efendi'nin oğlu olan Kadı-zâde Mehmed Efendi
990 H. / 1582 M.'de Balıkesir'de doğmuş; memleketinde Birgivî talebelerinden ders görmüş İstanbul'a gelerek tahsilini bitirip icazet almıştır; Kadı-zade bir ara, Tefsirî demekle meşhur Terceman Yunus tekkesi şeyhi Ömer Efendi 'ye intisap ettiyse de meşrebine muvafık gelmediğinden bir müddet sonra çekilerek kürsülerde vaaz ve nasihat etmeğe başlayıp serbest ve güzel söz söylemesi ve avamı cezb ve celb etmesini bilmesi sebebiyle az zamanda meşhur olmuş ve bu şöhreti ile saray adamlarına ve onlar vasıtasıyla pâdişâha çatmış ve 1041 H./1631 M. de Ayasofya Camii'ne vaiz olmuştur.

Kadı-zâde kurnaz, cerbezeli ve çok hırslı bir şahsiyet olup Sultan Ahmed'in ölümünden sonraki vaziyetlerden, hükümetin sıkışık durumundan ve halkın bunaltısından istifade ile şeriatin savunucusu olarak kendisini gösterip bütün hataların şer'-i şerife aykırı hareketlerden ileri geldiğini ilân ile İstadbul’u birbirine katarak bir kısım ayak takımını hükümete ve şeriate mugayir saydığı tarikatlere karşı cephe aldırmağa muvaffak olmuştur.


Kadı-zâde'nin Görüşü

Çok haris olan Kadı-zade vaazlarıyla kendisini gösterdikten sonra arzusu olan saraya çatmağa muvaffak oldu ; IV. Murad'ın sevgisini kazandı; pâdişâhın tütün yasağını bahane ederek İstanbul’da temizlik yapmasında âmil oldu; devlet idaresini ele alan pâdişah'ın tütün kullanmayı men eylemesi üzerine Kadı-zâde bundan istifade ile pâdişâhın men eylemesiyle tütünün haram olduğunu beyan eylemek suretiyle hükümdarın fermanına destek oldu. Kadı-zâde'ye tütün ve kahvenin Allah tarafından haram edilmemiş olduğu söylendiği zaman "ulülemr olan pâdişâhın men etmesiyle terki lâzım gelir, dinlemeyenler katlolunur" diye sudan cevap verdi; bu sayede Sultan Murad tütün yasağı bahanesiyle haklı, haksız çok adam öldürdü; bu hususta Naîma şöyle diyor:
"Fermân-ı mülûkânelerin tenfiz için bî-nihaye halkı katletmeğe Kadı-zâde'yi siper edip satvet ve mehabetleri âlem-gir oluncaya dek nice bin derdmend-i bî-günahı şimşir-i gazab ve siyaset ile tebah etmişlerdi”

Kadı-zâde'nin mücadelelerinden biri de Sofiye ricali ile uğraşmak olmuş; devran ve semaın haram olduğunu iddia etmiş ve bu iddiası kendisinden sonra gelen tebaası tarafından asabiyet tehditle takip olunmuştur.


Kadı-zâdelilerin Ortaya Attıkları Meseleler

O devirde hayatta olup tarihini yazan Şarihü'l-menarzade Ahmed Efendi, Kadı-zâdelilerin yaptıkları dolayısıyla onlara adam akıllı hücum etmektedir. Kadı-zâde, aralarındaki meşrep ve kanaat farkı olmaksızın tarikatler ve mutasavvifenin kanaat ve düşünceleri hakkında, en önce çağdaşı olup Sivasî Efendi diye meşhur olan Abdülmecid Şeyhi Efendi ile çatışmıştır. Sivasî Efendi ile Kadı-zâde arasındaki ihtilaflı mesele on altı idi:

1— Müsbet ilimlerin ve bu miyanda riyaziyenin (matematik) tahsili meşru mu değil mi?

2— Hızır Peygamber sağ mı, değil mi ?

3— Ezan ve nât-i nebevî, mevlût ve sair şeylerin makamla ve güzel sesle okunması caiz mi değil mi?

4— Tarikat erbabının devran ve semâları meşru mu değil mi?

5— Makam-ı tazimde Peygambere sallalahü aleyhi ve sellem ve eshaba radiyallahü anh demek lâzım mı değil mi?

6— Sigaranın, kahvenin ve sair muhdesatın haram olup olmadığı,

7— Hazret-i Peygamberin peder ve valdelerinin imanları hakkında,

8— Firavnun imanla ölüp ölmediği?

9— Şeyh-i ekber Muhyiddin-i Arabî hakkında mutasavvife ve Kadı-zadenin kanaatleri,

10— Hazret-i Hüseyin'in şahadetine sebep olan Yezid'e lanet edilip edilmemesi,

11— Peygamber zamanından sonra meydana gelen ve tatbik edilen bid'atler hakkında,

12— Kabirleri ziyaret edip etmemek,

13— Cemâatle nafile, regaib, berat, kadir namazları kılınmak bahsi,

14— Kibarın elini, eteğini, ayağını öpmek ve selâm almakta eğilmek bahsi,

15— Emr-i bi'l-mâ'ruf ve nehy-i ani'l-münker bahsi,

16— Rüşvet bahsi.


Sofiye'nin Bu Sorulara Cevabı

Abdülmecid Sivasî Efendi müsbet ilimlerin tahsilini, Hızır Peygamber'in hayatta olduğunu ezan, ve buna benzer okunan şeylerin güzel sesle ve makam ile okunmasını, devran ve semaın caiz olduğunu, tazim makamında gerek Peygambere ve gerek ashabına lâzım gelen hürmetin ifasını; sigara ile kahvenin haram olmadığını, Peygamberin peder ve validelerinin iman ile vefat ettiklerini, Muhyiddin-i Arabi'nin Şeyh-i ekber namıyla en büyük İslâm mutasavvıfı olduğunu; Peygamber zamanından sonra meydana gelen güzel âdetlerin kabul edilmesini ve diğer buna benzer meselelerin akli ve mantıkî olanlarının yapılmasını tasrih ve ispat ile bu hususa dair kanaatini risale ve vaaz suretiyle beyan etmiştir.

Kadı-zâde Mehmed Efendi, 1045 H./ 1635 M. tarihinde vefatına kadar vaazlarına devam etmiş ve bu iki zat ile tarafları arasındaki münakaşa sözde ve yazıda kalıp münazaa ve mücadeleye kadar gitmemiştir. IV. Murad bunların münakaşalarına müdahale etmeyip siyasetine âlet olan Kadı-zade'yi tutmakla beraber Abdülmecid Sivasî Efendi'ye de lâzım gelen riayeti göstermiştir.


Kadı-Zâdelilerin Saraydan Kuvvet Almaları

Kadı-zade Mehmed Efendi nın ölümünden sonra ona tabi olan kürsü vaizleri saraya
kuvvet sokarak para almak ve mevki elde etmek almaları için haram olduğu kat'î delillerle sabit olmayan şeylerin haram olduğunu iddia ve bunları yapanların kâfir olduklarını beyan eylediler; yani hocaları olan Kadı-zâde'nin kanaatlerini kürsülerde ızhar ile nafile namazı kılanları, güzel sesle okuyanları, cumalarda salevat getirip Radiyallahü anh diyen müezzinleri, na't-ı şerîf okuyanları zorla ve tehdit ile menettiktan başka Hazret-i Peygamber'in vefatlarından sonra hadis olan güzel ve mâkul şeyleri yapanların küfürlerine hükmedecek kadar ileri gittiler.


Sofiye'nin Devran Ve Semâ Meselesi

Kadı-zâdeliler, asıl hasım oldukları tarikat ed-devrân vesemânın devran ve semâlarını raks telakki edip raksın ise haram olmasına dayanarak Müslümanların bunları menetmelerini vaazlarında telkin eylediklerinden cahil halktan ekserisi bunların sözlerine uyarak Halvetiye, Mevleviye ve sair tarikat erbabının düşmanı olmuşlar ve bunları tekfirden başka tekkelerine gidenlerin bile küfrlerine hükmedecek kadar ileri varmışlar ve bu yüzden tarikat erbabı sinerek bu mütecavizlere karşı hükümeti ele almış olan ağaların da bu şuursuz kalabalığa uymaları üzerine devranî ve Mevlevî tekkeleri âyin yapamaz olmuşlardı.

Bu husus hakkında Naîma kaynaklarından naklen hulâsa olarak şöyle diyor:
"
IV. Sultan Mehmed'in ilk zamanlarında devlet işleri saltanat şerikleri ellerinde olduğu sıralarda Kadı-zâdeliler şöhret peyda etmişlerdi; sebebi bu ki ehli tarik şeyhlerinin pek çoğu dünya malına haris olmayıp kanaatle geçinip mal peydasına lâzım olan hile ve dalavere nedir bilmezlerdi. Ama kadı-zadeliler züht ve takva suretinde görünmeyi dünya tahsiline bir vesile edip ekseriya murabahacı habisleri ve muhtekirleri ve müraî kallaşları teshir edip enva-i tezvirat ve hile ile işlerini görürlerdi. Saray adamlarından baltacılar, bostancılar ve kapıcılardan bazı kimseler bunların vaazlarında bulunup ve kimisi derslerine devam edip dünya tahsiline münasip vesiledir diye saraydan kızlar ağasına ve valide sultana bunları tanıtarak iltifat ve atiyelere nail etmişlerdi.


Üstüvanî Mehmed Efendi

Kadı-zâde'den sonra gelen vaizlerin en cerbezelisi, cerrar ve riyakârı Üstüvanî Efendi denilen Şamlı biri idi. Bu adam memleketinde birisini öldürerek kaçmış, sonra İstanbul'a gelerek Ayasofya Camii 'nde direk dibine oturup somaki direğe dayanarak vaaz ve nasihatte bulunduğu için Üstüvanî diye meşhur olmuştur.

Saraya mensup baltacı, bostancı, kapıcı ve helvacı lardan okur yazarlar bunun dersine devam ederek kendisini içeriye yani harem-i hümâyuna duyurmuşlar ve Pâdişâh hocası Reyhan Ağa da bu riyakâr adamı himaye etmiş ve hattâ kanuna mugayir olarak sarayda Hasoda'ya kadar alarak orada vaazettirmiş ve Pâdişâh şeyhi diye İstanbul'a velvele salmıştı. Bu suretle saraya arka veren Üstüvanî Efendi, kendisi gibi mutaassıb vâız olan Sultan Mehmed camii vaizi Şeyh Veli, Çavuşzâde, Köse Mehmed, İç oğlanları hocası Süleymaniye vâizi Şeyh Osman, Çelebi Şeyh ve yeniçerilerin Orta camii vâizi Hüseyin Efendi, bu Üstüvanî ile ittifak ederek tarikat erbabına karşı kürsülerde atıp tutmağa ve halkı tahrike başlamışlardı.


Kadı-zâdelilerin Saldırgan Hal Almaları

Kadı-zâdelilerin saraydaki hâmilerinden aldıkları cür'ete ilâveten vezir-i âzam tarafından da verilen buyruk ile Salkımsöğüt'le Demirkapı tarafındaki Halvetî tekkesini basarak dervişleri dağıtmışlardı. Vezir-i âzam olan Melek Ahmed Paşa 'nın anlayışsızlığı yüzünden İstanbul'da büyük bir kavga olmak üzere idi. Çünkü vezir-i âzamın bu müsaadesinden cesaret alarak diğer tekkelere saldırmak istediler ve bir gece Mısırlı Ömer Efendi'nin Ekmel tekkesini basmağa karar verdiler; yeniçeri ocağının büyük ağalarından Samsuncubaşı Ömer Ağa o tekkenin dervişlerinden bulunuyordu. O gece on beş kadar silâhlı çuhadarlarıyla gelerek tekkeyi muhafaza ettiği gibi kendisi de zikre girdi. Bundan başka ocak kethüdası da o tekkeye bağlı olduğundan onların teşebbüsleriyle Üstüvanî ve taraftarlarına verilmiş olan vezir-i âzamın buyrultusu ellerinden alındı. Fakat pek durmayan bu mutaassıp ve saldırgan zümre, Şeyhülislam Bahai Efendi 'yi sıkıştırıp şeyhlere ve tekkelere karşı mücadelelerine devam etmek üzere devran ve semâ aleyhine olarak kendisinden fetva alarak yine fesada başladılar ve Hoca Üstüvanî ağzından Şeyh Abdülkerim Çelebi'ye kâğıt yazıp kendisini ölümle tehdit ettiler.

Abdülkerim Efendi bu kâğıdı alıp Bahaî Efendi'ye göstermiş, verdiği fetvanın kanlı bir hadiseye sebep olacağını anlayan Şeyhülislâm, Üstüvanî'yi celbetmiş ise de korkusundan gelemeyerek vezir-i âzamin himayesine sığınmış ve o da affı için Reisülküttabı göndermiştir.


Kadızadelilere Karşı Şeyhlerin İlmî Karşılıkları

Kadı-zâde ile Sivasî Efendi arasındaki münakaşa yukarıda görüldüğü üzere Kadı-zâde mensuplarının fiilî taarruzlarıyla çirkin bir şekil almış ve buna karşı Halvetiye şeyhlerinden bazıları da ilmî şekilde risaleler yazarak cevap vermekte bulunmuşlardı. Kadı-zâdelilerin elinde esas umdeleri olan Birgivî'nin Tarikat-i Muhammediye isimli kitabı vardı.

Abülmecid Sivasî Efendi'nin halifesi ve zamanının en büyük şeyhlerinden olan Abdülahad Nuri Efendi, Tarikat-i Muhammediye'ye karşı bir eser yazarak onun bazı kısımlarını tenkit etmiş ve aynı zamanda kendisine mensup olan bazıları da kitaptaki mevzu hadisleri ileri sürerek bu kitabı çürütmek istemişlerdi. Fakat sarayda elleri olan Üstüvanî ve diğer Kadı-zâdeliler bundan etkilenip bu iddialara karşı ilmî surette mukabele edecekleri yerde açıkça münazaraya cesaret edemeyerek sağa sola baş vurup Birgivî'nin eserini çürütenlerin katlolunmalarını isteyerek Şeyhülislâm Bahaî Efendi'yi sıkıştırdılar. Birgivî'nin eserindeki bir çok hadislerin mevzu olduğunu iddia eden Mehmed Ağa Camii imamı Tatar İmam (Kefeli Hüseyin Efendi) dikkatle araştıran bir zat olup Kadı-zâdelilerin Şehülislâm’a müracaat ettiklerini duyunca Bahaî Efendi'ye gelerek:
— "Kadı-zâde adamları efendimi rahatsız etmişler. Eğer mutlaka onların arzusuyla katli lâzım gelirse emr-i Hak ne ise öyle olsun. Fakat ben Kürd Molla değilim ki saklanayım; mevzu hadisleri isbata hazırım; Sultan Mehmed (Fatih) Camii'ne gelerek beni ilzam etsinler, sonra şer'in emrine razıyım" demiş ve bu meseleye ait olan kitapları bir katıra yükletip Fatih Camii'ne gelip "İşte meydan" diye oturup Üstüvanî ve taraftarlarını davet etmiş ise de bu şarlatanlardan hiç biri meydana çıkıp gelememiştir. Bu suretle maksatlarının koyu bir taassup ve yaygara ile din perdesi altında ortalığı karıştırarak menfaat temin etmek olduğu anlaşılmıştır; fakat ilmî şekilde iddialarını isbat etmekten âciz kalan Kadı-zadeliler Saraya başvurarak :
— "Birgivî gibi sâlih ve mütedeyyin bir fazılın eseri pâdişâhımız zamanında tezyif olunmak alâmet-i hayır değildir; hadislerin mevzu olduğu farz olunsa bile ıslâh-ı nas için kaleme alınmıştır. Pâdişâh hazretleri bu kitabın itibarını muhafaza etmek icabeder" yollu sözlerle Tarikat-i Muhammediye kitabının itibarının iadesine çalıştılar ve Şeyhülislâm Bahaî Efendi'ye bu hususta pâdişâhın bir emrini tebliğ eylediler; 1063 Saferinde (1653 Ocak) toplanan ulema meclisinde sarayın direktifi üzere Tarikat-i Muhammediye kitabına yazılan şerhlerin kabul edilmediğine ve kibar-ı eslâfın eserlerine dil uzatılmamasına karar verildi ve ilmî münazara ilzam edemedikleri Kefeli Hüseyin Efedi'ye bu hususta tebligat yapıldı.


Kadı-zâdelilerin Hükûmet İşlerine Müdahaleleri

Suret-i haktan görünen Kadı-zâdeli veya Fakılar avamı ve murabahacı ve muhtekir esnafı ele alıp ve saraydaki hamileri vasıtasiyle kuvvet bulup muarızlarını kâh tehdit ve kâh itikadsızlıkla itham veya saray vasıtasıyla öldürmekle korkutarak devletin içerden ve dışardan en buhranlı zamanında İstanbul'da, istedikleri gibi rüşvet ile kendi üzerlerine aldıkları işleri hükümette hallediyorlardı; bir kısım azil ve tayinler bunların delaletiyle oluyor ve mevkilerini muhafaza etmek isteyen vezir-i âzamlar bunlara yumuşak ve müsamahalı davranıyorlardı; hele Valide Sultanla Dârü's-sâade
ağasına çatmış olan Üstüvanî Efendi'nin bir dediği iki olmuyordu.

Çınar vak'asından sonra saraydaki hamilerinin katledilmeleri üzerine Kadı-zâdelilerin bu gayr-i meşru kazançlarına halel geldi; vezir-i âzamlığa getirilen Boynueğri Mehmed Paşa:
—"Tayin ve sair işleri ulemâya ve vâizlere danışmak ve onların medh u zemmine kulak asmak ne demektir?” diyerek bütün tayinleri kendisi yapıp rüşveti de kendisi almağa başlamıştır; kârlarına kesat gelen Kadı-zâdeli vâizler bundan etkilenerek fırsat kollamaya başladılar; bu sırada Boğazın
Venedikliler tarafından kapatılmasından bunlar cesaret alıp cami kürsülerinde ve bulundukları meclislerde:
—" Zalim ve mürteşi (rüşvet alan) çok, şer'-i şerif icra olunmaz; memâlik-i İslamiye bid'atle doldu; vezir ve müftü ehl-i tariki himaye ederler” gibi sözlerle ortalığı tahrike başladılar.


Köprülü ve Kadı-zâdeliler

Köprülü Mehmed Paşa'nın vezir-i âzam olduğunun sekizinci cuma günü Fatih Camii'nde Cuma namazı esnasında müezzinler na’t-i şerif okurlarken Kadı-zâdelilerden bir güruh bunların nağme ve makam ile okumalarını menetmeğe kalkıştılar; az kalsın kan dökülecekti; Bundan sonra hasımları olan tarikat erbabına tekrar taarruza geçtiler; ne kadar tekke varsa yıktıktan sonra taş ve topraklarını denize dökmeğe ve İstanbul'da rast geldikleri şeyh ve dervişlere tecdid-i iman teklif edip kabul etmeyenleri öldürmeye ve sonra pâdişâha gidip cümle bid'atleri kaldırmaya izin isteyip selâtin camilerinde birer minare alıkoyup diğerlerini yıkmağa ve peygamber zamanından sonra ihdas olunan şeyleri kaldırıp zihniyetlerine göre ortalığa nizam vermeğe ve mâni olmak isteyenlerle eli silâhlı olarak mücadele etmeğe karar verip ertesi günü Fatih Camii'nde toplanmak üzere taraftarlarına haber gönderdiler: "... ol gece bu gulgule şehr-i İstanbul'a münteşir olup softalar sopalar ve kürdeler ile ve muhtekir ve mürâi esnaf ve bunlara mensup şahısların elebaşıları Hacı Mandal ve Fakı Döngel madrabazları şakirdleri ve köleleri olan hatvan Kazak kakavanlarıyla silâh kuşatıp din davasına gidelim şeklinde güruh güruh Sultan Mehmed camiine toplanmağa başladılar.

Bu toplantıyı Vezir-i âzam Köprülü Mehmed Paşa haber alınca, fakıların elebaşılarına haber gönderip nasihat ettirdi ise de dinlemediler; sonra ulemayı davet ile onlarla görüştü ve onlar fakıların iddialarının bâtıl olduğunu beyan ile fitne çıkaranların te'diplerinin caiz olduğunu söylediler; bunun üzerine vezir-i âzam keyfiyeti pâdişâha arz ederek fesatçıların katllerine emir aldı; fakat öldürmek tarafına gitmeyi programına uygun görmeyerek sürgün edilmelerine müsaade istedi ve derhal Üstüvanî ile Türk Ahmed, Divane Mustafa gibi provakatör vâizleri yakalatıp Kıbrıs'a sürdürüp şeyhleri ve tekkeleri bunların ellerinden kurtardı (1066 H./1656 M.).


Kadı-zâdelilerin Zihniyetleri

Kadı-zâdelilerin hakkında verdiğimiz malûmat pek dar olan zihniyetlerini ve avama suret-i haktan görünerek asıl emellerinin yaygara ile gayr-i meşru menfaat temin etmek olduğunu açık olarak göstermektedir.

Bunların güya dini ıslâh maksadıyla isyan çıkarmak istedikleri sıralarda Osmanlı devleti dışarıdan ve içeriden tehlikeli buhranlar geçirmekte idi: pâdişâh çocuktu; hükümet evvelâ ocak ağalarının ve sonra da saray ağalarının emirleri altında olup Anadolu'da âsâyiş namına bir şey olmadığı gibi Venedikliler de denizde üstün vaziyette olup İstanbul tehdit altında idi. Bu saldırganlarla hoş geçinilmesi kendilerini şımartmış ve beş altı sene istedikleri gibi alıp vermişlerdi.

Kadı-zâdeliler veya Fakılar, Peygamber zamanından sonra ortaya konulan şeyleri kaldırmak istemeleri üzerine bunlarla münasebeti olan birisi vâizlerden Türk Ahmed'e:

— "Peygamber zamanında çakşır ve don yoktu, şu halde sizlere göre bunları giymek bid'attir; onları da kaldırır mısınız?" diye sormuş o da :

— " Evet menederiz, izar (futa) ve peştemal kuşansınlar" demiş. Bunun üzerin sual sahibi tekrar:

— " Kaşık kullanmak da bid'atdır, anı ne yaparsınız?" deyince Türk Ahmed:

— " Taamı elleriyle yesinler, ellerine bulaşmakla ne lâzım gelir?" mütalasıyla mukabele eylemiş bunun üzerine sual sahibi dayanamayıp:

— " Efendiler halk-ı alemi soyup götü çıplak çöl Arabı kıyafetine sokmak istersiniz" diyerek ortalığa nizam vermek isteyen vâiz efendi ile alay etmiş.
Bu musahabeyi dinleyen diğer birisi vâiz efendiye:

— " Kaşıklar yasak olunca kaşıkçı esnafı ne yapsınlar?" diye sorması üzerine :

— "Misvak ve teşbih yapıp anınla geçinsinler" cevabını vermiştir.

Meşhur Maan-zâde Hüseyin Bey bu Kadı-zâdeliler'den görünüşleri âbid ve zâhid, fakat içleri fasık ve iğrenç bir çok riyakâr adam gördüğünü ve bunların her türlü ahlâksızlıkları yaptıklarını, yalnız bıyıklarını kırpıp küçültmek suretiyle sünnete riayet göstermek istediklerini naklettikten sonra bunlardan birisinin yetiştirmiş olduğu genç oğlanına vuslat zamanında oğlanın ipek uçkurluğunu görüp ipeğin haram olmasından dolayı "Bu haram kuşağı gider, vücuduma dokunuyor, günahkâr oluyorum" dediğini ve yaptığı şenî fiilinden utanmayıp tütün içmek, ipekli giymek, bıyığını kesmemek gibi şeylerin haram olduğunu ve tekkelerdeki semâ ve devranların ve buralara gidenlerin büyük günah işlediklerini söylediklerini beyan etmektedir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz