Silikon Vadisine ve Teknoloji Dünyasına İçeriden Bir Bakış
kolai.com
Ana Sayfa
Yazı Ekle
Forumlar
Bilgi Bankası Kategorileri
Son Eklenen Bilgiler
Divan Edebiyatı
Osmanlıca Sözlük
Osmanlı Padişahları
Anadolu Beylikleri

Arama:
Bunlar da var
Abdülmecit ve Mustafa Reşit Paşa
Abdülhamid'in karikatürü
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Bazı Kütüphanelerde Bulunan İslam El Yazma Eserleri ve Michigan Üniversitesi II. Abdülhamid Koleksiyonu
1768-1774 Yılları Arasında Eyaletlerin Durumu
XVIII. Yüzyılda Osmanlı-İran İlişkileri
FETRET DEVRİ
Askerî Teşilâtın Başlangıcı
Elmas Mehmet Paşa
BİRİNCİ BALKAN SAVAŞI
Müteferrika'dan sonra...

Aradığınız soruların cevabını bulamadınız mı? Forumlarımızda sorun.

Milli Saraylar

Sayfadaki Başlıklar


OLUŞUM
MİLLİ SARAYLARA BAĞLI MÜZELER VE ÖNEMİ

OLUŞUM

3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan 431 sayılı yasa ile Hilafet kaldırılırken Osmanlı Hanedanına ait saray, köşk, kasır ve her türlü emlak ile mefruşatı millete intikal ederek yönetimi TBMM’ne devredildi.1925’te Bakanlar Kurulu kararı ile Milli Saraylar Müdürlüğü kurularak Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayları, Aynalıkavak ve Küçüksu Kasırları ile Yıldız Şale’nin yönetimi bu müdürlüğe verildi. 1930’daYalova Atatürk Köşkü, 1966’da Ihlamur Kasrı, 1981’de Maslak Kasırları bu müdürlüğe bağlandı. 1983’te 2919 sayılı yasa ile müdürlük Milli Saraylar Daire Başkanlığı oldu. 1988’de Florya Atatürk Köşkü, 1991’de Filizi Köşk, 1995’te Yıldız Çini ve Porselen ile Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası başkanlığa bağlandı.Böylece bugünkü şeklini alan başkanlık TBMM Genel Sekreterliğine bağlıdır.

Milli Saraylara bağlı tarihi mekanların temel özelliği, oldukları gibi korunmaları ve ziyaret edilmeleridir. Birtakım eşyaların vitrinlerde veya dolaplarda sergilenmesi söz konusu değildir. Genellikle ziyaretçilerin yürüdükleri yolluklar hariç tüm odalar, mobilyalar, aslına en uygun biçimde ve kullanıldıkları yerlerinde görülmektedir.

MİLLİ SARAYLARA BAĞLI MÜZELER VE ÖNEMİ

AYNALIKAVAK KASRI : Milli Saraylar yönetimine bağlı en eski yapıdır. İstanbul’un eski yazlık saraylarından Aynalıkavak Sahil Sarayından (Tersane Sarayı) kalan son yapıdır. Haliç Tersanesi’nin arkasında geniş bir bahçe içinde yer almaktadır.

Lale devrinde Haliç’te gelişen ve edebiyatımızda derin izler bırakan kaybolmuş bir dönemin tek tanığı olarak günümüze ulaşmıştır. Kağıthane ve Sadabad’ın altın çağını yaşayan Saray 1613’te I.Ahmet zamanında yaptırıldı. Kasır ise III. Ahmet devrinde (1703 – 1730) yaptırıldı, III. Selim devrinde (1789 – 1807) son şeklini aldı. Sanatkar Sultan III. Selim bestelerini burada yaptı. Duvarlarını Şeyh Galib’in Sultan III. Selim için yazdığı kasidenin beyitleri süsler ;

Dedim tarihin okmeydanında hülya ile Galib,
Mübarek Padişah-ı Aleme bu kasr-ı nev icad (1206)

Ocak 1779’da Ruslarla yapılan Küçük Kaynarca andlaşmasına son şekli burada verildi (Aynalıkavak Tenkihnamesi ya da Anlaşması). Anlaşmayla Osmanlı Devleti Kırım Hanı Şahin Girayın hanlığını onayladı. 18. yüzyıl’ın henüz etkilenmemiş özgün, klasik Osmanlı mimarisinin tipik özelliklerini taşıyan kasır, divanhanesi, beste odası, hattat Yesari’nin Talik hattıyla yazdığı Şeyh Galib ve Enderuni Fazıl’a ait şiirleriyle mutlaka görülmesi gereken bir mekandır. Kasır, III Selim’in besteci kişiliği dikkate alınarak Klasik Türk Müziği Aletleri Müzesi olarak düzenlenmiştir.

DOLMABAHÇE SARAYI : Milli Saraylara bağlı en önemli yapıdır. Klasik dönemin sona erdiğini gösteren simgesel bir önemi vardır. Bulunduğu yer daha önce Boğazda bir koy iken 17. yüzyıldan itibaren doldurularak bahçe ve köşkler yaptırılmıştır ve adı buradan gelmektedir. En son burada Beşiktaş Sahil Sarayı bulunmaktaydı. Sultan II. Mahmut, Topkapı’da yaşadığı olumsuz atmosfer ve katı saray geleneklerinden kaçmak için Sadabad ve Beşiktaş saraylarını kullandı. Topkapıdan ayrılan ilk Padişah oldu. Oğlu Abdülmecid sahildeki bu saray ve köşkleri yıktırarak Dolmabahçe Sarayını yaptırdı (1856). Abdülmecid’in Tanzimat (1839) ve Islahat (1856) Fermanlarını ilan eden padişah olması sarayı yenileşme devrinin en önemli sarayı haline getirir. Dolmabahçe’nin en önemli özelliği ise tek bloktaki en büyük saray olmasıdır. Bina olarak 15.000 metrekareye oturmuştur. Üç katlı olduğundan toplam 45.000 metrekare kullanım alanı vardır. Diğer saraylarda farklı binalara ayrılan fonksiyonlar burada bir araya getirilmiştir. Harem ilk defa Selamlıkla aynı binadadır, dar bir koridorla bağlantı sağlanmıştır. Balyan ailesinin en önemli eseridir. 285 odası, 46 salonu, 6 hamamı, 68 tuvaleti bulunmaktadır. Bahçesiyle birlikte 110.000 metrekarelik bir alana sahiptir. Saray teşkilatı olarak Osmanlı sarayı özelliklerini korumuştur ; Selamlık, Harem ve Muayede Salonu olmak üzere üç ana bölümden meydana gelir. Türk evi planı burada büyük boyutlarda uygulanmıştır. Süslemeler ve dekorasyon açısından 19. yüzyıl Avrupasında etkili olan Barok, Rokoko gibi sanat akımlarının etkisi görülmekle beraber bir yorum söz konudur. Sarayın en görkemli yeri 2000 metrakarelik alanı, 56 sütunu, 36 metre yüksekliğindeki kubbesi ve 4.5 ton ağırlığındaki ünlü avizesiyle Muayede yani büyük tören salonudur.

Sarayın neredeyse üçte ikisini oluşturan haremde hünkar dairesi, harem halkının buluştuğu Mavi ve Pembe salonlar, Valide Sultan, Kadın Efendi dairleri, sofalar, eşyalarıyla birlikte günümüze kadar korunmuştur. Atatürk’ün çalışma odası, banyosu, vefat ettiği oda da bu bölümdedir.

Değerli eşyalar sergi salonları, tabloların sergilendiği Sanat Galerisi, Abdümecid Efendi kütüphanesi, Sultan Abdülaziz’in yaptırdığı Camlıköşk ve Saat Müzesi de Dolmabahçe’de ziyarete sunulan önemli mekanlardır.

Dolmabahçe Sarayı Osmanlı’nın son döneminde tüm padişahlar tarafından kullanılmış ve dönemin tarihine tanıklık etmiştir. Reform çağı sarayı olma özelliğini Cumhuriyet devrinde de korumuştur ; Atatürk yeni Türk devletinin kuruluşundan sonra İstanbul’a geldiğinde ilk hitabesini burada, Muayede Salonunda (1927) yaparak saraya yerleşti ve vefatına kadar 11 yıl boyunca İstanbul’a geldiğinde bu sarayı kullandı, devlet başkanlarını burada ağırladı. Yani saray, Cumhurbaşkanlığı Sarayı fonksiyonu üstlendi. Harf devrimi çalışmalarını burada başlattığı gibi dönemin Türk Dili Kurultayları Dolmabahçe Medhal Salonu’nda yapıldı (1928 – 1937). II. Türk Tarihi Kongresi ve sergisi de 1937’de Muayede Salonu’nda gerçekleşti. Atatürk’ün burada 10 Kasım 1938 günü sabah dokuzu beş geçe vefatından sonra naaşı Muayede Salonu’nda halkın taziye ziyaretine açıldı.19 Kasım günü aynı salonda cenaze namazı kılındıktan sonra gemiyle İzmit’e, oradan Ankara’ya götürülerek 1953’e kadar kalacağı Etnoğrafya Müzesi’ne konuldu. Bu yönüyle Dolmabahçe’nin Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok özel bir yeri vardır. Büyük ölçüde restore edilerek ziyarete açılmış durumdadır.

BEYLERBEYİ SARAYI : Milli Saraylara bağlı ikinci saray olan Beylerbeyi sarayı Dolmabahçe ile birlikte ziyarete açılmıştır. En son 1985’de Mermerköşk ve Ahırköşkün ziyarete açılmasıyla müze – saray olarak bugünkü şeklini almıştır. Anadolu yakasının en önemli saray kompleksidir. Kuzguncuk ile Beylerbeyi arasında Boğaziçi köprüsünün hemen kuzeyinde zarif bir manzara arz eder. Daha önce burada köşkler bulunduğunu, II. Mahmut’un bir ahşap saray yaptırdığını biliyoruz. Bu eski saray Moltke’nin, Lamartin’in anılarında geçer. Abdülmecit tahra çıktığında (1839) tebrikleri burada kabul etmiştir. Eski saraydan günümüze Mermer Köşk ve Tünel Kalmıştır.

Bugünkü Beylerbeyi Sarayı’nı Sultan Abdülaziz 1862 – 1865 arasında yaptırmıştır. Mimari ve dekorasyon özellikleri açısından Balyan ailesi imzasını taşıyan ve Dolmabahçe ve Çırağan’a benzeyen saray, ana binayla birlikte Deniz Köşkleri, Sarı Köşk, Paşa Dairesi, Ahır Köşkü, Geyiklik, Aslanhane, Güvercinlik gibi yapılardan oluşur. Set bahçeleri ünlüdür. Abdülaziz’in denizciliği sevdiği için Kaptan odası düzenlenmiş, avcılığı ve aslanı sevdiği için bol bol buna ait figür ve heykeller kullanılmıştır. Abdülaziz 1867 Paris sergisi için bir Osmanlı Sultanı olarak ilk ve son defa Avrupa ve Paris gezisi gerçekleştirdi. Fransa İmparatoru III. Napolyon adına İmparatoriçe Eugenie 1869’da bir iadei ziyarette bulundu. Beylerbeyi’nde kendisi için hazırlanan odasında kaldı. Aynı odayı daha sonra Atatürk de kullandı (24 nolu oda). Avusturya - Macaristan İmparatoru Franz Joseph (1869) ve İran Şahı (1873) da burada ağırlandı. Selanik 1912’de düşünce, orada sürgünde bulunan Sultan II. Abdülhamid Beylerbeyi Sarayı’na getirildi. 1912’den itibaren burada kaldı, 1918’de burada öldü.

Beylerbeyi Sarayı günümüzde Milli Saraylar’ın en fazla ziyaret edilen ikinci sarayıdır. Bahçesi kültürel amaçlı resepsiyonlar için kullanılmaktadır. Tünel’de ise sanat galerisi olarak çeşitli sergiler düzenlenmektedir.

IHLAMUR KASIRLARI: Sultan Abdülmecit tarafından 1849 – 1855 yılları arasında yaptırılmıştır. Mimarı Nikogos Balyan’dır. Nüzhetiye Kasırları olarak da bilinir. Buradaki en süslü yapısı ve kabartmalarıyla çarpıcı bir görünüşe sahip olan Merasim Köşkü merdivenleriyle barok çizgilere sahiptir. İç süslemelerde ise Osmanlı mimarisinin 19. yüzyıl özelliklerini taşır. Geniş bahçe içinde yer alan diğer yapı ise daha sade bir görünüşü olan ve Padişahın haremi tarafından da kullanılan Maiyet Köşkü’dür. Sultan Abdülmecid’den sonra Sultan Abdülaziz ve Sultan Reşad da bu kasırları kullanmış, Sırp ve Bulgar kralları burada ağırlanmıştır. Geniş bahçesi, ağaçları, küçük ve süslü kasırlarıyla Beşiktaş, Yıldız ve Nişantaşı arasında tarihi ve tabii bir ferahlık bahçesidir. Merasim Köşkü zamanın özelliklerini taşıyan orijinal eşya ve mefruşatıyla ziyarete açıktır. Maiyet Köşkü ve bahçesinde kafeterya vardır ve bahçede resepsiyon gibi törenler ve etkinlikler yapılabilmektedir.

YILDIZ SARAYI – ŞALE : Yıldız Sarayı’nın Milli Saraylara bağlı olan parçasıdır. Fransızca ‘dağ evi’ anlamına gelen Chalet kelimesinin Türkçedeki kullanımıdır. II. Abdulhamit tarafından yaptırılmıştır ve 19 yüzyıl Osmanlı mimarisinin en iyi örnekleri arasında yer alır (1880). Mimarlar : Sarkis Balyan ve D’Aranco’dur. Sultan II. Abdulhamid’i ziyarete gelen Alman İmparatoru II. Wilhelm’in ikameti için iki yeni bölüm inşa edilmiştir. Bu nedenle Yıldız Sarayı kompleksi içinde Devlet Konukevi statüsündedir. Bodrumuyla birlikte üç katlı ahşap kagir yapıdaki bina, Osmanlı geleneğine uygun Selamlık ve Harem bölümlerine ayrılır. 60 oda ve 4 salonuyla köşk boyutlarını aşar. Göz alıcı eşyaları, süslemeleri, özellikle 406 metrekarelik Hereke halısı meşhurdur. Cumhuriyet devrinde de devlet konukevi özelliğini koruyarak İran Şahı Rıza Pehlevi, Suudi Kralı Faysal, Habeş Kralı Selasiye ve Fransa Lideri De Gaulle gibi birçok devlet başkanını ağırlamıştır. Bugün Milli Saraylar bünyesinde ziyaret edilmekte, bahçesinde resepsiyon gibi etkinlikler düzenlenmektedir.

KÜÇÜKSU KASRI: Sultan Abdülmacid devrinde, Göksu’daki Hasbahçe’de bulunan eski ahşap saray yıktırılarak yerine bugünkü Batı tarzındaki kasır yaptırılmıştır. Dolmabahçe ve Ihlamurda görülen mimari yenilikler burada da uygulanmıştır. Yeni Küçüksu Kasrı’nın mimarı da Nikogos Balyan’dır ve kasır 1857’de açılmıştır. Bodrumuyla birlikte üç katlı kagir bir yapıdır. Fonksiyon olarak Türk evi özellikleri gösterir. Zarif demir parmaklıklarla çevrilidir. Dinlenme ve av amaçlı kullanılmıştır. İç süsleme ve dekorasyon Fransız Sechan’a aittir. Mobilyaları, dekorü, süslemeleri, parkeleriyle eşsiz bir 19. yüzyıl sanat müzesi görünümündedir. Boğazın bu zarif yapısı ziyarete açıktır, bir kafeteryası vardır ve bahçesi resepsiyon ve etkinlikler için çok tercih edilen bir mekandır.

MASLAK KASIRLARI : Maslak - Sarıyer yolu üzerinde Ayazağa mevkiinde sağ taraftadır. Sultan Abdülaziz zamanında son şeklini aldığı tahmin edilmektedir. Orman içinde av ve dinlenme mekanı olarak kullanılan kasırlardan günümüze Kasrı Hümayun, Mabeyn-i Hümayun, Limonluk, Çadır Köşkü ve Paşalar Dairesi kalmıştır. Kasr-i Hümayun Sultan II. Abdülhamid’in veliaht iken kullandığı mekandır ve Osmanlı tahtına buradan çağrılmıştır. Bugün belgeler ışığında düzenlenip restorasyonu yapılarak ziyarete açılmış durumdadır. Mabeyn kısmı ise bahçesiyle birlikte kafeterya olarak düzenlenmiştir. Maslak ormanları içinde tarihi ve huzurlu bir mekandır.

FİLİZİ KÖŞK : Yıldız Sarayında II. Abdulhamid’in Başkatibi olan Tahsin Paşa’ya aittir. 19. yüzyılda varlıklı kesim ve devlet erkanının yazlık bölgesi olan Göztepe’dedir. Genel olarak 19. yüzyıl sonlarında yaygın olan Art – Nouveau özellikleri taşır. Üç katlı ve geleneksel Türk evi planına sahiptir. Restore edilmiş ve Türk Parlamenterler Birliği sosyal tesisi haline getirilmiştir.

FLORYA ATATÜRK KÖŞKÜ : Cumhuriyet devri için çok önemli bir mekandır. Yeşilköy’le Küçük Çekmece Arasındaki Florya sahilinde 1935 yılında İstanbul Belediyesi tarafından yazlık bir konut olarak yaptırılmıştır. Atatürk özellikle 1936 yaz ayında Haziran ve Temmuz aylarını burada geçirmiştir. Bilimsel ve siyasi toplantılarını burada yapmış İngiliz kralı da dahil önemli konuklarını burada ağırlamıştır. Atatürk’ten sonra burası cumhurbaşkanlığı konutu olarak Celal Bayar, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk ve Kenan Evren tarafından kullanılmıştır. Köşk eşyalarıyla birlikte Atatürk’ün kullandığı şekliyle korunmuştur. Atatürk İstanbul’da konulu daimi bir sergi ile Atatürk’le ilgili yayınların bulunduğu bir kitaplık ve satış yeri vardır. Hemen arkasında bulunan Yaverlik ve Genel Sekreterlik binaları, lokanta, kafeterya ve misafirhaneleriyle sosyal tesis haline getirilmiştir.

Bunların dışında, 1843’deHereke Fabrika-i Hümayunu adıyla kurulan Hereke İpekli Dokuma ve Halı Fabrikası ile 1894’de Yıldız Sarayı Bahçesinde Yıldız Fabrika-i Hümayunu adıyla kurulan Yıldız Porselen Fabrikaları Müze – Fabrika olarak Milli Saraylar’a bağlanmıştır. Her iki fabrika geleneksel yapısını koruyarak Milli Saraylar ve bazı kamu kuruluşları için üretime devam etmekte olup ziyaret edilebilmektedir.
Yalova Termal’de bulunan Yalova Atatürk Köşkleri de Atatürk’ün sıkça kullandığı mekan olması bakımından Cumhuriyet Tarihimizin önemli bir tarihi mekanıdır. Bu nedenle koruma altına alınmış ve yönetimi Milli Saraylara verilmiştir.

Kısacası Yakın Tarihimizin tanıkları olan ve bu dönemin yaşam biçimiyle sanat anlayışını yansıtan bina, yerleşim, eşya, dekorasyon ve süslemelerin yer aldığı tarihimiz ve kültürümüz açısından son derece önemi bir koleksiyon, Milli Saraylar şemsiyesi altında yönetilmektedir. Fakat bu sadece bir ziyaret ve güvenlik organizasyonu değildir. Böylesine değerli bina ve objelerin güvenliğinin yanında bakım, onarım, temizlik, restorasyon gibi işleri de bir o kadar önemlidir. Çünkü binalar ve eşyalar sürekli bakım istemekte, ihmal edildiğinde çürüyüp yok olmaktadır. Günümüzde artık bilinmeyen tekniklerle veya ustaları kalmamış sanatkarlıkla yapılmış binaların, objelerin bakım ve onarımı için, bu eski teknik ve sanatların da yaşatılması gerekiyor. Milli Saraylar işte bunu da yapıyor. Bünyesinde seksiyonlar var, atölyelerinde saraydaki yapı ve objelere göre ustalar var : Metal, porselen, cam, mobilya, tekstil, saat, müzik aletleri, tablo, hat sanatı, kalem işleri, halı, kitap vs. Uzmanların kararıyla bakım ve onarımına karar verilen objeler atölyeye gönderiliyor. Sonra yerine konuluyor. Dolmabahçe sarayında tavan ve duvar süslemeleri restorasyon işleri hiç bitmez. Sırası gelen bir odada çalışma mutlaka vardır. Milli Saraylar, bünyesindeki bu tarihi eser restorasyonu uzmanlarıyla, tarihi bina restorasyon ve dekorasyon işlerinde diğer kamu kuruluşlarına da hizmet veriyor.

Bize her konuda çekinmeden yazabilirsiniz