Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Hekimoğlu Ali Paşa
İstanbul'un Fethinin Kazandırdıkları ve İkinci Fethe Hazırlık
MUHTASAR OSMANLI DEVLETI TARIHI
Gönüllüler Aranıyor
Enver Paşa'nın Türkistan Macerası
Akıncılar
Küçük Çelebizâde İsmail Âsım Efendi
Tarihimizde Bilinmeyen Küçük Olaylar 2
Memikzâde Mustafa Efendi
Kadı Ali Paşa

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Millî Mücadele'yi Vahdeddin mi başlattı?

Millî Mücadele'yi Vahdeddin mi başlattı?
27/11/2007


Tarih, özünde hep bir belirsizlik ve sır barındırır. Yakın geçmiş-ten uzak geçmişe doğru gidildikçe, kaynak yetersizliğinden mütevellit, bu sır perdesi daha da katmerleşir. Bu biraz da doğaldır, zira tarih yaşanmıştır ve bir daha aynen tekerrürü imkânsızdır.

Tarihin gizemini, olanca bilinmezliğiyle koruduğu yerlerden biri de hiç şüphesiz ki bizim ülkemizdir. Türkiye tarihinin, geniş bir ke-siti hâlâ esrarını muhafaza etmekte ve bitmeyen tartışmaların odak noktasındaki yerini korumaktadır.

Millî Mücadele’yi ilk kim başlattı?

İsmail Çolak'ın kaleme aldığı 'Osmanlı'nın Gizli Tarihi' isimli Nesil Yayınları'ndan çıkan kitap tarihin çok tartışılan bölümlerine ışık tutuyor. Zaman zaman ya birinci sayfada ya da köşe yazılarında gündeme gelen bir konu 'Millî Mücadele’yi ilk kim başlattı?...' Bu soru İsmail Çolak'ın 'Osmanlı'nın Gizli Tarihi' isimli kitabında cevap buluyor.

Kitapta bu konu ilgili geçen ifadeler aynen şöyle:

Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının Millî Mücadele’yi gerçekleştirip vatanın kurtuluşunda büyük rol oynadıklarında her-kes hemfikirdir. Fakat Anadolu’nun bu yeniden şahlanış ve dirili-şini bir kişiye ve belli bir gruba mal etmek ise din, vatan ve hay-siyet davası uğrunda varını yoğunu ortaya koyan ve kahpe düşmana göğsünü siper eden, yediden yetmişe tüm milletimizin ve perde gerisindeki kahramanlarımızın efsanevî gayret ve feda-kârlıklarını yok say¬maz mı? Destansı havanın getirdiği hissîlikten kendimizi sıyırıp “19 Mayıs’ın” hakikatine uyanmanın ve ilmin büyük ölçüde hükme bağladığı tarihî gerçeklerle yüzleşmenin daha zamanı gelmedi mi?

Millî Mücadele’yi İlk Kim Başlattı?

Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişi ile alakalı, birbirinden çok farklı rivayetler, iddialar ve senaryolar dile getirilmiştir:

1) İttihatçı, radikal ve istenmeyen adam olarak Mustafa Ke-mal’in İstanbul’dan uzaklaştırılıp pasifleştirildiği.

2) Başka vazife kalmadığı için mecburen bu görevin tenzili rüt-be (rütbe indirimi) olarak verildiği.

3) Kendi gayretleriyle söz konusu görev ve yetkileri elde ettiği, asıl gizli amacını gizlediği ve İngilizlerden habersiz Samsun’a çık-tığı.

4) Dünya Harbi sonuçlanmadan önce ilk kez İttihatçıların plan-ladığı bu harekete, yine onların İstanbul’da kurdukları gizli Karakol Örgütü’nün, Kemal Paşa’yı uygun gördüğü ve görüşmeler sonunda paşanın kabul etmesi üzerine, hükümete görev çıkarttırıp padişaha onaylattırdığı.

5) Nihayet, Padişah Vahdeddin’in ve kısmen de Sadrazam Da-mat Ferid Paşa’nın bilgisi ve iradesi dâhilinde Anadolu’da büyük bir Millî Mücadele Hareketi başlatmak üzere gönderildiği.

Kaynaklar ve belgelerin dile getirdiği gerçek şu ki padişah ve hükümet, İngilizleri de ikna edip güven vererek Samsun ve civarında sözde ateşkesin uygulanmasını sağlayıp emniyeti temin etmek şeklindeki 9. Ordu Müfettişliği adı altında, esas ve gizli bir görevin gerçekleşmesi için Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya gönde-rilmiştir. Söz konusu görevin adayları arasında, Harbiye Nazırı Fevzi (Çakmak) Paşa’nın hazırladığı liste içerisinde yenilikçi görüşler taşıdığını, yüksek derecede siyasî emeller beslediğini, hatta cumhuriyet yanlısı olduğunu biliyordu. Üstelik teşkilatçı, hamleci, müteşebbis bir ruh ve karaktere sahip olmasına ve daha da mühimi lider vasfına güvenip böylesi felaketli bir zamanda öncelikli gaye olan vatan ve milletin kurtuluş ve selameti için, “namağlup komutanım” sıfatıyla övdüğü Mustafa Kemal’in adını tercih etmekten Sultan Vahdeddin çekinmemiştir.

Padişahın, paşayı seçtiğini, 150’likler arasında olmadığı halde memleketi terk eden Râci Azmi Yeğen’in naklettiği, devrik sultanın San Remo’da kendisine söylediği şu bilgi de pekiştirmektedir: “Samsun’a bir müfettiş gönderileceğini öğrenince, danışmanla-rımdan Ge¬nelkurmay tuğgenerali Mustafa Kemal Paşa’yı da dikkate alınız, diye ikaz eyledim.”

Bütün bunlara aslında en iyi ve sağlıklı cevap vermek konumun-da olan Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat kendisidir. Samsun’a hareket etmeden önce Sultan Vahdeddin ile 15 Mayıs 1919’da sarayda gerçekleşen son görüşmeyi Kemal Paşa, kendi ifadeleriyle şöyle anlatmıştır: “Yıldız Sarayı’nın ufak bir salonunda Vahdeddin ile diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Vahdeddin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: “Paşa paşa, şim-diye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık şu kitaba, tarihe geçmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağın hizmet hep-sinden mühim olabilir. Paşa paşa, devleti kurtarabilirsin!” “Hakkımdaki teveccüh (ilgi) ve itimada (güvene) arzı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur et¬meyeceğime emniyet buyurunuz.” “Muvaffak ol!” hitabı şahanesine mazhar olduktan sonra huzurundan çıktım.”

Bazı kaynaklar, Vahdeddin’in daha açık ve geniş olarak şunları söylediğini rivayet etmektedir: “Sizi Anadolu’ya, işte bu millî kıyam (mücadele) zeminini açmanız için gönderiyorum! Düşman kuvvet-lerine, hususiyle İngilizlere ve hükümete karşı gidiş sebebiniz ayrı-dır. İşgal kuvvetleri, sizin Samsun’da asayişi iade edeceğiniz ve şarktaki (doğudaki) ordu mukave¬metini (direnişini) kaldıracağınız kanaatini besleyeceklerdir. Gerçek sebebi ise, yalnız siz ve ben bileceğiz. Size düşen iş, bu ruhu büsbütün alevlendirerek orduyu da içine alan bir daire merkezinde bütünleştirmek ve teşkilatlandırmaktır. İçinde bulunduğumuz belalı şartlar karşısında, tek merkezli ve yekpare (tek parça) bir millî hareket üzerimize farzdır. Böyle bir hareketin sevk ve idaresini, hangi kumandana emanet edebileceğimi uzun uzun düşündüm. Nihayet, taşıdığımız vasıflar bakımından sizi buldum! Millî şahlanışın muvaffak olabil¬mesi için mutlaka İstanbul, devlet ve padişah dışında vücut bulması ve düşmanlarımıza azamî telaş ve dehşet hissini vermeyecek çapı muhafaza etmesi lâzımdır. Hatta bu hareket, bana ve hükümetime aykırı diye de gösterilebilir. Evet paşa, Anadolu’ya en ince bir sanat, askerî ve mülkî idare dehasıyla, işte bu gayeyi gerçekleştirmek üzere geçecek ve Allah’ın inâyetiyle (yardımıyla) muvaffak olacaksınız!”

Kemal Paşa, İstiklâl Harbi’nin devam ettiği 10 Ocak 1922’de, ga-zeteci Ahmet Emin’e (Yalman) verdiği röportajda; Anadolu’ya gön-derilme teklifinin padişah ve Hükümetten geldiğini, kendisinin de kabul ettiğini doğrulamıştır. 1927–1938 yıllarında sofracılığını ya-pan Cemal Granda’nın, onun ağzından aktardıkları da aynı gerçeğe parmak basmaktadır: “Beni, Millî Mücadele’yi açmak üzere bunca paşa arasından seçip Anadolu’ya gönderen Vahdeddin’dir. Eğer bu vatanı kurtaran birini aramak gerekirse Vahdeddin’i göstermek lâ-zım gelir!” Refet Bele’nin, Necip Fazıl’a söyledikleri ise şöyledir: “Vahdeddin, vatanın kurtarılması yolunda işin başına geçmesi için maddî ve manevî her fedakârlığı göstererek Mustafa Kemal’i seçmiş ve Anadolu’ya göndermiş insandır!” Vahdeddin ise, gurbetteyken şunu söylemiştir: “Biz yandık, ama onu Anadolu’ya göndermekle vatanı kurtardık!” Mustafa Kemal Paşa’nın ordu müfettişliğini aşan gayet geniş yetkilerle ve en vatansever ve vasıflı subaylardan oluşan 18 kişilik kurmay kadroyla Anadolu’ya gönderilmesini, Ahmet İzzet Paşa, “şimdiye kadar hiçbir fâniye nasip ol¬mamış” şeklinde nitelen¬dirmiştir. Amerikalı Tarihçi Stanford Shaw, son tahlilde şöyle hükme bağlamaktadır: “Mustafa Kemal’in, böyle olağanüstü yetkilerle donanmış olarak silah toplamaktan daha başka şeyler için düşünüldüğü açıkça görülmektedir. Harbiye Nazırlığındaki üstlerinin ve bir ihtimalle Sadrazam ve Padişahın kendisinden direniş örgütlenmesini beklemiş oldukları açıktır.”

M.Tayyib Gökbilgin, Millî Mücadele Başlarken, Ankara 1965, s.189; Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, c.2, İstanbul 1991, s.211-212-213; İlhan Bardakçı, Vahdeddin’den Mustafa Kemal’e, s.77-78; Mehmet Kafkas, Millî Mücadelede Öncüler, C.1, İzmir 1991, s.43-44,46-51; Necip Fazıl Kısakürek, Sultan Vahdeddin, İst.1976, s.156-245; İsmail Çolak, Vahdeddin Hain mi?, İstanbul 2005, Lamure Yay.

WWW.MORALHABER.NET

Bu sayfayı düzenle

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz