Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Osmanlı - Sırp İlişkileri
XV Yüzyıl Ortalarından XVI. Yüzyıl Ortalarına Kadar Askerî Teşkilât
Sarıkamış Faciası
Çelebi Mehmet
II. Abdülhamit Dönemi Fotoğraf Albümü
Sultan II. Murad
OSMANLI TARIHI KRONOLOJISI
Yıldırım Bayezid'in Hakkaniyeti
Yavuz Sultan Selim'in Hayatı
II. Mahmut ve Islahatları

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Kanuni Sultan Süleyman'ın Vefatı

Sayfadaki Başlıklar


Sultan Selim'e haber gidiyor
Sokullu Mehmet Paşa'nın Tedbirleri
Divan Toplantısı
Ordugahtaki Vaziyet
Ordunun Avdeti
Askerin teessürü ve Sokullu'nun nutku

Zigetvar kalesi hücumları devam ederken 73 yaşında ordusunun başında 19. seferini yapmış olan Kanuni Sultan Süleyman 6-7 Eylül (20 Sefer 974) cuma günü akşamı yani cumartesi gecesi sabaha dört saat kala vefat etmişti. Çadırında hasta halinde bulunan pâdişâh kale zabtının uzamasından dolayı canı sıkılarak vezir-i âzam Sokullu Mehmet Paşa'ya hitaben en son olarak:
"— Şu ocağa yanacak dahi alınmaz mı"
yazılı hatt-ı hümâyununu gönderip kalenin zabtını işaret etmişti; filhakika pâdişâhın vefatının ertesi günü kale alınmış ve hükümdarın ölümü gizli tutulmuştur; düşman karşısında vukua gelen bu hal tehlikeli bir durum olduğundan başka kapıkulu ocaklarının teessürle ayaklanmalarına neden olacağından dolayı bütün bütün fena bir vaziyet husule getirebilirdi. Fakat Sokullu Mehmet Paşa'nın tedbirli hareketi hiç bir hadiseye meydan vermemiştir.


Sultan Selim'e haber gidiyor

Sokullu pâdişâhın ölümünü duyar duymaz vezirleri haberdar etmeyerek yalnız kendisinin Kâtibi Feridun Bey'e (Münşeatü's- Selâtin müellifi) haber vermiş ve derhal Kütahya valisi Selim'e, Hasan Çavuş adında bir divan çavuşuyla mektup gönderip acele ordugâha yetişmelerini bildirmişti.

Hasan Çavuş giderken hakikatte asıl meselenin ne olduğunu bilmeyip yalnız Halep beylerbeyliğine tayin olunan bir paşaya müjdeci olarak yollandığını ve geçerken de bu mektubu şehzadeye vermeye memur olduğunu zannediyordu; bu sırada Selim, Sıçanlı sahrasında yaylada bulunmakta idi; Hasan Çavuş buradan geçerken vezir-i âzam'ın mektubunu şehzadeye verip ağızdan da Zigetvar fethi haberini ve pâdişâhın afiyette olduğunu söyleyip geçecekti.

Sadrâzam bir taraftan otağ-ı hümâyunda, yazısı pâdişâhın yazısına benzeyen silâhdar Cafer Ağa'yı oturtup onun yazısıyla muhtelif işler hakkında hatt-ı hümâyunlar gönderterek pâdişâh hayatta imiş gibi hareket ederken diğer taraftan da merhum pâdişâhın naşını otağ-ı hümayunda yıkatıp vefat haberine vâkıf olan tabip Kaysûnîzâde, pâdişâh imamı Derviş ve rikâbdar Mustafa, Musa ve Hasan Ağa'lar ve hepsi 12 kişiden mürekkep bir cemaatle namazını kıldırıp iç organlarını çıkarıp gömdürmüş ve cesedi ilaçlatıp ve kokulu şeylere ve muşambalara sardırdıktan sonra bir tabuta koyup otağ-ı hümâyundaki tahtın altına saklatmıştı.


Sokullu Mehmet Paşa'nın Tedbirleri

Sokullu Mehmet Paşa Zigervar'ın alınmasından sonra vezirleri padişahın vefatından haberdar etmiş ve harice karşı bir şüphe hasıl olmamasına çalışılmıştı; hattâ kendisine ikinci defa nişancılık verilen Celâlzade Mustafa Bey ordugâha geldiği vakit Sultan Süleyman'ı vefat etmiş bulup kendisine nişancılık hil'ati otağ-ı hümâyunda giydirildiği zaman pâdişâhın vefatını öğrendiğinden kendisinin yetişmesine sebep olan ulu hakanın ölümünden müteessir olarak ağlamaya başlayıp sonra zorla kendisini tutmuş, içi ağlar ve yüzü güler bir halde memnun olarak otağ-ı hümâyundan çıkmıştır.

Sokullu, belirli ve sınırlı bir zümreden başka pâdişâhın ölümünü hiç kimseye haber vermeyerek fetih ve zafer münasebetiyle etrafa fetihnameler yolluyor, kaleyi tamir ettirip asker ve silâh koyuyor, muzafferiyetten dolayı otağ-ı hümâyunda ve ertesi günü kendi çadırında mevlûtlar okutturuyor, şenlikler yaptırarak Zigetvar kilisesini tamir ile camiye çevirterek pâdişâhın cuma namazına çıkacağını ilân ettiriyor ve birkaç gün sonra nikristen fazla muztarip olan pâdişâhın namaza çıkamıyacağını yaydırıyordu; hattâ "pâdişâh namazda bulunsa ve in'am ve ihsan olunsa" diye asker arasında dedikodu olduğunu duyan vezir-i âzam bilmemezlikten gelerek derhal orduda dellâllar gezdirip "Beyler, ağalar yarın hazır olasız, divan vardır" diye îlân ettirince pâdişâhın öldüğünden şüphelenenlerin gizli gizli fısıltıları kesilerek herkes Sultan Süleyman'ın sağ olduğuna inanmış ve asker arasında gizlice söylenen bazı dedikodular kesilmişti.

Sokullu Mehmet Paşa, divanın akdinden bir gece evvel Feridun Bey'le bütün vezirlerin çadırına haber yollayıp yapılacak işlerde ağız birliği edilmesini tavsiye etti; asıl korkulan şey yeniçerilerin ayaklanmaları idi; bunun için sadrâzam, bu hususta yeniçeri ağası Ali Ağa ile görüşüp bir çare bulmuşlardı.


Divan Toplantısı

Divan Ertesi günü 12 direkli çadırda divan oldu; umum Kapıkulu askeri divan haricindeki muhafaza hizmetinde yerlerini aldılar; müzakere oldu, kanun üzere askere yemek çıktı; âdet üzere yemekten sonra önce yeniçeri ağası otağ-ı hümâyuna yani pâdişâhın huzuruna girdi ve az sonra dışarı çıktı sadrâzam ile tertip ettikleri veçhile yeniçerilere hitaben : "Yoldaşlar, şevketlû pâdişâhımız buyurdular ki berhudar olup yüzleri ak olsun ve gazaları mübarek ola; yoldaşlıkların tamam edip kaleyi tekmil etsinler; az kalmıştır. Cümlesinin terakkileri (maaş zamları) ve bahşişleri verilsin, makbulümdür; hayır duamı alsınlar" sözlerini pâdişâh ağzından söyler söylemez pâdişâhın emrini süratle yerine getirmek için "at hazır olsun" diye bağırınca yeniçeriler "Bahşişler nice olur" deyince yeniçeri ağası: "Cümlesine ben kefilim, baş üzerine; hemen pâdişâhımızın dileği yerine gelsin, kaleye yetişelim" diye atının üzerine atlayıp çadır önünde inmeyip kaftanıyla sarığını at üzerinde değiştirip yeniçerileri toplayıp kale tarafına doğru çekip götürdü. Anadolu beylerbeyi Zal Mahmud Paşa kereste yetiştirmeye memur olduğu gibi Rumeli beylerbeyi Şemsi Ahmed Paşa da 2000 yeniçeri de beraber olarak Rumeli askeriyle o civardaki Bobofca kalesini zabtetmeye yollanmış ve bu suretle karargâh mümkün olduğu kadar askerden tenhalaşmıştı.


Ordugahtaki Vaziyet

Ordugâhta her gün geçtikçe Sultan Süleyman'ın ölümü hakkındaki şüpheler artıyor, yeni hükümdarın İstanbul'a geldiği şayiası orduda yayılıyordu. Bu durum şüpheleri teyit etmeye başlamış, vezirler telaş ederek Sultan Selim'e acele gelip yetişmesi için arîza göndermişlerdir.


Ordunun Avdeti

Sultan Selim Belgrat'a geldiğini vezir-i azama haber verince Sokullu cevap olarak askerin kanun üzere cülus bahşişi isteyeceklerinden ve ordu hazinesinde yetişecek para olmadığından dolayı Belgrat'ta kalmasını tavsiye etmiş ve Sokullu askerin maaşını verdikten sonra hareket etmişti; kale fethinden sonra tamir bahanesiyle tam 43 gün geçmişti.

Sultan Süleyman'ın nâşının bulunduğu arabanın içinde pâdişâha benzeyen hasoda oğlanlarından Bosnalı Hasan Ağa vardı; Hasan Ağa, beyaz yüzlü, doğan burunlu, köseç sakallı hasta mizaçlı olup boynu sargılı idi; araba etrafında vezirler, solaklar ve peykler ve alkışçı divan çavuşlarının alkışları arasında avdete başlandı.

Hasan Ağa, sağ ve soldan askere selâm verdikçe arabada bulunup iyi seçilmediği ve padişaha benzediği için ölüm şayiasının aslı olmadığı ve bu husustaki şüphelerin dağıldığı görülüyordu. Sadrâzam da ara sıra arabanın yanına sokularak güya bazı şeyleri arzediyordu. Bir kaç menzil sonra eski huduttan içeri girilince vezir-i âzam ikindi divanında "Şimdi memleket dahiline girilmiştir, pâdişâh hazretleri rikâb ağalarıyla tenha kalacaktır" diye askeri uzaklaştırdı; Belgrat'a 4 konak kalmıştı; sadrâzam, hafızları çağırarak "Arabanın yanına gidip Yasin, Kehf suresini ve Kur'an'dan ne isterseniz okuyunuz, zikrullah ederek ilâhi okuyun, pâdişâh hazretleri ziyade hazzeder" dedi. Sabaha dört saat kala hareket olundu; altı hafız okumaya başladı; bu hafızlardan biri de müverrih Selânikî Mustafa Efendi idi; bu zat tarihinde bunu şöyle nakletmektedir:


Askerin teessürü ve Sokullu'nun nutku

"Altı nefer adam vardığımız gibi solaklar sizin burası yürüyecek yeriniz değildir dediler; biz zikrullaha başladık, gece bir orman kenarı mahal idi ; gayet müessir düştü. Gerçi merhumun intikalini bilmez adam kalmamıştı ve merhumun meyti bu vakte değin kırk sekiz gün setrolunmuş oldu, ama keşf-i sır olup aşikar olmağın kırk sekiz yıldanberi serir-i izzette pâdişah-ı âlempenah mevti hasreti tesir edip suziş-i matem ile herkes âh ve nâle ve efgana ağaz eyledi ve hay hay ile ağlaşıp eğleştiler ve şol mertebeye vardı ki yürümeyip hay Sultan Süleyman Han deyu feryada başladılar; vüzeray-ı izam bir yere gelip meyti izhar ettiklerine nadim oldular; evvelki hal ile gitmek evlâ imiş dediler; âhır-ı kâr vezir-i âzam hazretleri gelip "kardeşler, yoldaşlar niçin yürümezsiz yürüyelim, bunca yıllık islâm pâdişâhıdır ; Kur'anı azîm ile tazim eyliyelim ; bu denlü gazevât edip Ongürus vilâyetin dâr-ı islâm eyledi ve cümlemizi nimet-ü- ihsaniyle besledi, ivaz bu mudur ki mübarek cesedini başımızda götürmiyelim ; işte oğlu Sultan Selim Han pâdişâhımız on yedi gündür ki Belgrad'da size muntazırdır ; merhum Gazi padişah rahmetullahi aleyh cümleye bahşiş ve terakkilerinizi tesviye etmiştir, bittamam ihraç olunur, hep aluruz; hemen hafızlar durman Kur'an-ı azîm okuyup yürüyelim" demekle o donmuş kalmış kitle birden canlanarak derdimize derman Kur'andır ; din ve imanımız Kur'andır ; îmanla Kur'anla gidelim deyip sabah karip idi ki Sahrayı Sirem kenarına gelindi."

Sultan Süleyman'ın tabutu Belgrat'a gelince orada bulunan oğlu Sultan Selim de beraber olduğu halde otağ önünde cenaze namazı kılınarak tabut, vezir Ahmed Paşa ile Sultan Süleyman'ın sevdiği adamlardan mîrahurluktan çıkan Ferhad Ağa ve sabık Mısır valisi Ali Paşa ve orduda dervişleriyle beraber bulunan Şeyh Nureddin Efendizâde'ye verilerek 400 kişi ile İstanbul'a gönderilip yaptırdığı Süleymaniye Camii yanındaki türbesine defnedildi.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz