Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Genç Murat'ın Aşkı
Fermanın Yapısı
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Geri Hizmet Ocakları
Musikî Âletleri
Ayasulug (Selçuk) Aydınoğlu İsa Bey Camii
XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna Kadar Tımarlı veya Topraklı Süvariler
Sultanın kıymetli mücevherleri
II. Murat Dönemine Kadar Venedik Cumhuriyeti - Osmanlı İlişkileri
XVIII. Yüzyıldaki Osmanlı Şeyhülislamları
1444 Tarihine Kadar Osmanlı - Eflâk İlişkileri ve Boğdan ile ilk temas

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Kapıkulu Süvarileri

Top dökmek, top mermisi yapmak ve top atmak için teşkil edilen bu ocak da Kapıkulu ocaklarının yaya kısmındandı. Osmanlı ordusunda ilk defa 1389'daki Birinci Kosova muharebesi'nde top kullanılmıştır; topçu ocağının top döken kısmiyle top kullanan bölükleri ayrı ayrı idiler. Topların mutlak surette devlet merkezindeki imalâthanede dökülmesi gerekmeyip çok defa kale muhasaralarında o kale önünde top dökülürdü; nitekim II. Murad zamanındaki Mora ve Arnavutluk seferlerinde ve daha sonra İstanbul muhasarasında böylece develerle getirilen malzeme ile toplar döktürüldüğü görülüyor.

Topçu ocağının en büyük zabitine topçubaşı denilirdi; topçu ocağı efradı da acemi ocağından tedarik edilirdi. Topçu bölükleri muharebe zamanlarında yeniçerilerin önlerine sıralanıp buraya koydukları toplarla düşman hücumuna karşı bunları muhafaza ederdi.

Topların daha ziyade geliştirilerek arabalarla nakilleri için bir de Kapıkulu ocaklarının yaya kısmından olarak top arabacıları ocağı diye bir ocak daha varsa da bunun ihdası daha sonradır.

Osmanlıların iki buçuk asırlık muvaffakiyetli süvarileri hamlelerinde yeniçeri ocağiyle beraber Kapıkulu süvarilerinin de hisseleri vardır. Bunlar sarayın Enderun kısmiyle dış saraylardaki iç oğlanları ve yeniçeri ocağından terfi edip gelen efrattan oluşmaktadırlar. Kanunnâmeye göre bu ocak, Timurtaş Paşa'nın tavsiyesiyle I. Murad zamanında sipah ve silâhdar isimleriyle iki bölük olarak teşkil edilmiş ve daha sonra bu iki bölüğe sağ ve sol ulûfeci ve sağ ve sol garipler ismi verilen dört bölük daha ilâve edilmek suretiyle süvari ocağı altı bölüğe çıkarılmıştır.
Süvari ocağı da yeniçeriler gibi hükümdarın şahsına mahsus olup derece ve maaş itibariyle yeniçerilerden üstündü; fakat hizmet ve hükümet üzerindeki nüfuz bakımından yeniçeriler ileride idiler. Süvari ocağına gerek yeniçeri ortalarından ve gerek saraylardan efrat verildiği zaman buna, bölüğe çıkmak denilirdi. Kapıkulu süvarileri içinde XV. yüzyıl ortalarından itibaren en itibarlısı sipah bölüğü idi; ilk devirlerde buraya devlet adamlarının çocukları da alınırlardı; bu, zamanla üç yüz bölüğe ayrılmıştı; her bölükte yirmi, otuz süvari vardı ve bu sipah bölüğüne kırmızı bayrak da denilirdi. Bundan sonra silâhdar bölüğü gelmekte olup bir adı da sarı bayrak'tı; Fatih Sultan Mehmed zamanına kadar bunlar sipah bölüğünün önünde yer alırken devlet ricali çocuklarının sipah bölüğünde bulunmalarına dayanılarak o bölüğün birinci addedilmesi îcabetmiştir. Bu bölük de zamanla iki yüz altmış bölüğe ayrılmıştı.

Bunlardan sonra gelen sağ ve sol ulûfeciler ile sağ ve sol garip bölüklerinin yani dört bölüğün kurulması XV. yüzyılda ise de tarihi belli değildir. Bunlardan yeşil bayrak denilen sağ ulûfeciler yüz beş, sol ulûfeciler yüz bölük olup aşağı bölük denilen sağ ve sol bölükleri de yüzer bölüğe ayrılmışlardı. Ulûfecilere alınan efrat iç oğlanlarından ve gariplere alınanlar da devşirme harici olarak muharebede yararlıkları görülen diğer Müslüman unsurlardan olurdu. Bu altı bölükten en yüksek yevmiyelisi sipah bölüğü olup diğerleri derece sırasiyle daha az yevmiyeli idiler.

Kapıkulu süvarileri hükümdarla beraber sefere giderlerken pâdişâhın sağ ve solunda yürürlerdi. Sipah sağda, silâhdarlar solda giderler, sipahın sağında sağ ulûfeciler ve silâhdarın solunda da sol ulûfeciler yürüyüp bunların sağ ve solunda da sağ ve sol garipler yürürlerdi.

Sipah ve silâhdarlar muharebe meydanında pâdişâhın çadırını, ulûfeciler gerek muharebe zamanında ve gerek konak yerlerinde saltanat sancaklarını ve garipler ise ordu ağırlıklarını, hazineyi muhafaza ederlerdi.

Altı bölük efradı hayvan besledikleri için devlet merkezinden pek uzak olmayarak merası bol yerlerde oturmaya mecbur idiler. Bunların silâhları ok, yay, kalkan, harbe, balta, pala veya hançerle eğerlerinin kayışına astıkları gaddare denilen geniş yüzlü kısa kılıç ve bozdoğan ismi verilen yuvarlak başlı ağaç topuzdu. Bellerindeki ok keselerinde okları vardı. Muharebede lüzumuna göre bu silâhlardan birisini kullanırlardı.

Kapıkulu süvarilerini teşkil eden altı bölükten her birinin âmiri olarak ayrı ayrı ağaları vardı. Sipah ağası, silâhdar ağası, sağ ulûfeciler ağası gibi. Derece sırasıyla bunların en yükseği sipah ağası idi; her bir bölüğün de bölükbaşıları vardı. Devlet merkezi haricindeki mahallerde oturan süvarilerin mıntıka mıntıka kethüda yeri ismi verilen zabitleri bulunuyordu.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz