Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Yeniçeri ocağı
(Bıyıklı) Derviş Mehmet Paşa
Damadzâde Ebulhayr Ahmed Efendi
Zitvatoruk Antlaşması
Diplomatik İlişkiler
Ebu İshak İsmail Efendi
Hadım Mesih Mehmet Paşa
Kara Vezir Seyyid Mehmed Paşa'nın Sadareti Zamanı
Serbest Mîr-i Mîranlıklar ve Yurtluk Ocaklık Sancaklar
Osmanlı Kıyafetleri ve Fenerci Mehmet Kıyafetnamesi

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Karacaoğlan

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

Yaşamı çeşitli söylentilere bağlı kalmış, bugüne dek kesin bir açıklığa kavuşmamıştır. Yaşamının ayrıntılarını bir yana bırakalım, yaşadığı yüzyıl bile tartışmalı. Kimilerine göre Karacaoğlan XVI. yüzyılda yaşamıştır. Araştırmacıların çoğunluğu Karacaoğlan'ın XVII. yüzyılda yaşadığı görüşünde birleşiyorlar. Doğum yılı da. ölüm yılı da, asıl adı da, öldüğü yer de kesinlikle belli değil. Halkla bütünleşmiş, halkın özümsediği bir halk şairidir.

Karacaoğlan, kimilerine göre Bahçe ilçesinin Farsak köyündendir; kimilerine göre Kozan'a bağlı Feke ilçesinin Gökçe köyündendir; Kilis'in Musabeyli bucağında yaşayan Çavuşlu Türkmenlerinin içinde yetiştiğini, Zobu'lar köyünden olduğunu ileri sürenlerde var. Barak Türkmenleri de Karacaoğlan'ı kendilerinden sayıyorlar. İçel'in Silifke, Mut, Gülnar yöresinde yaşayanlar Karacaoğlan'ı kimselere bırakmaz, kendilerinden sayarlar. Batı Anadolu'da yaşayan Karakeçili aşireti de Karacaoğlan'a sahip çıkanlar arasında. Radloff’a göre ise geliyor Karacaoğlan Belgratlıdır. Asıl adı da İsmail’dir. Oysa, Karacaoğlan'ın asıl adının Hasan ya da Veli olduğu yolunda söylentiler, savlar da vardır. Böylesine bir karmaşıklık içinde Karacaoğlan'ın yaşamının açıklığa kavuşması oldukça güçtür. Tüm bu bilgilerin yanısıra şiirlerinden çıkarılan sonuçlara göre Karacaoğlan'ın, Anadolu'nun güneyinde, güney illerinde doğup büyüdüğü, oralarda öldüğü uzunca bir yaşamı olduğu da anlaşılıyor.

Karacaoğlan bütün yaşamı boyunca değişik yerleri dolaşmıştır. Bunlar: Konya, Karaman, İçel, Hama, Halep, Mısır, Tokat, Bor, Ankara, Aydın, Adana, Diyarbakır, Kayseri, Mardin, Bursa. Daha sonra Rumeli'ye geçmiş. Bütün bu gezip dolaştığı yerler bir yana Karacaoğlan Çukurova'da yaşamış, yaşamının büyük çoğunluğunu güney illerinde geçirmiştir.

Karacaoğlan bir inanç adamı değildir. Karacaoğlan bir doğa, bir sevgi adamı. Kimi zaman bu sevgilerini, aşklarını alaycı bir biçimde de dile getiriyor. Halkın belleğine, yüreğine bir güzellikler, İyilikler, sevecenlikler adamı olarak giriyor, böylece seviliyor, benimseniyor.

Dilinde Osmanlıcanın etkileri yok. Aruz ölçüsünü hiç kullanmamış; yöresinin, halkın konuştuğu, açık seçik, yalın, duru bir dili, şiirsel ustalıkla kullanmış. Yalnız hece ölçüsüyle şiirlerini söylemiş. Dilindeki bu yalınlık, şiirsel güç, O'nun halk katında sayılmasını, sevilmesini, benimsenmesini de sağlamış.Karacaoğlan'ın, bugün bile yepyeni, yalın, an bir dili, etkinliğini yitirmemiş bir şiiri var. Halk şiirimizin, tartışmasız en önemli, büyük ustalarından biridir.

Şiirleri

Ala gozlerine kurban olduğum

Ala gözlerine kurban olduğum
Say edip aleme bildirme beni
Açıp ak gerdanı durma karşımda
Ecelimden evvel öldürme beni

Dilber at kolların dola boynuma
Ölüm endisesi gelmez aynıma
Bir gece misafir eyle koynuna
Sabah oldu deyu kaldırma beni

Karac'ğlan tutma beni el gibi
Akıttım gözümden yaşı sel gibi
Bahçende açılan gonca gül gibi
Dizip al yanağa soldurma beni


Bana "kara" diyen dilber

Bana "kara" diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi

Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş konca
Salıverirsin kolunca
eliğin ince değil mi

Utanırım akar terim
Güzellikte yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi

Beni "kara" diye yerme
Mevlâm yaratmış hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi

Hind'den Yemen'den çekilir
Gelir Bağdad'a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi

Göllere konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arap beyinin
Çadırı kara değil mi

İller de konup göçerler
Lâle sümbül biçerler
Ağalar beyler içerler
Kahve de kara değil mi

Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hûblar yanağına sokar
Sümbül de kara değil mi

Karac'oğlan der maşallah
Bir gün görürüm inşallah
Kara donludur Beytullah
Örtüsü kara değil mi


Bülbül ne yatarsın bahar erişti

Bülbül ne yatarsın bahar erişti
Ulu sular göl olduğu zamandır
Kat kat oldu gül yaprağa karıştı
Gene bülbül kul olduğu zamandır

Gene bahar oldu açıldı güller
Figana başladı gene bülbüller
Başka bir hal olup açtı sümbüller
Âşıkların del'olduğu zamandır

Gene bülbül bilir gülün halinden
Yeter deli oldum yârin elinden
Âşık aşıp gelir yaya belinden
Yardan bize gel olduğu zamandır

Gene geldi türlü baharlar bağlar
Bülbül figan edip kamuyu dağlar
Türlü çiçeklerle bezenmiş dağlar
Ulu dağlar yol olduğu zamandır

Karac'oğlan der ki geçti çağlarım
Meyve vermez oldu gönül bağlarım
Aklıma geldikçe durmaz ağlarım
Gözüm yaşı sel olduğu zamandır


Değirmenden geldim beygirim yüklü

Değirmenden geldim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del'olur aklı
On beş yaşında da kırk beş bölüklü
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim

Birem birem toplıyayım odunu
Bilem eledim bilemedim adını
Albıstan yanaklı Kürtler kadını
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim

Bizim ilde urum dur uc olur
Sızılaşır bozkurtlan ac olur
Bir yiğide emmi elemek güc olur
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim

Karac'oğlan derki n'olup n'olayım
Akan sularınan ben de geleyim
Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi n'eyleyim


Güzel ne güzel olmuşsun

Güzel ne güzel olmuşsun
Görülmeyi görülmeyi
Siyah zülfün halkalanmış
Örülmeyİ örülmeyi

Mendilim yudum arıttım
Gülün dalında kuruttum
Adın ne idi unuttum
Sorulmayı sorulmayı

Seğirttim ardından yettim
Eğildim yüzünden öptüm
Adın bilirdim unuttum
Çağırmayı çağırmayı

Benim yârim bana küsmüş
Zülfünü gerdana dökmüş
Muhabbeti benden kesmiş
Sevilmeyi sevilmeyi

Çağır Karac'oğlan çağır
Taş düştüğü yerde ağır
Yiğit sevdiğinden soğur
Sarılmayı sarılmayı


Nedendir de kömür gözlüm nedendir

Nedendir de kömür gözlüm nedendir
Şu geceki benim uyumadığım
Çetin derler ayrılığın derdini
Ayrılık derdine doyamadığım

Dostun bahçesine yad eller dolmuş
Gülünü toplarken fidanın kırmış
Surda bir kötünün koynuna girmiş
Şu benim sevmeğe kıyamadığım

Kömür gözlüm seni sevdim sakındım
İndim has bahçeye güller sokundum
Bilmiyorum nerelerde okundum
Bir belli haberin alamadığım

Karac'oğlan der ki yandım ben öldüm
Her bir deliliği kendimde buldum
Dolanıp da kavil yerine geldim
Kavil yerlerinde bulamadığım


Ölüm ardıma düşüp de yorulma

Ölüm ardıma düşüp de yorulma
Var git ölüm bir zaman da gene gel
Akıbet alırsın komazsın beni
Var git ölüm bir zaman da gene gel

Şöyle bir vakitler yiyip içerken
Yiyip içip yaylalarda gezerken
Gene mi geldin ben senden kaçarken
Var git ölüm bir zaman da gene gel

Çıkıp boz kurtlayın ulaşamadım
Yalan dünya sana çıkışamadım
Eşimle dostumla buluşamadım
Var git ölüm bir zaman da gene gel

Karac'oğlan der ki derdim pek beter
Bahçede bülbüller şakıyıp öter
Anayı atayı dün aldın yeter
Var git ölüm bir zaman da gene gel


Sabahtan uğradım ben bir güzele

Sabahtan uğradım ben bir güzele
Ağlatmadı güzel güldürdü beni
Ben güzelden böyle vefa ummazdım
Ak göğsü üstüne kondurdu beni

Şahin gibi yükseğinden uçarken
Keklik gibi engininden geçerken
Âb-ı Kevser ırmağından içerken
Susuz pınarlardan kandırdı beni

Ben de bir kuş idim geldim ötmeye
Yârin bahçesinde mesken tutmaya
Göz kaldırdım cemâline bakmaya
Ak gerdanda benler öldürdü beni

Üç güzel de aştı şimdi pınarı
Taramış zülfünü vermiş tımarı
Ak gerdanın altı zemzem pınarı
Ağzımı verdim de kandırdı beni

Karac'oğlan der ki koyun gütmeğe
Bozulmuş bağlara seyran etmeğe
Yönümü döndürdüm inip gitmeğe
Sarıldı boynuma döndürdü beni


Sevdiğim arzımı demekçin sana

Sevdiğim arzımı demekçin sana
Bülbül söylediği dil gerek bana
Şu bağrım kül oldu hep yana yana
Onu söndürmeğe sel gerek bana

Yandım yakıldım ben bir ateşlere
Vardım da takıldım ben bir neştere
Delindi ciğerim kapandım yere
Beni kaldıracak el gerek bana

Haldan anlar isen haldaş olalım
Gurbet gezdi isen yoldaş olalım
Anasız babasız kardaş olalım
Ucu yâr zülfünde yol gerek bana

Karac'oğlan der ki Bayburt elleri
Esip esip bize gelir yelleri
Burmalanmış yâr yüzünün telleri
Ona bağlayacak gül gerek bana

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz