Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Milli kimlik korunmalıdır!..
Osmanlı Beyliğinin İlk Teşkilâtı
Osmanlı Camileri
XIV. Asrın Son Yarısıyla XV. Asır Ortalarına Kadar Osmanlılardaki Zaviyeler
Türk Bilim Adamları
I. Kosova Savaşı
“Harem” ile ilgili romanlar
Aşık Paşa
Cervantes
Tımarlı sipahi defterleri

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Mehmed Fuad Köprülü

Sayfadaki Başlıklar


Hayatı
Şiirleri

Hayatı


1890 da, İstanbul'da doğdu. Babası, mahkeme baş-kâtiblerinden, Faiz Bey'dir. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da bitirdi ve Mekteb-i Hukuk'a girdi. Bir yandan da, edebiyatla uğraşıyordu. Bir müddet sonra Hukuk'u terk ederek kendisini tamâmıyle edebî çalışmalara verdi. Batı'nın fikir ve edebiyat hayâtı hakkındaki yazıları bilhassa dikkati çekiyordu. 1909 da, Fecr-i Âtî topluluğuna girdi. Bu sıralarda, Servet-i Fünûn dergisinde, şiirleri ile birlikte, günün edebî meselelerine âid yazıları da çıkıyor; münâkaşalara katılıyordu. 1910 dan itibaren, üç yıl müddetle, İstanbul'daki muhtelif liselerde edebiyât öğretmenliği yaptı. Bu müddet zarfında, Batı'nın bâzı fikir ve edebiyat temsilcileri hakkındaki yazılarını bir araya toplayarak, Hayât-ı Fikriyye (1912) ismi ile bastırdı. 1913'te, İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) Türk Edebiyatı müderrisliğine (profesörlüğüne) tâyîn edildi. Bundan sonraki çalışmalarını, gittikçe artan bir yoğunlukla, ilmî sahada topladı. Türk edebiyatını henüz geri bir zihniyetle ve çok basît bir mâhiyette olarak yapılan incelemelerin konusu olmaktan çıkarıp, onun tamâmıyle modern ve ilmî metodlarla incelenmesini sağlamak için giriştiği mücâdele güç, fakat başarılı oldu. Türk edebiyatının ne şekilde incelenmesi gerektiği hususundaki düşüncelerini Türk Edebiyatı Târihinde Usûl (1913, Bilgi Mecmuası) isimli etüdünde etraflı olarak îzâh etti. Böylece, bir yandan, edebiyatımızın İlmî bir şekilde incelenmesi için yürünmesi gereken yolu çizerken; bir yandan da, kendi çalışmaları ile bu yolu açmağa ve genişletmeğe başladı. Yukarıdaki incelemesini, 1915 te çıkarmağa başladığı Millî Tetabbu'lar Mecmûası'nda, Türk Edebiyatının Menşei ve Türk Edebiyatında Âşık Tarzının Menşe’ ve Tekâmülü Hakkında Bir Tecrübe adlı incelemeleri tâkîb etti. Aynı yıl Şehâbeddîn Süleyman'la beraber, muhtelif sanat ve edebiyat meselelerini inceleyen Ma'lûmât-ı Edebiyye isimli bir eser daha çıkardı. 1916 yılında, yine Şehâbeddîn Süleyman'la beraber, sultanîler (liseler) için kaleme aldıkları Yeni Osmanlı Târîh-i Edebiyyât isimli ve menşelerden Nevşehirli İbrahim Paşa'nın sedâretine kadarki devri ihtiva eden eser, edebiyat târihimizin ilmî metodla incelenmesi hususundaki ilk adımı teşkîl eder. Bu arada, türlü gazete ve dergilerde fikrî, târihî ve edebî meselelere âid olarak, birçok makaleleri de çıkmakta idi. 1918’de, Nasreddîn Hoca'nın bâzı fıkralarını manzum bir şekilde kaleme alarak kitab hâlinde çıkardığı gibi (Nasreddîn Hoca),
Tevfik Fikret hakkında da Tevfik Fikret ve Ahlâkı isimli küçük bir incelemesini bastırdı. 1919 da, ilk büyük ilmî eseri olan Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar yayımlandı. Bir yıl sonra, Türk Edebiyatı Târihi hakkında menşe'lerden îtibâren yaptığı incelemeleri kısım kısım çıkarmağa başlayarak, İslâmlıktan önceki devre âid olan birinci kısmını bastırdı (Türk Edebiyatı Târihi, I. Kitab). Ertesi yılda, İslâmlıktan sonraki devre âid olup İslâmî edabiyâtın esâslarını inceleyen, II. Kitab çıktı. 1924’te, Türkiyat Mecmûası'nı kurdu. Türkoloji alanında çok müspet çalışmaları olan bu dergide, Meddahlar (1925), Klâsik Türk Nazmında Rubâî Şeklinin Eskiliği (1928) ve Türk Klâsik Nazmındaki Husûsî Nazım Şekilleri: Tuyuğ (1928) gibi mühim tedkîkleri çıktı. 1924’te, muhtelif makalelerini bir araya toplayarak, Bugünkü Edebiyat ve 1925’te de Türk Târîh-i Dînîsi adlı eserlerini bastırdı. Aynı yıl Sovyet İlimler Akademisi âzâlığma, 1926 da Macsr ilim Cemiyeti muhabir âzâlığma seçildi. 1927 de, Heidelberg Üniversitesi tarafından, kendisine fahrî felsefe doktorluğu payesi verildi. Bu arada, evvelce basılmış olan iki kitabı yeniden düzenlemek ve XIV. asır Türk Edebiyâtının bir kısmını ihtiva edecek şekilde hacmen genişletmek suretiyle, Türk Edebiyatı Târihi'ni yeniden bastırdı (1926-1928). 1928’de, Edirneli Nazmî'nin dîvânını da ihtiva eden Millî Edebiyat Cereyanı'nın İlk Mübeşşirleri'ni, 1929 ve 1930 yıllarında, Türk Saz Şâirleri hakkındaki incelemeleri tâkîb etti. 1931’de, Türk Hukuk ve İktisâd Mecmuası ismi ile kurduğu dergide, bu konular üzerindeki incelemeleri çıktı. Bu sıralarda, dîvân nazmı hakkında ve fasiküller hâlinde bir antoloji bastırmağa başladı ve 1934’te hepsini bir cild olarak topladı. Aynı yıl, Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar isimli eserini bastırdı. Kars'tan milletvekili seçildiği târihe kadar (1935), İstanbul Üniversitesinde birçok defalar dekanlık yaptı. Siyâsî hayâta atıldıktan sonra da üniversite ile ilgisini kesmeyerek, İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde Türk Edebiyatı Târihi dersini okutmakta devam ettiği gibi, Ankara'da Dil ve Târih-Coğrafya Fakültesi açıldıktan sonra, bu fakültede Ortaçağ Târihi ve Siyasal Bilgiler Okulu'nda da Türk Müesseseleri Târihi derslerini okuttu. 1937’de, Atina Üniversitesi tarafından kendisine fahrî doktorluk payesi verildi. 1939’da, öğretim hayâtının yirmi beşinci yılı kutlandı. Aynı yıl, Sorbonne Üniversitesi tarafından, özel bir törenle, kendisine fahrî profesörlük ünvânı verildi. 1940 ta Türk Saz Şâirleri Antolojisi'ni bastırdı ve öğretim hayâtından ayrılarak siyâsî hayatta kaldı. Fakat, ilmî araştırmalarına yine ara vermedi. Bilhassa, İslâm Ansiklopedisi'ndeki makaleleri çok ehemmiyetlidir. 1945’te, Demokrat Parti'nin kurucuları arasında yer aldı ve çetin bir siyâsî mücâdele hayâtına atıldı. 1950’de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra, iki defa Dışişleri Bakanı oldu. Ölümü 28 Haziran 1966 dadır.

Büyük ve ciddî emeklerden sonra, edebiyat târihimizin incelenmesindeki esâsları koyup tatbik eden, bu husustaki çalışmalara istikamet veren ve hattâ târih sahasında da aynı mühim rolü oynayan Köprülü'nün şiir sahasındaki faaliyeti, bu ilmî ve çetin mesaî arasında, uzun müddet devam ötmek imkânını bulamadı. Fecr-i Âtî'ye mensûb bulunduğu sıralardaki şiirleri, tamâmıyle ferdî karakterde ve o nazmın umûmî atmosferine uygun bir melal havası içinde yazılmış parçalardır. Millî Edebiyat Cereyânı'na katılışı ile beraber muhtevadaki bu ferdçilik kaybolduğu gibi; vezin, dil ve üslûbta da cereyanın esâslarına uygun değişiklikler meydana gelmiştir. Şiirlerini, kitab hâlinde ayrıca bastırmış değildir.


Kaynak: Akyüz, Kenan, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1985.

Şiirleri

Nisyân

(Ahmed Hâşim’e)

Güneş ufukta solarken, onunla kol kola biz
Dolaştık eski htyâbân-ı aşkı hep sessiz.
Menekşe gölgelerin aks-i mübhemiyle dolan
Bu eski makbcr-i mesîr-i hatıratımdan
Uçan revâyih-i hülyayı, dest-i mesâ
Uzak ve gölgeli âfaaka yaydı.
Müstesna Nazarlarında zılâl ü ziya ölen o kadın
Bir eski gölde solan leyle-î hayâlâtın
Son iltimâ'-ı harîrîsi, son nigâhı gibi -
Biraz melûl-i tevekkül, fakat acul, asabî
Ve muhteşemdi. Ben Öksüz emellerimle, hazân
Ser-î melûlümüzün fevk-i haşyetinde uçan
Ölümlü nefha-yı şi'riyle, ruhumuz yorgun,
Samût ü pür elem ağlaştık. İhtizâz-ı gusûn...
Menekşe gölgeler artık karardı, öldü mesâ.
Rükûd-ı şâmı sararken bu leyle-î hülya
Biraz elem-zede, yorgun, onunla kot kola biz
Dolaştık eski hıyâbân-ı şi'ri hep sessiz...


Akıncı Türküleri

Tuna boylarında sıra selviler
Tan yeli estikçe sessiz ağlarmış;
Gül bahçelerinde baykuşlar öter...
Şu viranelikler eski bağlarmış!

Namaz-gâh bir otluk: Kalmamış taşı;
Çeşmelerden akan : Kanlı gözyaşı...
Orda bir güzei var, çatılmış kaşı;
Ak alnına kara çatkı bağlarmış!

Kırık minareden duyulmaz ozan..
Hep ocaklar sönmüş, devrilmiş kazan.
Bir inilti duydum, sandım bir ozan;
Sesime ses veren karlı dağlarmış!

Söğüd dallarında hasta serçeler
Eski akın destanını heceler..
Tuna ağlıyormuş bâzı geceler:
Göğsünde kefensiz şehîdier varmış!

Bozulan bağların üzümü acı;
Âsî köle kesmiş eski haracı;
Yine yedi kıral giymişler tacı...
Şahin yuvasını kargalar sarmış!

Haydi eski ozan, al sazı ele,
Düşmanlar içine düşsün velvele.
De ki: Hor bakmayın bu durgun sele;
O, yetmiş bir kavme akın çıkarmış!

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz