Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
III. Mustafa ve Koca Ragıp Paşa
Aç Gözünü!
Karaman Arapzade ve Dikbasan Camii
Pirîzâde Mehmed Sâhib Efendi
Cervantes
Osmanlılarda Bilim ve Bilimsel Faaliyetler
Kınalızade Ali Efendi
bilmeze
Kınalızade Ali Efendi
Askeri Tayınlar

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Kumaş Cinsleri Hakkında Kısa Bilgiler

Çatma: Doknuşu itibariyle kadifenin bir cinsi olan ve Fransızların «Velours â Double Hauteur» dedikleri çatmanın kadifeden farkı, zemine nisbetle çiçeklerinin veya süslemesinin havının daha yüksek oluşundadır.

Eski kayıtlarda âlâ, evsad, ednâ cinsleri ile Kadife-i çatma diye yazılıdır.

886 - 891 (1481 -1486) seneleri arasında sancağa çıkanlar şehzadelere verilen eşya arasında (Topkapı Sarayı arşivi No. D: 10017) «Mirahûrî kaftan Bursa'nın Çatma kadifesindedir ki altunludur.» kaydı mühimdir. Çünkü, bu zamana kadar gerek Hazine Defterlerinde gerekse vesikalarda Mirahûrî kaftanların hemen hemen Yezd (İran) ve Frenk (Avrupa) Kemha ve Kadifelerinden yapılmış olduğu görüldüğünden bu devirden itibaren Bursa çatmasının da artık yabancı kumaşlarla boy ölçüşecek seviyeye eriştiğine delildir.

On sekizinci yüzyıl sonlarına doğru döşemelik çatmalar Üsküdar'da da dokunmaya başlamış, bunların bilhassa yastıklıkları meşhur olmuştur.

Çuha: Çözgü ve atkısı yün yapağından iğrilmiş iplikten, havlı, düz renkte ve sâde, tok kumaş.

On beşinci yüzyıl ortalarından itibaren en iyi cinsinin Selanik fethedilinceye kadar Eğin'de dokunduğunu ve bunlardan padişahlara ve şehzadelerine giyim eşyası yapıldığını elimizde bulunan II. Mehmet'e ait dört kaftan ile muhtelif kaynaklardan öğrenmekteyiz.

Bursa Şer'i mahkeme sicillerinden en eskisi olan 867-868/1462-1463 senelerine ait (1) No.lı defterin (51) inci sahifesinde (Eğin Çuhası)

Şehzade Mahmud, Korkud, Âlemşah ve Selim sancağa çıktıklarında (890-891/1485-1486) kendilerine verilen eşya arasında (Eğin çuhası na kaplı] kaftanlar (Topkapı Sarayı arşivi D: 10017);

1505 tarihli Enderun Hazinesi defterinde (Topkapı Sarayı Arşivi D: 4) kumaşlar bunlardır ki, zikrolunur kısmında (Ve iki donluk Eğin keçe); kaydına rastlanmaktadır.

Şehzade Osman bin Âlemşah Kengırı sancağına çıkarıldığı zaman (912/ 1506) verilen eşya arasında (Çuha-i Eğin) bulunmaktadır. (Topkapı Sarayı Arşivi E: 6510).

Bu kayıtlardan o devirde en iyi çuhanın Eğin'de yapıldığı anlaşılmaktadır.

Atlas: İnce ipekten sık dokunmuş düz renkte sert ve parlak bir kumaştır. Umumiyetle kırmızı renkte dokunurdu. Padişahlara yapılan kaftanlarda en çok kırmızı, mavi, yeşil renklileri tercih edilmiştir. Atlas tel adedine ve dokunuşuna göre kıymetlenen bir kumaştır. Padişahlara mahsus giyim eşyası arasında atlastan kaftanlar nazarı dikkati çekecek çoğunluktadır.

Bunlar düz dokunmuş atlastan yapıldıkları gibi boylamasına yollu olan ve bu cinsine Taraklı denilenlerden de imâl edilmişlerdir.

«Atlas-ı şehrî 4200 tel, eni buçuk arşın girahtan ziyadece olurdu. Bilâhare 3500 tele indirilmiş, eni aynı ölçüde bırakılmıştır. Sultanî kırmızı meşdudı 2200 tel ve rengi lök kırmızısı, Metun meşdudı 3600 tel, eni buçuk arşın rubu olurdu.» (Bursa İhtisap Kanunnamesi).

Gezi: Çözgüsü ipek, atkısı ipek ve iplik karışığı sık dokunmuş hareli kumaş. Çözgüye nazaran atkı birkaç kat ipek ve iplikle karışık ve bir arada dokunduğundan atkılar ince çözgüler arasında kalın olarak farkedilmektedir. Kumaşın hâresi, dokunduktan sonra, iki kızgın (Eski tâbirle mengene) silindir arasında ezmek ve sürtmek suretiyle elde edilir. On altıncı yüzyıldan itibaren görülen Gezi'den Padişahlara dış kaftanları yapılmıştır.

Hataî: ipek ve klaptanla dokunmuş sert bir nevi kumaş.

Çözgüsü ham ipekten olup kumaşa istenilen sertlik bununla verilmiştir. Atkısı ise bükümlü iki ipek teli ve bir klaptanlıdır. (Klaptan: Eğirme çarkı ile eski tâ'birle dolapla-sarılan sırma veya tel ile karışık veya pamuk iplik.)

On altıncı yüzyıl ikinci yarısından sonra rastlanan bu kumaştan umumiyetle Padişahlara dış kaftanı yapılmıştır.

1687 tarihli bir telhiste (T- Öz - Türk Kumaş ve Kadifeleri Fas 11. Sh: 10) Saray kadınları için 590 donluk (entarilik) için Taraklı atlasla birlikte:

7080 zira' Telli Hataî.

4800 zira'Sâde Hataî

satın alındığına göre entarilik kumaş olarak da kullanıldığı anlaşılır.

Kadife: Çözgüsü ve atkısı ipekten olan havlı kumaş. Atkısında klaptan bulunanına telli kadife denilir. Kadifenin havı, esas çözgülerin arasında olan fazla çözgülerden yapılır. Bunlar kumaşın yüzüne atkının bulunduğu yerlere yerleştirilen teller vasıtasıyle çekilip çıkarılır, sonra düzlenir. Türk kumaşları arasında kadifeye 15'inci yüzyıl ortalarından evvel rastlanmaz. Esasen bu zamana kadar dışarıdan ithal edilen ipekle çalışılmakta idi.

Arşiv vesikalarında tespit ettiğimiz ilk yerli kadife kayıtlarına 886-891 (1481 -1486) seneleri arasında Sancağa çıkarılan Şehzade Şehinşah, Ahmed, Mahmud, Korkud, Âlemşah ve Selim'e verilen eşya arasında rastlanmaktadır. (Topkapı Sarayı Arşivi No. D: 10017}

Gerek bu defterde yazılan kadife isimlerinden ve gerekse 1502 tarihli Bursa İhtisap Kanunnamesi'ndeki kadife cinsleri ve imalâtı hakkındaki bilgilerden anlaşılmaktadır ki; 15'inci yüzyılın ikinci yarısından sonra Bursa'da Kadife dokunmaya başlamış ve bir hayli ilerlemiştir.

Kemha: Çözgüsü ve atkısı ipek, üst sıra atkısında ayrıca altın alaşımlı gümüş veya doğrudan doğruya gümüşlü klaptanla dokunmuş ipekli kumaşa verilen isimdir. Seraser ile farkı, tel yerine klaptanla dokunmuş olması, renk, desen itibariyle daha zengin bir hüviyet taşımasındadır.

On beşinci yüzyıl sonlarına kadar Yezd (İran) ve Frenk (Avrupa) kemhalarının çok revaç ve rağbette oldukları Enderun Hazinesi defterlerindeki kayıtlarla sabittir. (Topkapı Sarayı Arşivi No. D: 4 ve D: 10017)

Elimizdeki malzeme içinde en eski kemha kaftanlar Fatih'e ait olanlardır.

886 - 891 (1481 -1486) tarihleri arasında Sancağa çıkan Şehzadelere verilen eşya arasında donluk (entarilik) olarak Yezd (İran) ve Frenk (Avrupa) kemhaları arasında Kemha-yı güvezî Bursa, Kemha-yı kırmızı Amasya kayıtlarına rastlanmaktadır ki, bu devirde Bursa'dan başka Amasya'da da kemha dokunduğuna delildir.

On beşinci yüzyıl sonu ve On altıncı yüzyıl başlarında, muhtelif adlar altında 8 cins kemhanın memleketimizde dokundukları tespit edilmiş bulunuyor ki, dokunma özelliklerine göre adları şunlardır:

Yek-renk kemha, Peşurî kemha, Müzehhep kemha, Dolabî (Tolabî) kemha, Tâbi Kemha, Güvez Bursa kemhası, Kırmızı Amasya kemhası.

Seraser: Çözgüsü ipek, atkısından altın alaşımlı gümüş tel veya doğrudan doğruya gümüş tel kullanılarak dokunan kumaştır.

Osmanlı İmparatorluğu teşrifatında seraser üst hilâti, ihsan olunan hilâtlar arasında en başta geleni ve değerlisi idi. Teşrifat risale ve vesikalarından hangi merasimde kimler seraser üst hediye edildiğinin tespiti mümkündür.

En iyi cinsinin İstanbul'da Saraya bağlı tezgâhlarda seraserci başının nezaretinde dokunduğu ve adına da İstanbul Seraseri denildiği bilinmektedir.

Seraser'in bu düz cinslerinden başka çiçekli olanları da vardır. Bunlara çiçekli seraser veya Kârhane-i Hassa defterindeki kayda göre Seraser-i müzehhep (T. Öz - Türk Kumaş ve Kadifeleri Fasikül 1 Sh. 44) adı verilmiştir.

Düz seraser ile Müzehhep (çiçekli) olanları arasında dokumada farklar bulunmaktadır. Düz seraserlerde atkı olarak kullanılan altın alışımlı gümüş

Tezgâhlama:

I — Tek kat olarak eğrilen tiftik, katlanarak iki kat eğrilir.

II — Tezgâhta çizgi yapılır, çizgi tezgâhta boylamasına konulan ipliklere denir. Bu iplikler dokunacak kumaşın seyrek ve sıklığına göre ayarlanarak çizgi yapılır.

III — Çizgideki iplikler çirişlenir. Çirişleme eğrilmede taşan kılların birbirine yapışmasını temin için yapılır.

Selimiyye: Çözgü ve atkısı ipekten olup umumiyetle boyuna yollu ve küçük çiçeklidir. Çiçeklerinde bazen klaptan da kullanılmıştır.

On sekizinci yüzyıldan sonra dokunmaya başlayan ve Üsküdar'da Ayazma Camii civarındaki tezgâhlarda imâl edilen bu kumaşa selimiye adı verilmesi her halde III.Selim devrinde o semte selimiye kışlası yapıldıktan sonra olmalıdır.

Bu cins kumaştan elimizdeki en eski parça I. Mahmut'a ait bir kaftandır. Daha evveline ait giyim eşyası tespit edilemediğinden bu padişah zamanında dokunmaya başlandığına hükmolunabilir.

Kumaş sanatının duraklamaya başladığı bir sırada 1843 senesinde İzmit sahillerinde Ulupınar'ın aktığı Hereke'de İpekli kumaşlar yapılmak üzere bir fabrika kurulmuştur, ilk kuruluşunda 25 ipekli tezgâhı bulunan ve jakar usulüyle çalışan bu fabrikanın çıkardığı kumaşlar beğenildiğinden bilhassa sarayların tefrişinde lüzumlu olan kumaşların burada yapılması uygun görülmüştür. Ve 1849 senesinde bir Kemha dairesi ilâve edilmiştir. Yüzyıl kadar yaşayan bu fabrikada nefis ve pek dayanıklı kumaşlar dokunmuş olmasına rağmen 1936 yılından beri buna son verilmiştir. Şimdi çatma dokuyan iki tezgâh mevcuttur.

Bu bilgileri verdikten sonra kumaşlarda kullanılan desenleri de yüzyıllar boyunca gösterdikleri ilerlemeler ve değişiklikleri ile belirtmek yararlı olacaktır.

Türk kumaşları, kadifeleri incelenince; renk ahenginin hayret edilecek kadar güzel olduğu görülür. Bilhassa XVI.-XVII. yüzyılların Türk kumaşlarındaki renk varyasyon ve nüanslarını, diğer milletlerin kumaşlarında görmek imkânsızdır.

Türk kumaş desenleri XIV. yüzyılda oldukça büyük motifli az fakat çok canlı renklerdir. İri kozalak, çınar yaprağı, nar motifleri bu yüzyılın karakteristik özelliğini taşır.

XV. yüzyılda desenler bir yüzyıl öncesine nazaran daha küçük fakat kullanılan renk adedi daha fazladır.

XVI. yüzyıl Türk kumaş sanatının en ileri gittiği devirdir. Bu devirde lâle, karanfil, bulut ve benek motifi en güzel örneklerini vermiştir.

XVI. yüzyılın 2. yarısında karanfil pek çok kullanılmış ve stilize birer yelpaze şeklini almıştır, buna Yelpazeli Karanfil denir.

XVII. yüzyılda dokunan kumaşlarımızda lâle deseninin daha az ve şeklinin biraz değişmiş olduğunu, buna karşın karanfil deseninin çoğalmış olduğunu görürüz.

Bu devirde madalyonlu motiflere de oldukça fazla tesadüf edilmektedir. Madalyonlar gayri muntazam koyu kırmızı, renkleri biraz daha açık ve kumaşların zemin renkleri daha parlaktır.

XVIII. yüzyılın 2. yarısından XIX. yüzyılın sonuna değin küçük ve yollu kumaşlar görülür. Yollu kumaşların en güzel örneklerini Selimiye'de dokunan Selimiye kumaşlarında buluyoruz.

BİBLİYOGRAFYA

1 — Tahsin Öz: Türk Kumaş ve Kadifeleri C. 1 — Sh. 7
2 — Ahmet Refik: İstanbul Hayatı Sh. 10, 11 ve 12.
3 — Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı: Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı Sh. 221.
4 — Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi.
5 — Hüsrev Paşa Kütüphanesi No. 813.
6 - 1050/1640 Tarihli Nark Defteri. Revan Kütüphanesi 1483.
7 - K. Özbek El Sanatları No. 3 1945.
8 — 1502 Tarihli Bursa İhtisap Kanunnamesi. XV. Yqzyıl Türk Kumaşçılığı
9 — Bursa şer'i mahkeme sicilleri A. 34 No. da kayıtlı.
10 — Fahri Dalsan Bursa İpekçiliği Sh. 18, 59 1960.

---------------------

Bu yazı ve resimler Kaftanlar / Fikret Altay / Yapı Kredi Bankası / İstanbul / 1979 kitabından alınmıştır.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz