Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
GÖNÜLLÜLERDEN GELENLER
olmayan halifelik
Türk Kültüründe Av
Yusuf Ziya Ortaç
İsmail Paşa
Cervantes
Kastamonu - Kemah Köyü Halil Bey Camii
Sadun Paşa'nın sadakati Atatürk'ü çok etkiledi
Tahmis
Pasarofça Antlaşması

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Mehmed Behçet Yazar

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı

Fecr-i Âtî'nin sanat anlayışına sonuna kadar sadık kalmasına rağmen, dil ve üslûb bakımından zamanının genel eğilimine de yabancı durmamış olan Mehmed Behçet Yazar (1888-1980)’ın ilk şiirlerinde Fecr-i Âtî'nin dili ve üslûbu hakim olduğu halde, son şiirlerinde, konuşma dilinin bütün özellikleri göze çarpar. Bazılarında Cenab Şehâbeddin'in ve Ahmed Hâşim'in tesirleri görülen birinci dönemdeki şiirleri Erganun (1911) ve ikinci dönemdeki şiirleri de Yumak (1938) adlı eserlerindedir. Şiirlerinin bütün lirizmi, geniş bir samimiyetten doğar. Mehmed Behçet'in eser verdiği başka bir edebî tür ise, -Servet-i Fünun Edebiyatı'nın "mensur şiir"lerine karşılık- Fecr-i Âtî'de rağbet görmüş olan ve "fantezi" adı verilen nesir tarzıdır. Bu çeşit yazılarını da "Buhurdan" (1923) da topladı.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Modern Türk Edebiyatının Ana Çizgileri, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1995.

Şiirleri

Nisyan

Yine bir leyle-i matemdi, mükedder, muğber
Yine bî-vâye dudaklar kurumuş.
Sesler,
Sanki ufkumda koşan, gizli kanadlarla uçan
O beyaz tüllü perîler ölmüş;
Odamın,
Odamın âh o benim,
O benim medfen-i ahzânım olan gizli yerin
Büyüyen gamlı sükûnunda yüzer
Pür zer
İnce bir şu'le-i ümmîd ü tesellî - pür rûh,
Sarı bir göz
İbtisâmât-ı nihânîsini saklar mahmûm
Bir mum;
Ebediyyen
Sanki bir haste-i hicranım ben,
Sanki meh-tâb-ı muhabbette boğulmuş bir tayf
Gibiyim;
Şimdi ru'yâ-yı muhabbetle silinmiş gibiyim;
Güzelim gel
Bu derin leyl-i tahassürde beraber kalalım,
Ne olur?
O beyaz sîne-i nermînle açılsın nâ-gâh
Bütün amalimin üstünde müzehheb, mahmur
Yeni bir hâle-i nûr
Ne olur?
Gel benim mülhime-î şi'rim gel,
Biz bu şeb
Heyecânât-ı garâm
İle mestur olalım, ağlayalım;
iki, Hiç saniye sonra
Gülelim,
Ve senin handelerin
Dem-be-dem gamlarımın ruhunu hep okşayarak,
Bir beyaz ninni temâsıyle sarılsın ve uyutsun
Güzelim
Ağlaşırken ve gülerken yine biz leb-ber-leb,
Mütefekkir, lerzân
Ne olur?
Bu fena âlemin üstünde bu şeb
Kuralım bir ebedî lâne-i nisyân ü nihân,
Bu uzun leyle-i hicrânı unutsak rûhum.
Ne olur âh?
Eyvâh…


Yumak

Bir gün,
Sarı, parlak bir ışık,
Sırma saçlar gibi bir aydınlık,
Erimiş altına benzer bir alev,
Yandı dünyâmızda..

İçimiz sanki bizim bir dünyâ..


Tel tel olmuş süzülen âteşten,
Biz o gün,
O gün aldıktı avuçlar dolusu,
Başladık sarmaya dünyâmızda!..

Kimseler görmeyerek,
Sarışın telleri sardık, sardık..
Bir yumak oidu bu altın, bu ışık,
Bu alev..

Bir ılık, tatlı hararetle avuç-
larımız yandı ve parmaklarımız
Yandı.
Süzülen telleri sardık, sardık..

Alnımız döndü o gün
Bir sıcak yaz gününe.
O gün yanaklarımız
Bir kızıl gül... ve dudak-
-larımız açtı kızıl bir lâle...
O alev telleri sardık, sardık..
Bir yumak oldu bu altın, bu ışık,
Bu alev..
Biz bu altın yumağı,
Kendi dünyâmızda.
Kimseler görmeyerek,
Başladık elden ele
Atarak oynamaya..

Sararak ellerimiz,
Yanarak ellerimiz,
Tel tel olmuş o yanan sevgimizi
Bir yumak yaptık o gün,
Atarak elden ele,
Başladık oynamaya..

Geçti artık nice gün..

Bu oyun,
Bir ibâdet oluyor şimdi bize.
Ve o günden beridir sevgimizi
Ne güzel sarmadayız gönlümüze!.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz