Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Köroğlu Şiirleri - Mert dayanir namert kacar
Silâhtar Seyyid Mehmet Paşa
Turgut Reis
Cervantes
Sultân Orhan
Kütahya Süleyman Paşa Mescidi
Osmanlı Su Tesisleri Özellikleri
Koca Yusuf Paşa
XVIII. Yüzyılda Türkistan ve Kazak Hanları ile İlişkiler
Elmas Mehmet Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Koca Ragıp Paşa - Ragıp Mehmet Paşa

XVIII. asrın ikinci yarısında gelen Osmanlı vezir-i âzamları arasında fazl ve kemali, devlet işlerindeki olgun ve kiyasetli idaresi ile tanınmış olan, siyasetteki vukufu Avrupalılarca takdir edilen ve şiirde Nâbi mektebinin en mümtaz şairi olup hakimane şiirleriyle başta gelen Ragıp Mehmet Paşa İstanbulludur.

1110 H, - 1698 M.'de doğmuş olan Ragıp Paşa'nın babası Mustafa Şevki Efendi defterhane kâtiplerindendi. Tahsil görüp babasının dairesine devam etti ve bu esnada bazı değerli zatlardan okudu; yüksek istidadiyle kendisini tanıtarak Ragıb künyesini aldı ve bu künye ile şöhret bularak, Koca Ragıp Paşa oldu.

1134 H. - 1722 M. de başlamış olan İran seferinde zaptedilen yerlerin tahriri için Ragıp Mehmet Efendi 1135 H. - 1723 M.'de defterhane tarafından o tarafa gönderildi. Bu suretle Arifi Ahmet Paşa ve Köprülüzâde Abdullah Paşa maiyyetlerinde bulunarak bazı işlerle görevlendirildi. Orduda mektupçu ve ordu reisi (reisül küttab) oldu; Revan, Tiflis arazi tahrirlerini yaptı ve bu arada Revan defterdarı olduğu gibi Tebriz valisi ve İran seraskeri Hekimoğlu Ali Paşa maiyyetinde de mühimme kâtibi ve defter emini vekili olarak istihdam edildi.

1141 H. - 1728 M. de bir ara istanbul'a gelmiş olan Ragıp Mehmet Efendi cizye muhasebecisi oldu ve 1142 başlarında (1729 Ağustos) Bağdad valisi ve İran seraskeri Ahmed Paşa maiyyetine defter emini ve reisül küttab vekili olarak gönderildi ve bu sırada yeni zapt edilen Hemedan mıntakasının tahririne memur edildi. 1143 H. - 1730 M. senesinde süvari mukabelecisi payesiyle Bağdat defterdarlığında bulunarak 1146 H. -1733 M. de Bağdat'ın İranlıların yedi aylık muhasarasından kurtulması üzerine İstanbul'a gelip o sene Zilkadesinde (1734 Nisan) maliye tezkireciliğine tayin edildi.

Ragıp Mehmet Efendi, 1148 H. - 1735 M. de Erzurum cephesi seraskeri olan eski Bağdad valisi Ahmet Paşa maiyyetinde bulunarak ordu defterdarlığı ve reisül küttab vekilliği yaptı ve sonra İstanbul'a gelerek aynı sene Recebinde (Kasım) ikinci defa cizye muhasebeciliğine tayin olundu. Ragıp Efendi, 1149 Saferinde (1736 Temmuz) cizye muhasebecisi olarak ordu ile Rus seferine hareket etti ise de o sırada İran elçilerinin gelmesi üzerine İstanbul'a, getirtilerek mükâlemeye memur edildi. Her gün geçtikçe zekâ ve kabiliyetini gösteren Ragıp Efendi'nin bu mükâleme esnasındaki hareketi ve muvaffakiyeti takdir edilerek 2 Ramazan 1149 - 4 Ocak 1737'de sadaret mektupçusu oldu. Bundan sonra Avusturya'nın Rusya ile olan ihtilâfa aracılık için yaptığı teklif üzerine reisül küttab Mustafa Efendi riyasetindeki dört kişilik murahhas heyetine Ragıp Efendi de dahil oldu ve Niyemirav müzakeresine iştirak etti.

1152 H. - 1739 M. Belgrad muahedesine yine sadaret mektupçuluğu üzerinde olarak ikinci murahhas tayin edildi ve 1153 Zilhicce - 1741 Şubat'ta Koca Mustafa efendi'nin yerine reisül küttab oldu. Mükâlemelerdeki mütaleaları, Fransa elçisi ile görüşmelerindeki devlet menfaatini gözeterek makul ve mantıklı sözleri, sürati intikali, vakar ve ciddiyetle mütaleaları fevkalâde takdiri mucib olduğundan, hükümette mevkiinin üstünde manevî bir yer tutmuştu.

Ragıp Mehmet Efendi, 1157 Rebiulevvel ortalarına (1744 Mayıs) kadar reisül küttablıkta kaldı. Bu tarihte, hakkında I. Mahmut'un fevkalâde takdirini havi bir fermaniyle ve vezirlikle Mısır valiliğine tâyin olundu.

Ragıp Mehmet Paşa, Mısır'da üç sene kaldı. Valiliğinin uzamasından sıkıldı; Anadolu tarafına gelmek istiyordu. Bir kıta kaleme alarak İstanbul'a gönderip Mısır'dan ayrılmak istediğini îma etti.

Bu sırada Kahire halkı kendilerine muhalif olan ümeradan bir kısmının hanelerine hücum etmek üzere toplanarak valiye gelip "bize bunların meskenlerine hücum için ya buyruldu (tahrirî emir) ver, yahut valilikten çekil" diyerek kendisini tehdid etmeleri üzerine buyruldu vermeyerek valilikten çekilmeyi muvafık gördü ve buyruldu almak için yapılan ölüm tehdidini ve hücumları bertaraf ederek zorla canını kurtarmaya muvaffak oldu (1161 Receb ortaları - 1748 Temmuz).

Ragıp Mehmet Paşa, İskenderiye'ye gelip vaziyeti hükümete bildirdi. Buna karşı hakkındaki itimad ve teveccühün devamından bahsedilerek kıştan evvel hareket ederek adalardan birisine gelip keyfiyeti bildirmesi kendisine yazıldı. Ragıp Paşa'nın devlet merkezine alınarak nişancılığa tayini takarrür etmişti; fakat Rodos'a, geldiği haber alınınca nişancılıkla İstanbul'a gelince sadrâzam olması ihtimaline binaen malikâne suretiyle Aydın muhassallığına tayin olundu (1161 Zilhicce ortaları-1748 Aralık). Ragıp Paşa, 1163 Zilkade - 1750 Ekimde Sayda valiliğine naklolunarak oradan da malikâne suretiyle Rakka eyâletine nakledildi (1164 Safer ortaları ve 1751 Ocak).

Ragıp Paşa, 7 Şevval 1168-17 Temmuz 1755'te Halep valiliğine getirildi. Bu sırada Şam valiliğine ehliyetli birisini arayan III. Osman, sadrazam Bahir Mustafa Paşa'nın methü senasiyle buraya Ragıp Paşa'yı muvafık görüp emrini vermişti, fakat vezir-i âzamın, Ragıp Paşa'yıpek ziyade sena etmiş olması pâdişâhın zihninde yer bıraktığından "bu kadar değerli bir veziri sadrâzam yapmak daha münasibtir" diyerek Bahir Mustafa Paşa'yı azlederek Ragıp Paşa'yı sadarete davet etmiştir (20 Rebiulâhır 1170-12 Ocak 1757). Ragıp Paşa, elli gün sonra İstanbul'a gelerek mühr-i hümâyunu bizzat pâdişâhtan almıştır (9 Cemaziyelâhır - 29 Şubat 1757).

Ragıb Paşa'nın sadareti sekizinci ayında iken Darüssaade ağası Ebu Kof Ahmed Ağa'nın tesiriyle azli ve yerine kaptanı derya Ali Paşa'nın sadrâzam olması takarrür etmiş ve bunun üzerine Ragıp Paşa saraya davet olunmuştur. Bu sırada III. Osman, on beş günden beri şirpençeden ağır surette hasta yatıp ümitsiz bir halde bulunuyordu. Ragıp Paşa'nın değiştirileceğini öğrenen Darrüssaade ağası yazıcısı Kayserili İbrahim Efendi, sadrazama gizlice bir tezkire yazarak vaziyeti ve pâdişâhın sabaha çıkmayacak kadar ağırlaşmış olduğunu bildirerek tebdil suretiyle hemen bir tarafa gitmesini tavsiye eylemiştir.

Bu haberi alan Ragıp Paşa hemen Paşakapı'sından (Babı âliden) savuşmuştur. Filhakika bir müddet sonra baltacılar kethüdası sadr-ı âzamı saraya davet için Babı âliye gelmiş ise de, kendisini bulamadığından geri dönerek durumu Darüssaade ağasına söylemiş, fakat ağa, kethüdayı tekdir ederek:
"— Git nerede bulursan al getir" diye emretmiştir. Zavallı kethüda birkaç defa Paşakapısı'na gelip nihayet kendisini bulamadığını beyan etmesi üzerine, zaten akşam da olup enderun kapıları kapandığından' vezir-i âzamı saraya davet işi ertesi güne kalmıştı.

Ragıp Paşa akşam karanlığı bastıktan sonra Babı âliye gelerek mukadderatı beklediği sırada yatsıdan sonra III. Osman'ın vefatı haberini alması üzerine geniş bir nefes almış ve ertesi günü, yani 16 Safer 1171 - 30 Ekim 1757 de, III. Ahmet'in oğlu olup hayatta bulunan, hanedanın en büyük şehzadesi III. Mustafa'nın cülusu merasimi yapılmıştır.

Ragıp Paşa, kendisini sadaretten azlettirmek isteyen Darüssaade ağası Ebu Kof Ahmed Ağa'nın hakkından gelmiş ve onu urbanın (çöl Araplarının) hacıları basmasından mesul tutarak evvelâ Rodos'a sürgün ettirdikten sonra arkasından gönderilen bir fevta ile Çanakkale'sinde boğdurtmuştur.

Ragıp Paşa, sadarete göz diken kaptanı derya Gül Ahmet Paşazade Ali Paşa'yı ve şehzadeliğinde pâdişâhın yazı hocası olup Galata ve Eyüb kadılıklarında bulunmuş olan meşhur Hattat Kâtipzâde Refi Efendi ve saire gibi yeni hükümdarın yakınındakileri birer vesile ile uzaklaştırarak bu suretle sarayda da işine müdahale edecekleri sindirdikten sonra huzur içinde iş görmüştür.

Sadrâzam Ragıp Mehmet Paşa fazl ve kemali, otoritesi, iyi görüşü itibariyle devrinin en mütefekkir bir hükümet reisi idi. Bu itibarla içeride ve dışarıda kendisini tanıtarak III. Mustafa'nın da takdirini ve tam bir itimadını kazanmış, namuskarlığı, irtikâp ve irtişadan uzak olması ve kanaatkârlığı cihetiyle hem sarayda ve hem de idaresinde muvaffak olarak ölümüne kadar altı sene üç buçuk ay —ki bunun sekiz ayı III. Osman zamanındadır— sadaret makamını muhafaza etmiştir.

Koca Ragıp Paşa'ya, 1171 Receb - 1758 Mart'ta III. Mustafa'nın kız kardeşi dul Saliha Sultan tezviç edilmişti. Bu tarihte sadrâzam altmış bir ve sultan da kırk dört yaşında olup bu sultan, Ragıp Paşa'nın üçüncü zevcesi idi.

Sadrâzam son zamanlarda idrar darlığından (prostat'tan) rahatsız olup işlere bakamadığından, Tevkiî Hâmid Hamza Paşa 8 Ramazan 1176 - 23 Mart 1763'te kaymakam tâyin olunmuştur; fakat Koca Ragıp Paşa iyi olamayarak 24 Ramazan (8 Nisan) da vefat edip Koska'da yaptırmış olduğu kütüphanesinin yanına defnedilerek yerine Nişancı Hâmid Hamza Paşa vezir-i âzam oldu.

Ragıp Paşa'nın vefatından sonra 22971 kuruş borcu çıkmış olup bunun 19116 kuruşu verilmiş ve kalan 3855 kuruşu Paşanın çuhadar, mühürdar ve saire gibi maiyyeti adamlarından tahsil olunmuştur.

Koca Ragıp Paşa'nın sadareti zamanında Avrupa'daki durum sebebiyle Prusya kralı, Avusturya ve Rusya'ya karşı Osmanlı hükümetine bir ittifak teklif etmiş ise de, Kral II. Frederik'in vaziyeti ve bir ara muharebe ettiği Rusya ile anlaşması, Ragıb Paşa'yi tereddüde düşürmüştü. Sadrâzam, Prusya'nın teklifini doğrudan doğruya red etmiyerek hâdiseleri takib etmek üzere işi uzattığı sırada vefat ettiğinden, Hamza Hâmid Paşa bu ittifak teklifini kabul etmemiştir.

Tarihinin bir yerinde Ragıp Paşa'nın büyük ilim sahibi olduğu kadar, derin nüfuzu nazar sahibi, kanaatkar bir vezir olduğunu söyleyen Hammer, Paşanın vefatı dolayısıyla diğer yerde Avusturya aleyhine Prusya ile anlaşmak istemiş olmasından dolayı da şunları yazıyor:
"Ragıb Paşa kâmil bir insan olmaktan uzak olup daha ziyade her türlü hakikat ve doğruluk duygusunu yalan ve riya ile örtmüş, fakat ehli vukuf olduğunu pek iyi bilerek kuvvetli bir el ile hâkimiyet dizginini eline alıp şeref meydanında at oynatmıştır. İran sulh müzakereleri tarihi, diplomatik üslûptaki serbestiyet ve maharetinin bir nümunesidir. Maharet ve inceliğini vezir-i âzam olarak göstermiştir; Prusya ile ilk dostluk muahedesini akdetmiş, tedafüi ve tecavüzî ittifak müzakeresini de yapmış ise de kat'i şeklini alamamıştır; eğer yaşamış olsa idi Avusturya ile sulhu bozması ihtimali vardı; vefatı Prusya ittifakı ile Osmanlı devletini Avusturya'nın zararına büyütmek yolundaki plânını akamete uğrattı.
"Ragıb Paşa bir general değildi; kalemi gibi kılıcı yoktu; her ikisini de maharetle kullanmasını bilen kâmil bir sadr-ı âzam değildi; hele hiç de kâmil bir insan olmamakla beraber Ragıb Paşa büyük Osmanlı devletinin büyük sadr-ı âzamı olarak tarihte yer tutmuştur".

Koca Ragıp Paşa, Kosfea'daki kütüphanesi ile mektebini vefatından otuz dokuz gün evvel tamamlattırarak 15 Şaban 1176-1 Mart 1763'te açılış resmini yaptırtmış ve toplamış olduğu nefis eserleri kütüphanesine koydurmuştur. Kütüphanesinin iki tarafına birer sebil ve kütüphane sahasında bir de çeşme yaptırtmıştır; mektebin hoca ve kalfasından başka kırk kadar talebesine maaş vakfetmiştir.

Ragıp Mehmet Paşa daha defterhanede kâtib iken kabiliyetini göstermiş, sadrâzam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın takdirini kazanmıştı; Ragıp Efendi'deki kabiliyeti ve istidadı görerek onun ilerlemesine delâlet edenlerin birincisi, uygun kişileri yetiştirmesini seven Hekimoğlu Ali Paşa'dır. Ragıp Efendi'nin İran seferleri esnasındaki faaliyeti ve müzakerelerdeki isabetli mütalaaları, müzakere zabıtlarını tertip ve tanzim ile müzakereyi vâkıfane idare etmesi, I. Mahmut'un dikkatini çekmiş ve Ragıp Efendi'yi bizzat bu kadirşinas pâdişâh himaye etmiştir.

Koca Ragıp Paşa üç dilde (Türkçe, Arapça, Farsça) şair olup Mecmua-i Ragıb isimli eseri, üç dilde mensur ve manzum bir hayli edebî yazıları, kendisinin resmî, gayrı resmî muharreratını ve ulûm-ı garibeden bazı maddeleri ihtiva etmekte olup basılmıştır; şiirleri de bu mecmuasındadır. Bundan başka Ragıp Paşa'nın şiirleri hakimane ve arifane olup bunlar arasında âşikane ve rindane olanları da varsa da pek azdır; bu da Nâbi gibi mesel tarafına fazla kaçmıştır. Muallim Naci merhum, Ragıp Paşa hakkında "siyasette vezir-i hakîm olduğu gibi edebiyatça da şair-i hakîm" demekte ve şiirleri hakkında da "maanide taklitten, elfazda müsamahadan biraz daha mütehaşi bulunsa idi Türkçe şiirlerinin kısmı azamı intihaba şayan görülürdü" mütaleasını yürütmektedir.

Ragıp Paşa boş vakitlerinde Abdürrezzak Semerkandî'nin Malta us Sâdeyn isimli 704'ten 854 hicret senesine kadar olan Farsça İran Moğolları tarihinin dörtte bir kısmını ve yine Mirhond'un Ravzatu's-Safa'sıran bir kısmını Türkçeye çevirmiş ise de her ikisini de tamamlayamamıştır. Yine Ragıp Paşa'nın aruzun kavaidinden bahseden Aruz isminde bir risalesi ve Sünnî, Şiî mezheplerini birbirine yaklaştırmak yolunda münazaalı bir takım meseleleri halletmek üzere Tahkik ve Tetkik ismiyle bir telifi de vardır.

Eserlerinin tetkiki fazl ve kemalini göstermektedir. Kendisinin sülüs ve nesih yazısı pek güzel olup bu yazıları Büyük Ayasofya medresesinde oturan Hattat Yusuf efendi'den yazmıştır. Şamdanîzâde Süleyman efendi, Takvimu't-Tevarih zeyli'nde Ragıp Paşa'nın inşada akranı olmadığını, İran, Avusturya ve Rus müsalehalarında da kemalini göstermiş olduğunu, ulûm-ı garibeden nücum ve cifre vukufunu, hoş sohbet ve talâkat sahibi olduğunu beyan etmektedir.

Ragıp Paşa tab'an lâtifeci olup muasırı olan Şaire Fitnat hanım ile kendisine isnad olunan latifeleri meşhurdur. Asıl latifelerini kendi kitaplarının muhafızı olan Abbas Efendizâde Şair Haşmet ile yapmıştır. Bunlardan birisi şu lâtifedir:
Ragıp Paşa bir gün Haşmet'in mahlasını ima ederek Eflâk voyvodasına yazılacak mektubun elkabı "Haşmetlu diye mi tahrir olunur?" diye şair Haşmet'e sorması üzerine o da derhal :
"Hem haşmetlu hem rağbetlu tahrir olunur" cevabiyle mukabele etmiştir.

Şeyhülislâm mazullerinden Dürrizâde Mustafa Efendi, şair Haşmet'in lâubaliliğinden, gizli tutulması icab eden şeyleri bile zerafet şeklinde teşhir etmesinden ve Ragıp Paşa ile olan serbest ve açık latifelerinden şikâyet ederdi; 1175 H. - 1762 M. de ikinci defa şeyhülislâm olunca bir münasebetini getirip Haşmet'in bu hallerinden şikâyet ile pâdişâhtan sürülmesini rica etmiş ve aynı zamanda sadr-ı âzamın Haşmet'i müdafaa ile alıkoymak isteyeceğini ve sürülmesine mâni olmak ihtimalini de söylemiş. Bunun üzerine III. Mustafa, Haşmet'in sürgün edilmesini emreylemiş ve Ragıp Paşa da bunu önleyerek Haşmet'i kurtarmaya çalışmak isteyince pâdişâh:
"— Kişinin karinine nazar olunur; müdir-i devletimin böyle müfsid musahibi olmak ayıptır" diyerek Koca Ragıb Paşa'yı ilzam ve iskât ile mahcup bırakmıştır.

III. Mustafa hükümdar olduktan sonra Hıristiyan ve Musevi tebaanın siyah elbise giymelerini emretmişti. Ragıp Paşa, Hıristiyanların gemilerimizde filikacılık, kalyonculuk ettiklerini ileri sürerek bu münasebetsiz iradeyi geri aldırmak istemişse de pâdişâh sözünde ısrar etmiş. Müşkül vaziyete düşen Ragıp Paşa düşünmüş taşınmış, bir çare bulmuş; patrikleri ve hahambaşıyı davet ederek gayet zerafetle:
"— Ortalık seferliktir, pâdişâhımız yas içinde olduğundan reayanın siyah giymesi münasip görülmüştür" diyerek gayri müslimlerin kıyafetlerini siyaha çevirtmiştir.

Koca Ragıp Paşa'nın Saliha Sultan'dan evvelki zevcesinden Lebibe ve Naile isimlerinde iki kızı ve Penbe isminde bir torunu vardı, zevcesinin adı Nebile'dir.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz